Türkiye’deki üniversite bitirmiş insanların kendilerini toplumun üzerinde görme eğilimi bana kalırsa bu ülkedeki en büyük meseledir.
Üniversite Türkiye’de meselelere çözüm üretmede ülkeye katkıda bulunmak için bir araç değil bizzat sorun üreten mekanizmanın kendisini yeniden üretiyor.
Her türlü ayrımcılığın, kimin makul ve de makbul olacağını, kimin aşağılanmaya layık olduğunu gösteren bir tür vitrin halini alıyor.
Devlet üniversitleri kimin resmi ideolojiye uygun olduğunu onaylayan mekanizmalar iken, özel üniversiteler kimlerin “elit” ve kimlerin “üst sınıf” olduğunu teyit eden ve bunların etiketlerini üreten mekanizmalara denk geliyor.
Eh, milyonlarca insanı eleyerek yahut özel üniversitelerde olduğu gibi parayı bastırarak alınan etiketlerin de üzerine yapışanları ayrıcalıklı hissettirmek gibi bir işlevi olsun!
Mezun olur olmaz, hatta henüz öğrenciyken hemen iki sözcüğün altında “eh halkımız da cahil, eğitimsiz” demeye başlama hakkını kendinde görmeye başlar “okumuş” yahut “okumakta” olanlarımız.
Üniversitenin bizzat kendisinin bir gösterge olduğu bir toplumda inançları gereği başını örten bir genç kadına kalkıp da “senin başörtün aslında inancından değil, siyasi simge olmasından, o nedenle çıkart onu başından yahut aramızdan defol” demeye herkes kendinde hak görebiliyor.
Elbette üniversiteden mezun olununca halkın seviyesinden koparak yarı-tanrı seviyesine yükseleceksin. Orada eğer “aşağıdakiler” gibi görünecek olursan gösterilen şeye ters bir izlenim yaratırsın.
Elit yarı-tanrı seviyesine yükselmek istiyorsan elbette alt tabakalardaki “eğitimsiz, cahil bırakılmış” insanların göstergelerinden kurtulmalısın.
Yanlış anlama yani, içinden istediğin kadar dindar olabilirsin, zaten hepimiz öyle değimliyiz ayol! Ama bunu göstermek başka şey. Eğer içindekini aynen yansıtacak olursan nasıl kendini ayırabileceksin “onlardan!” Zaten özünde “onlar” ve “biz” arasında hiçbir fark yok ki! Sadece dışarıdan bakınca biz moderniz, “değişik”iz.
Yoksa hepimiz Doğuluyuz. Ne de olsa insanları başına taktığı şeye göre sınıflandıran bir tasnif anlayışına sahibiz. Nasıl ki bir koyu dindar başı açıklara küfreder biz de içimizden seviyemizi düşürmeye çalışan her başı bağlı insana küfreder dururuz.
Yok aslında bir birimizden farkımız! Fark sadece şu an kanunların ―ve de şükürler olsun ki gerçek efendilerimiz olan eli silahlı kuvvetlerin ve eli kanun yazan ve de beyni yazılanları istediğimiz şekilde yorumlayan hukuk kuvvetlerimizin― bizden yana olmasıdır…
Bizim için ne o türbanın içindeki fikirler önemlidir ne de kafasında boya olan diğer saçlarla örtülü beyinlerin içindeki fikirler. Onlar gerçek üniversitelerde önemlidir. Bizim üniversitelerimizin öyle bir kaygısı da öyle bir işlevi de yok ne de olsa.
İnsanların fikirlerle değil hâlâ kaba kuvvetle ikna edildiği bir memleketteyiz haberin yok mu? Pek cahilsin canım sen de! Zaten kafandaki bez parçasından belli. Cahilsin işte. Bu ülkede özgürlük sadece biz elitlerin tanımını yapabileceği bir şeydir.
