<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Gelişme Bilinç ve Farkındalık</title>
	<atom:link href="http://amritsangeet.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://amritsangeet.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 21 Feb 2012 13:05:35 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>OSHO/ Bilgelik Kitabı Ropörtaj</title>
		<link>http://amritsangeet.com/osho-bilgelik-kitabi-roportaj/</link>
		<comments>http://amritsangeet.com/osho-bilgelik-kitabi-roportaj/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Jan 2012 09:37:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sangeet</dc:creator>
		
		<guid isPermaLink="false">http://amritsangeet.com/?p=1302</guid>
		<description><![CDATA[Osho kimdir? Onu bildik tanımlamalar içinde, ne ile açıklayabiliriz? Filozof mu, entelektüel mi, ermiş mi, bilge mi?
Soru kendi içerisinde çelişkili çünkü Osho kimdir sorusunu bildik tanımlar içerisinde anlatamayız. Osho’nun kim olduğuna tarih ve insanlığın ondan ne anlayacağı karar verecek. Ama ona kısaca “bilge” diyebiliriz, evet. Ermiş de diyebiliriz. Sonuçta bilgelik adında bir kitabın kaynağı ne [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em><a href="http://amritsangeet.com/wp-content/uploads/2012/01/osholu.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-1303" title="osholu" src="http://amritsangeet.com/wp-content/uploads/2012/01/osholu-300x222.jpg" alt="" width="300" height="222" /></a>Osho kimdir? Onu bildik tanımlamalar içinde, ne ile açıklayabiliriz? Filozof mu, entelektüel mi, ermiş mi, bilge mi?</em></strong></p>
<p>Soru kendi içerisinde çelişkili çünkü Osho kimdir sorusunu bildik tanımlar içerisinde anlatamayız. Osho’nun kim olduğuna tarih ve insanlığın ondan ne anlayacağı karar verecek. Ama ona kısaca “bilge” diyebiliriz, evet. Ermiş de diyebiliriz. Sonuçta bilgelik adında bir kitabın kaynağı ne de olsa. Bizlerin bilgeliğimize katkıda bulunacak kadar bilge…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><em>Peki bu tanım içinde Osho’nun referansı nedir?</em></strong></p>
<p>Osho’nun referansı kendisidir. Bazı insanlar vardır herhangi bir kategoriye sokulamazlar. Osho da kategorisi kendisi olan ir insan. Osho birisi bir şey söylediği için değil kendisi o söylediklerini söylediği için öyledir. Yani referansı kendisidir. Otoritesini başkası ona vermez, otoritenin kendisidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><em>Osho’nun kitaplarını çıkaran Ganj Yayınları’nın, Osho kitaplarını lokomotif eser seçmesinin sebebi nedir?</em></strong></p>
<p>Aslında Osho kitapları basmak düşüncesinin ürünüdür Ganj Yayınlar. Yani bizlerin yayıncı olmasına sebep Osho’dur. Yayıncı olduktan sonra başka kitaplara da şans tanımaya karar verdik hepsi bu. Ama Osho her zaman Ganj Yayınları’nın esas iştigal ettiği alan olacaktır. Osho’nun tuttuğu ışığı Türk Toplumuna yansıtmak, Türkçe’ye kazandırmak bizim en sevdiğimiz işler arasındadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><em>Biliyoruz ki, Osho’nun kaleme aldığı tek bir kitabı bile yok. Tüm kitaplar Osho’nun konuşmalarından derleniyor. Bu açıdan, nasıl bir çalışma gerçekleştiriyorsunuz?</em></strong></p>
<p>Biz Ganj Yayınları olarak yayınladığımız tüm kitapların teliflerini satın alıyoruz. Bizler derleme yapmıyoruz zaten oluşturulmuş olan metinlerin Türkçeleştirilimesini sağlıyoruz. Ticari olarak bu metinleri ürünlere dönüştürüp okuyuculara sunuyoruz.</p>
<p>Osho’nun yaptığı konuşmalar yıllar boyunca kaydedilmiştir. Bu kayıtlara bütünüyle sadık kalınarak metinler oluşturuluyor. Kimi kitapları yıllar içerisinde yapmış olduğu farklı konuşmalardan alınan kısımlarla belirli bir başlık etrafında derleniyor. Yayınlarımız arasındaki kitapların belirli bir kısmı bu şekilde derlenmiş kitaplardan oluşuyordu. Son zamanlarda 70 ve 80’li yıllarda yapmış olduğu çeşitli konular üzerine yoğunlaşmış konuşma serilerini tek kitap olarak derlenmeden yayınlamaya başladık.</p>
<p>Bilgelik Kitabı I-II.Ciltler de bu şekilde 11 Şubat 1979 -10 Mart 1979 tarihleri arasında ardı ardına yapılmış konuşmaların kayıtlarıdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><em>Alışıldık “mülayim” bilgeler ve “provokatör” Osho. Üstelik zengin ve zevk düşkünü… Bu durum, onun hakkında pek çok şaibeli sözün söylenmesine neden oluyor. Siz bütün bunları nasıl açıklıyorsunuz?</em></strong></p>
<p>Öncelikle şunu ayırt etmekte fayda var: Osho birtakım şeyleri söylerken bu söylediği şeylerin kendisi hakkında bir şeyler olması her durumda söz konusu değildir. Osho gibi bir usta kendisine sorulan soruları cevaplamaktadır. Kendi yaptığı, uyguladığı şeyleri anlatmıyordur. Bilgelik Kitabı’nda da görülebileceği üzere insanlığın tüm birikimi üzerinde çeşitli yorumlar yapmakta, gerektiğinde bir öykü anlatmakta, gerektiğinde ise ―belden aşağıya bile olabilir― fıkralar anlatmaktadır. Bazen de Hz. İsa’dan, Hz. Musa’dan, Buda’dan, Lao Tzu’dan, Mevlana’dan alıntılar da yapmaktadır…</p>
<p>Yani siz sorunuzda aktardığınız gibi Osho’ya zevk düşkünü derken bu ona karşı bir yargıdan öteye gitmiş olmuyor. Ya da ona zengin (maddi anlamda) dediğinizde aslında bu gerçeği ifade etmiyor. Osho ne maddi anlamda tek kuruşu olan ne de zevk düşkünü bir insan. O sadece bunları reddetmiyor. Özellikle de din adına, maneviyat adına, ruhsallık adına bunlardan kaçınılmasının gerekli olmadığını ifade ediyor. Ancak bizim zihinlerimiz, kendi zihin haritamızda yargılamakta olduğumuz bu ve benzeri kavramları sanki Osho kendisinden bahsediyor yahut onları savunuyor gibi algılayabiliyor.</p>
<p>Osho insanlığa mesajlar veren bir ustadır. Onun söyledikleri kendisiyle ilgili değildir, bizimle ilgilidir. Onun bulunduğu bilinç seviyesinde zevk de para da çok ama çok anlamsızdır. Bizler bilinç seviyemizin bulunduğu yere göre onu anlamaya çalıştığımızda Osho’ya zevk düşkünü, provakatör, şaklaban, yalancı, sahtekâr yahut ilahi bir insan diyebiliriz. Bu sadece bizim zihnimizdeki yargıların ona bakarkenki yansımaları olacaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><em>Sizce Osho gerçekten tehlikeli(!) bir adam olabilir mi?</em></strong></p>
<p>Osho kesinlikle çok çok tehlikeli bir insandır. İsa kadar tehlikelidir, Musa kadar tehlikelidir. Hz. Muhammed kadar tehlikelidir. Buda kadar tehlikelidir. İnsanlığın din adına, inanç adına, ruhsallık adına, bilinç adına yapa geldiği tüm saçmalıkları yerle bir edecek, tüm önyargılarını ve beklentilerini boşa çıkartabilecek kadar tehlikeli bir adamdır.</p>
<p>Eğer sabit bir fikri varsa insanın, onsuz yapamayacağı inançları varsa Osho okumasını asla tavsiye etmem. Osho açıkçası herekse göre değildir. Kendi bildiği doğruları ve inanç kalıplarını, referans çerçevesini sorgulamaya cesareti olmayan kimseye Osho okumasını tavsiye etmem. Onların okuyabileceği yeterince kita ve düşünce her zaman her yerde mevcuttur. Hiç kafalarını karıştırmasınlar ve hiç boşuna kendilerini tehlikeye atmasınlar…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><em>Bizim bildiğimiz tüm “Mülayim” bilgeler ve “Provokatör” Osho…  En kaba ifadesiyle “sataşmadığı, yok saymadığı” kimse ve hiçbir şey yok. Osho’yu bu derece fütursuz kılan şey nedir sizce?</em></strong></p>
<p>Bizlerin aptallığı dışında onu fütursuzlaştıran bir şey yoktur. Bizlerin sorgulamaksızın kabul ediverdiğimiz, bize söylenen her şeye inanıverdiğimiz hayalleri paramparça etmek dışında hiçbir seçeneği olmaması Osho’yu bu kadar fütursuz kılmaktadır. İnsanlık aptalca fikirlerle binlerce yıl kaybetmiş durumda ve eşiğinde bulunduğumuz krizler oldukça yaşamsal düzeyde. Bizlerin “doğru” bildiği tüm saçmalıkları toptan tarihin çöplüğüne atmak en iyisi. “Mülayim bilgeler” insanlığı epey oyaladı. Osho gibi ustalar tarihte çok sayıda bulunmazlar. Onu “mülayim bilgelikle” aynı kategoride değerlendirmek doğru değil. O nedenle o bahsedilen “bilgelik” türünün yaptığı her şeyi yok etmektir Osho’nun işi. Arada herhangi bir benzerlik kısacası yok.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><em>Son kitap Bilgelik Kitabı’nda okurları neler bekliyor?</em></strong></p>