Sayımız az da olsa sorun değil. Güç bizde. Asimetrik olmuş ne yazar. Güç güçtür. Medya bizimle, kaba kuvvetler bizimle, kanun kuvvetler bizimle, ülkeyi kuranları da zaten çoktan kendi fikirlerimizle sınırladık, onlar da elimizde rehin zaten. Kim ne yaparsa yapsın eğer bizim elit dünyamızı tehlikeye sokacak bir ibare taşıyorsa hemen yaygarayı basıp “ülke elden gidiyor, tersanelerimize girilmiş, telekomlarımız satılmış, köprüler ha gitti ha gidiyor, memleketi sattılar” diye bağırırsak anında düşman kuvvetler safına seni sokuveririz.
O nedenle ayağını denk al. Elit olmak kolay değil. Hemen geldiğin sınıfa sırtını dönecek ve ruhunu 1923 ruhuna teslim edeceksin.
Böylelikle “mış” gibi yapsan bile kimse kalkıp da “oha ne oluyor ne alakası var” diyemez. Kimse kalmadı ki o zamandan. Zaten halk cahil bırakılmış ve eğitimsiz… Bir tür sürü. Güdülmeyi bekliyor. Kim tarafından, elbette ki karısının başı bağlı ve eve ayakkabısız giren badem bıyıklı başbakanlar tarafından değil!” Onlar sadece biz arka plandaki elitlerin kuklası olabilirler.
Öyle esmer falan olursan, Türkçeyi adam gibi konuşamıyorsan ne işin var aramızda. Sakın parlamentoya bile gelme. Parlamento öyle herkesin özellikle de halkın iradesini yansıtan ve de gösterilen bir yer olabilir mi?
Biz orada ne kadar ilerlediğimizi cümle aleme göstermek üzere bir göstermelik meclis kurduk sakın ola ki onu hakiki parlamentolarla karıştırma. Zaten o meclisi bu aciz halk talep etmedi ki biz kendi aramızda toplanalım diye yaptık onu!

Bu bir oyun ve meclis de oyuncak. Bizler oynamak üzere kurduk ve gerçekleri değil, konuşulması gerekeni değil, çözüm üretimini değil, zevzeklik yapmak için kurduk onu…
Sen ise kalkmış gerçek insan haklarından ve kendi istediğin gibi yaşamaktan, istediğin gibi düşünmekten bahsediyorsun.
Herkes her istediğini düşünüp, hissedecek ve onu yaşamaya cesaret gösterecek olursa o zaman nasıl bizim gibi olmayanlardan üstün oluruz? Onlar da eşit olup bizim gibi gelişirler ve biz kimseye kalkıp da “onlar eğitimsiz” diyemeyiz!
Öyle modern kurumların gerçekten modernleşmesine ve olması gereken işlevlere bürünmesine tarihte kim izin vermiş ki yöneten elit sınıflar olarak biz buna izin verelim. Direneceğiz bu barbar istilasına. Direneceğiz bu seviyesiz giyim zevkine ve seviyesiz ve “mantıksız” inançlara. Kanımızın son damlasına kadar savaşacağız bu ilkel ve eğitimsiz güruhların kendi değerlerini ulu orta hayata geçirmesine. Direncimiz artacak bugüne kadar uyguladığımız baskılara rağmen değişime direnen bu yığınların düşük değer yargılarının bizleri kaplayıp bizi boğmasına. Nasıl 83 yıllık baskıya rağmen teslim olmaz cahillik canım! Evet eğitim olanakları yaratacağına bu rejim silah alımları ve harcamalarına kaynakları aktardı. Oradan oluşan rantın tadı da bir başkaydı. Ama en azından biz elitlerin neler giyip-yediğine ve nasıl ilişkiler kurduğuna gazete sayfalarından, TV köşelerinden bakarak da mı bir şeyler öğrenemediniz.
Eh, o zaman siz böyle cahil yaşamayı hak etmişsiniz işte. Kendi ağzınızla itiraf ettiniz.
O halde baskıya devam, zulme devam. Devlet ne için var canım? Her şeyi bizim elit azınlığımızın çıkarları doğrultusunda zorlayabilmek için değil mi? Bu devlet hepimizin ve bazılarımıza ballı börek kısmı bazılarımıza ise dayak, sopa, baskı, zulüm ve silah ve de mermi olan kısmı düşüyor.
Cumhuriyeti bizler kurduk onun demirden paletleri altında ezilecek olanlar da sizlersiniz!