<p>Adı üstünde en öncelikle bilgelik bekliyor. Kitap Osho’nun Atisha adındaki bir Budist gelenekten gelen bilgenin zihni eğitmenin tekniklerini anlattığı sutraları üzerine yaptığı yorumlarla başlıyor. Ve bu yorumlar üzerine dinleyiciler arasında kendi manevi yolculuğu üzerine oluşan sorulara verdiği yanıtlardan oluşma bölümlerle ilerliyor. Sonraki bölümlerde yeniden Atisha’nın sutralarına dönüp yorumlar yapıyor ve yeniden oluşan sorulara yanıtlar veriyor.</p>
<p>Zihnin, bilincin ve kendini tanımanın inceliklerini anlatan bir ustaya sorulan maneviyatla ilgili sorularda pek çok modern insanın ruhsal yolculuğuna ilişkin verilmiş cevaplar var. Kitabı oluşturan konuşmaların bu kendine has yapısı sayesinde, aslında modern insan zihni ve onun meseleleri çözümleniyor ve hakiki maneviyatın önündeki engeller ve yanlış anlaşılmalar bir bir gideriliyor.</p>
<p>21. Yüzyıldaki insanların bir Buda’ya doğrudan sorular sorması ve yanıtlar alması söz konusu olan. Bu durum okurun kendi çağında geçerli olan bir bilgelikle temas kurmasına vesile oluyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><em>Bilgelik Kitabı bize, hayatımızın içindeki hemen her gerçeği çöpe atmamızı, en azından bir daha gözden geçirip, yeniden tanımlamamız gerekliliğini hissettiriyor. Bütün bunlar ne kadar “geçekçi” ve “uygulanabilir”?</em></strong></p>
<p>Bilgelik Kitabı aslında bildiğin her şeyi çöpe at demiyor. Onları çürütüyor. İnandığımız yahut doğru sandığımız ama aslında öyle olmayan ne varsa evet çöpe gidiyor. Ama biz onların kokmuş ve çürümüş olduğunu fark ediyoruz ve onları severek çöpe gönderiyoruz.</p>
<p>Ancak yaşadığı hayatın yeterince gerçek ve anlamlı olduğunu düşünen ve buna ikna olmuş insanların hiçbir şey yapmasına gerek yok. Zaten bu kitabı da almalarında bir fayda görmüyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><em>Bilgelik Kitabını en çok kimler okumalı?</em></strong></p>
<p>İçinde hakikat için arzu olmayan, kalbinde güzelliğe yönelik bir hayranlık taşımayan, varoluşun mucizelerine tanık olup da hayrete düşmeyen, kendisini anlamk, kim olduğunu bilmek, sevgiye ve neşeye ve dansa ve yaratıma kendisini adamaya hazır hissetmeyen bir insanın Osho’nun herhangi bir kitabını almasını yahut meditasyonlarını yapmasını anlamlı kılacak ne var bilemiyorum. Bu anlamda Bilgelik Kitabı içinde hakikat için içinde özlem taşımayan insanlara kitabı tavsiye etmiyorum</p>
<p>Bilgelik herkesin yaşamsal ihtiyacı değil sonuçta. TV seyretmek, Facebook’ta vakit geçirmek yahut Tweet atmak  pek çok insan için çok daha anlamlı aktiviteler olacaktır, bu kitabı okumaktansa.</p>
<p><a href="http://amritsangeet.com/wp-content/uploads/2012/01/bilgelik1-2-mixed.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-1310" title="bilgelik1-2-mixed" src="http://amritsangeet.com/wp-content/uploads/2012/01/bilgelik1-2-mixed-249x300.jpg" alt="" width="249" height="300" /></a><strong><em>Osho çelişkili sözlerini bu kitapta da sürdürüyor. Doğrusu düşünüyoruz, “bu adama inanmalı mıyız, bu adamın yolundan gitmeli miyiz, bütün bunlar deli saçması şeyler, adamın bir dediği diğerini tutmuyor.” … Sizce Bilgelik Kitabı’nı okurken de ara sıra “Yaa bu adam benimle dalgasını geçiyor sanırım.” Diyecek miyiz?</em></strong></p>
<p>Evet her zaman bu olacak. Osho saçma olan her şeyle dalgasını geçmiştir. Ve bizlerin doğru bildiğimiz, inandığımız ve varsaydığımız neredeyse her şey çok saçmadır. Ama Osho zaten bu kitabın içinde neden bunu böyle yaptığını anlatıyor. Bu soru kitabın içerisinde sorulmuş ve cevabı da verilmiş vaziyette anlayacağınız.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu ve benzeri pek çok sorunun cevabı kitapta mevcut. Bugüne kadar Osho hakkında oluşmuş çok, pek çok sorunun cevapları bu kitapta var. Dolayısıyla Osho okurları bu kitapla yıllardır kendilerini meşgul eden pek çok şeyi açıklığa kavuşturmuş oluyor.</p>
<p>Bu kitapla Osho’nun gösterdiği engin varoluş okyanusunda derin sulara doğru ilerliyoruz. Artık uzaklara ve enginlere doğru yol almak ve daha derinlere dalmak için vakit geliyor. İnsanlık ve okurlar giderek olgunlaştıkça Bilgelik Kitabı gibi metinler daha da çok gelecek ve bize meydan okuyacak… Bu serüven giderek heyecanlı bir şekilde devam edecek.</p>
<p>&nbsp;</p>
<a class="a2a_dd addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save?linkurl=http%3A%2F%2Famritsangeet.com%2Fosho-bilgelik-kitabi-roportaj%2F&amp;linkname=OSHO%2F%20Bilgelik%20Kitab%C4%B1%20Rop%C3%B6rtaj">Yazıyı Paylaş</a>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://amritsangeet.com/osho-bilgelik-kitabi-roportaj/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Buda Mısın Budala Mı? ücretsiz indir</title>
		<link>http://amritsangeet.com/1287/</link>
		<comments>http://amritsangeet.com/1287/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Jan 2012 20:28:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sangeet</dc:creator>
		
		<guid isPermaLink="false">http://amritsangeet.com/?p=1287</guid>
		<description><![CDATA[&#160;
&#160;

Sangeet&#8217;in ilk Kitabı
&#8220;Buda Mısın Budala Mı?&#8221;
elektronik versiyonunu bedava indirmek için
bu linki tıklayınız..
(Rapidshare)
eğer yukardaki link çalışmazsa bunu da deneyebilirsiniz:
mediafire dosya paylaşım linki için tıklayınız..
kitabı %40 indirimle satın almak isterseniz
burayı tıklayınız.. 
&#160;
&#160;
&#160;
&#160;
&#160;
&#160;
&#160;
&#160;
&#160;
Yazıyı Paylaş]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="http://amritsangeet.com/wp-content/uploads/2012/01/budamısın_200_persp2.jpg"><img class="size-full wp-image-1290 aligncenter" title="budamısın_200_persp" src="http://amritsangeet.com/wp-content/uploads/2012/01/budamısın_200_persp2.jpg" alt="" width="207" height="239" /></a></p>
<p style="text-align: center;">Sangeet&#8217;in ilk Kitabı</p>
<p style="text-align: center;">&#8220;Buda Mısın Budala Mı?&#8221;</p>
<p style="text-align: center;">elektronik versiyonunu bedava indirmek için</p>
<p style="text-align: center;"><a href="https://rapidshare.com/#!download|383tl5|1207371283|BUDA_MISIN_BUDALA_MI_-SANGEET.pdf" target="_blank">bu linki tıklayınız..</a><br />
(Rapidshare)</p>
<p style="text-align: center;">eğer yukardaki link çalışmazsa bunu da deneyebilirsiniz:</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.mediafire.com/?aav49qaygdzhc4a">mediafire dosya paylaşım linki için tıklayınız..</a></p>
<p style="text-align: center;">kitabı %40 indirimle satın almak isterseniz</p>
<p style="text-align: center;"><a title="buda mısın budala mı satın al" href="http://ganj.com.tr/index.php?page=shop.product_details&amp;category_id=3&amp;flypage=flypage.tpl&amp;product_id=89&amp;option=com_virtuemart&amp;Itemid=1" target="_blank">burayı tıklayınız.. </a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<a class="a2a_dd addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save?linkurl=http%3A%2F%2Famritsangeet.com%2F1287%2F&amp;linkname=Buda%20M%C4%B1s%C4%B1n%20Budala%20M%C4%B1%3F%20%C3%BCcretsiz%20indir">Yazıyı Paylaş</a>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://amritsangeet.com/1287/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Buda mısın Budala mı?</title>
		<link>http://amritsangeet.com/buda-misin-budala-mi/</link>
		<comments>http://amritsangeet.com/buda-misin-budala-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Dec 2011 14:47:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sangeet</dc:creator>
		
		<guid isPermaLink="false">http://amritsangeet.com/?p=1249</guid>
		<description><![CDATA[

Yazıyı Paylaş]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="fb-root"></div>
<p><script src="http://connect.facebook.net/en_US/all.js#xfbml=1"></script><fb:like-box href="http://www.facebook.com/pages/Buda-m%C4%B1s%C4%B1n-Budala-m%C4%B1-Sangeet/155871931162864" width="500" show_faces="true" border_color="" stream="true" header="true"></fb:like-box></p>
<a class="a2a_dd addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save?linkurl=http%3A%2F%2Famritsangeet.com%2Fbuda-misin-budala-mi%2F&amp;linkname=Buda%20m%C4%B1s%C4%B1n%20Budala%20m%C4%B1%3F">Yazıyı Paylaş</a>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://amritsangeet.com/buda-misin-budala-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aile Dizimi Hakkında Sangeet ile Ropörtaj</title>
		<link>http://amritsangeet.com/aile-dizimi-hakkinda-sangeet-ile-roportaj/</link>
		<comments>http://amritsangeet.com/aile-dizimi-hakkinda-sangeet-ile-roportaj/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Dec 2011 14:45:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sangeet</dc:creator>
		
		<guid isPermaLink="false">http://amritsangeet.com/?p=1276</guid>
		<description><![CDATA[
SORU: Aile Dizimi uygulaması aklın sınırlarını zorlayan bir uygulama. Kabul edilebilir olması için “ruhun uzun upuzun yolculuğunu” kabul etmek gerekiyor. Her şeye önce mantığıyla aklıyla yaklaşan 21.yüzyıl insanı için, Aile Diziminin tam tanımı ne olabilir?
&#160;
Aile Diziminin tam tanımını yapmak ne kadar mümkün yahut doğrudur emin değilim. Bunu yapsa yapsa bu sistemin kurucusu olan Bert Hellinger [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em><img class="alignleft" src="http://photos-b.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-ash4/382879_10150448165507241_610042240_8414237_1794422568_a.jpg" alt="" width="156" height="230" /></em></strong></p>
<p><strong><em>SORU: Aile Dizimi uygulaması aklın sınırlarını zorlayan bir uygulama. Kabul edilebilir olması için “ruhun uzun upuzun yolculuğunu” kabul etmek gerekiyor. Her şeye önce mantığıyla aklıyla yaklaşan 21.yüzyıl insanı için, Aile Diziminin tam tanımı ne olabilir?</em></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Aile Diziminin tam tanımını yapmak ne kadar mümkün yahut doğrudur emin değilim. Bunu yapsa yapsa bu sistemin kurucusu olan Bert Hellinger yapabilirdi sanıyorum. Ancak herhangi, başı sonu belli bir tanımlama yoktur. Çünkü tanımlamış olacağımız şey sonuçta yaşanan tecrübelerin hepsini kapsamamış olacaktır. Çünkü bu tekniği kullanan ve uygulayan pek çok insan onu çeşitli şekillerde ve yaklaşımlarla ele almaktadır. Teknik yaşamakta olan bir organizma gibi değişimler ve evrimler geçirmektedir. Bert Hellinger’in kendisi de tekniği daha farklı şekillerde yapmaya başlamıştır örneğin.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ancak soru bana sorulduğuna göre ben de kendi tanımlamamı yapabilirim en azından. Aile Dizimi benim tanımlamamla ait olduğumuz geçmişin üzerimizdeki etkisini kavramamıza hizmet eden bir çalışmadır. Bu bir terapi yöntemi olarak ortaya çıkmıştır. Bert Hellinger’in yaratmış olduğu bu çalışma yöntemi aslen kökenleri insanlık tarihi kadar eskiye dayanan bir şamanik yöntemin günümüze uyarlanmış halidir. Bu çalışmanın yapılabilmesini sağlayan süreç Afrika’daki Zuluların binlerce yıllık kadim bir uygulamasından alınmıştır. Ancak neredeyse tüm dinlerin özünde ataların ne kadar önemli olduğuna vurgular yapılmış ve bazı hikâyeler anlatılmıştır. Bazı dini uygulamalar da Aile Diziminin günümüzde eksikliğini gidermeye çalıştığı birtakım prensipleri yerine getirebilecek öğeler içermektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Aile Dizimi artık insanlar bu sorudaki gibi, her şeyi akılları ile açıklamaya çalıştığı ve her şeyi kafasında çözme isteği ve inancı sebebiyle gerekli olmaktadır. Çünkü modern yaşamın geçmişe bir tepki olarak aşırı vurgulamakta olduğu akıl ile ve sorgulama yaparak gerçeği keşfetme yolu insanın dinler aracılığıyla bir nebze gidermekte olduğu geçmişi onurlandırma davranışını gereksiz bir şeye indirgemektedir. Böylelikle insanlar sadece okulda öğrendiklerini ve sadece kendi hayatlarında başlarına gelen olayların tam kontrolünün ellerinde olduğu gibi bir yanılsama içerisinde yaşamaktadırlar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Eskisi gibi dinler ve onların aktarmaya çalıştığı kadim bilgelik reddedildiğinden insanlara bu eksikliği gidermek üzere Aile Dizimi gibi teknikler aracılığıyla yardım etme ihtiyacı ortaya çıkmaktadır. Aile Dizimi aklın hüküm sürdüğü modern toplumun eksik bıraktığı insanın irrasyonel yanıyla ve bilinçdışı olarak etkisini sürdüren kolektif bilinçaltı ile temas kurmasına hizmet ediyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Aile Dizimi’nin aklın sınırlarını zorladığı doğrudur. Ancak hakikatle ilgili olan ne varsa zaten akılla anlaşılamaz. Mesela aşk. Aşkı akılla izah edebilen bir kimse çıkabilmiş midir? Yahut bir bebeğin nasıl olup da yahut nereden çıkıp hayatımıza giriverdiğini hangi akıl açıklayabilir. Yaşamın kaynağı nedir? Bu zincir nereye kadar uzanır? Nerede sonlanır? Yaşamın kendisi bir mucize değil midir zaten? Bu ve benzeri pek çok aslında bir açıklaması olmayan ama sanki aklımızla anlayabilirmişiz yahut yaptığımız açıklamalar yeterliymiş gibi zannettiğimiz o kadar çok şey var ki, 21. Yüzyıl insanının aslında her şeyi akılla açıklayabilme çabasının sorgulanması daha akıllıcadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Aile Dizimi de hakikat ile temas kurma araçlarından birisidir. Ve hakikate ilişkin birtakım konularla uğraşması ve hakikate hizmet ettiği oranda akılla, mantıkla açıklanabilecek şeylerin arasında olmadığı iddia edilebilir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Aile Dizimini anlamak yahut ondan fayda sağlamak, bunu samimi bir şekilde hayatına almak isteyen insanlara günlük hayatta kullandığı mantıksal çıkarımları, akıl yürütmeleri ve anlamlandırma çabalarını bir tarafa bırakmalarını tavsiye ederim öncelikle. Gündelik olarak kullandığımız ve toplum tarafından aile içi yahut formal eğitimle şekillendirilmiş olan zihinsel yapımızın Aile Dizimi ile olan biten şeyleri kavraması neredeyse imkânsızdır. Bu durumda Aile Dizimini anlamak isteyen bir kimse bir ön kabul yahut bir önyargı olmaksızın sadece neyin mümkün olduğunu kendi gözleriyle görmesi, çalışmaya katılıp doğrudan tecrübe etmesi ve sonrasında yaşadıklarını anlamak için eğer gündelik zihni, inanç kalıpları yahut kafasındaki varsayımları yeterli kalmıyorsa bakış açısını genişletmesi daha doğru yaklaşım olacaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em><strong>SORU:  Günümüzde spiritüalizm ile ilgilenen kişileri bekleyen pek çok terapi, meditasyon tekniği ve başka adlarda uygulamalar var. Aile Dizimi, kendini arayan birey için belli bir alanla kategorize edilebilir mi?</strong></em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Aile Dizimini spiritüalizmle ilgili alanlara sokmak doğru değildir. Her şeyden evvel bu çalışma bir terapi yöntemidir. Somut ve insan hayatını doğrudan etkileyen elle tutulur problemlerin ana kaynağını bulup çözümlenmesine doğru adım atmak üzere yapılır. Ancak ilginç bir şekilde çalışma büyük oranda ruhsal düzeyde işlev görmektedir. Çelişki gibi görünmesine rağmen çelişkili bir durum esasında yoktur. Ruhsal alanda işlev görse bile bu çalışmanın prensipleri bellidir ve şu ya da bu inanca, beklentiye yahut koşullanmaya göre sonuçları değişmemektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Şahsen ben eğitimi yurtdışında aldım ve dünyanın pek çok bölgesinden insan ile aynı ortamda bulundum. Problem ne şekilde tecrübe ediliyor olursa olsun aynı prensipler çerçevesinde bakıldığında benzer olumlu etkiler her durumda ve her koşulda ortaya çıkabilmektedir. Bilimsel teorilerle açıklanamasa da aile Dizimi uygulamaların her durumda test edilebilmesi ve uygulamaların sonuçlarının gözlemlenebilmesi açısından bilimsel bir yöntemdir. Bu elektriğin henüz teorisinin oluşturulmamasına rağmen etkilerinin ve varlığının gözlemlendiği zamanlardaki duruma benzemektedir. Bu çalışmanın etkileri ortadadır, vardır ve prensipleri çerçevesinde eğitimini alan herkes tarafından uygulanabilir. Bunun nasıl olduğunu açıklayacak olan teori için insanların var olan birtakım varsayımlarının sorgulanması ve gereksiz kalıyorsa da o varsayımlarından vazgeçmesi gerekecektir. Bu sürecin içerisindeyiz henüz. O kadar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Spiritüalizmde ise sizin bir ön kabulünüz ve inanç düzeyiniz alınacak sonuçlarda etki etmektedir. Örneğin reenkarnasyona inancınız yoksa ve yaptığınız uygulama sizin geçmiş yaşamlarınızla ilgili birtakım süreçler içeriyorsa bu alanda yapılacak uygulamalar sizde sınırlı etki yaratabilir ya da inancınız derinliğine bağlı olarak hayatınızdaki pek çok dengelerin bozulmasına sebep olabilir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu çalışmayı spiritüalizmin bir parçası olarak kendi amaçları doğrultusunda kullanan insanlar da yok değildir. Bunun sebebi biraz da çalışmanın ruhsal düzeyde iş görmesidir. Ancak doğru uygulama ve yaklaşım Aile Dizimini danışanın ve bu teknikten faydalanmak isteyen kişilerin problemleri ile ilişkili olarak kullanmak ve o çerçevede bize verilmiş olan izin ile sınırlamaktır. Aksi takdirde bunu bir tür büyücülük haline getirmiş olursunuz ki bu anlamsız ve bağlamdan tamamen kopartılmış haliyle uygulandığında Aile Dizimi kötüye kullanılmış demektir. Bu arada iznimiz olmayan kişiler ve durumlar için bu çalışmayı uygulamanın manevi anlamda büyük sorunlar teşkil edebileceğini unutmamak gerekir. Bu anlamda Aile Dizimi profesyonel düzeyde uygulanmasında büyük fayda olan bir çalışmadır. Ülkemizde henüz bu alanlarda tam anlamıyla standartlar oluşmadığından kötüye kullanımlar yok değildir. Bunu engelleyecek bir mekanizma yakın zamanda oluşacak gibi de değildir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em><strong>SORU: Tiyatral ya da dramaturjik öğeler taşıyor mu? Dizime katılan temsilciler rollerini(?) nasıl </strong></em><em><strong>belirliyorlar?</strong></em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu çalışmada tiyatral yahut dramaturjik hiçbir öğe yoktur. Dolayısıyla ortada bir “rol”den bahsetmek doğru değildir. Kalkan kişiler içlerine doğan duyguları hissetmekte ve yaşamaktadırlar. Dolayısıyla olan şey şudur: yaşanmış, hakiki tecrübeler başka bir zamanda ve başka bir bedende yeniden hayata geçmektedir. Ve en çarpıcı nokta tam da burasıdır. Bu nasıl olmaktadır? Tecrübelerimden edindiğim gözlemler sonucunda bunun pek çok TV’nin aynı yayını farklı farklı yerlerden algılayıp bize göstermesine benzediğini söyleyebilirim. İnsanların yaşadıkları tecrübelerin tümü hep kalmaktadır ve bir yere gitmemektedir. Enerjinin kendisi bizim makinelerimizin alamayacağı frekanslarda ortamda hep bulunmaktadır.</p>
<p>Bizler de aslında yaşamış tüm insanların bütün tecrübelerini her zaman algılamakta ve içimizde hissetmekteyiz. Ve dizim sırasında ailesini temsilen birisi sizi seçtiğinde bize kendi ailesinde temsil edeceğimiz kişinin bilgilerine erişme iznini de vermiş olmaktadır. Elbette bu bilinçdışı bir süreç olarak gerçekleşir. Ne veren ne de izni alan kişi bunu söze dökmez yahut bilinç düzeyinde bunun iletişimini kurmazlar. Ancak manevi alanda kendiliğinden bu süreç hayat bulur. Zaten kişiler ailesinin temsilcisini seçerken bilinçdışı düzeyde etkileşim çoktan başlamış olmaktadır. Pek çok dizimde insanlar kendilerinin belirli bir role seçileceğini önceden bildiklerini rapor etmektedirler.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ancak bazı temsilciler yanlış anlayacak olursa sanki kendilerinden öyle bir beklenti varmış zannederek teatral bir şekilde davranabilirler. İyi bir terapistin bunu hemen fark edip uyarması ve eğer ilerleme sağlanmıyorsa da temsilciyi değiştirmesi ve diğer kalkacak kişilere bu durumu çok net bir şekilde ifade edebilmesi gerekmektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em><strong>SORU:  Kişinin kendini kökleri içinde yeniden konumlandırabilmesi ile pek çok sorunun çözümlenebileceği söyleniyor. Birinci derece aile üyeleri açısından bakıldığında çok anlaşılır. Peki insanın, kendi geçmişinde kimsenin bilmediği gerçeklere uzanması nasıl gerçekleşiyor.</strong></em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Evet, bu bize verilen eğitimle kolay kolay anlaşılabilir bir şey değildir. Bunu fiziksel dünyadan bir örnekle verirsek tersinden de olsa olaya açıklama getirmiş olabiliriz. Diyelim dedemizin babasının kalıtsal bir hastalığı var. Şeker hastası olsun… Biz belirli bir yaşa geldiğimizde DNA’mızda kayıtlı olan birtakım etkiler bizi şeker hastası yapıyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu durumda bizim herhangi bir şey bilmemize gerek var mıdır? Biz zaten o etkilerin ürünüyüz. O etkiler orada olduğu için biz buradayız. Bizler bizden öncekilerin yapıp ettiği her şeyin bir sonucuyuz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Buna ailemizde olup bitmiş olaylar ve özellikle de gizli saklı kalmış şeyler de dâhildir. Mesele Aile Dizimindeki acayiplikler değildir. Mesele bizim rasyonel ve sebep-sonuç ilişkilerini algılayan zihnimizin sadece çok küçük bir parçasıyla her şeyi yorumlamamızdan kaynaklanıyor. O kısım bu olanları anlayamadığından “aa ne acayip, nasıl olabilir ki” diye tepki gösteriyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sadece hikâyenin gözlerimizin önünde gerçekleşmiş kısmına bakıyoruz ve sadece onlara maruz kaldığımız sanıyoruz. Bakın, insan beyninin çok küçük bir kısmı sebep-sonuç ilişkilerinden sorumludur ve bu kısımlar son birkaç bin yılda gelişmiştir. Ve insanlık sebep-sonuç ilişkilerine bu kadar bağımlı hale sadece son 100-150 yılda gelmiştir. İnsan çok engin bir varlıktır. Çevresine verdiği tepkilerle sınırlı değildir. İnsan kendisine gelene kadar var olmuş her bir insandan şeyler taşır. Özellikle de Aile Dizimi çerçevesinden yaklaşacak olursak ailesine dâhil olan tüm üyelerle bağlı durumdadır. Onların yapıp ettikleri her şeyin etkilerini içerisinde taşımakta ve hayata geçirmektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Aile Dizimi olmayan bir şeyleri yaratmamaktadır; sadece içimizde bilinçli yahut bilinçsizce taşımakta olduğumuz şeyleri su yüzüne çıkartmaya ve daha yüksek bir bilinç düzeyinden onları algılamaya hizmet etmektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bunun bize garip gelmesinin sebebi Aile Diziminin anormal, doğaüstü bir şey yapmasından değil, bizlerin kendi doğamız ve içimizde taşımakta olduğumuz şeylere yabancı olmamızdan kaynaklanmaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em><strong>SORU:  Aile Diziminin obeziteden, iflasa, intihar eğilimden, eşcinselliğe kadar pek çok yaşamsal duruma açıklık getirmesi bir iddia mıdır? Aile Dizimi hangi problemler için kullanılıyor?</strong></em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Aile Dizimi, sebebi sistemik olan yani aileden yahut ait olunan gruptan kaynaklanan her durumda işe yaramaktadır. Bahsettiğiniz konuların hepsi bu kapsama girebilmektedir. Ancak girer demiyorum. Tek tek durumlara bakmakta fayda vardır. Şişmanlık örneğin aileden gelebileceği gibi bazı durumlarda sadece fizyolojik bir sebebe de dayanabilir. Ancak intihar, parasal durum gibi şeyler büyük oranda sistemik yani ailevi hikâyelerle ilgili olabilmektedir. Ancak tüm bu sizin bahsettiğiniz konular Aile Dizimi ile bakılabilecek konulardır ve onların çok küçük bir kısmıdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Karşı cinsle ilişkiler, boşanmalar, hastalıklar, taşınan ağır kader durumları, iş hayatıyla ilgili sorunlar vs… Hatta toplumsal yahut toplumlar arası konular dahi Aile Dizimi tekniğiyle bakılabilecek şeylerdir. Bir şeyin sebebi bir sistem ile alakalı ise o sistemi oluşturan öğelerin temsilcileri aracılığıyla sistemin çözümlenmesi yapılabilmektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu bağlamda bir bireyin yaşadığı bir sağlık problemi aslında sistemdeki bir arıza olarak düşünülebilir. Ve o şekilde yaklaşmak gerekir. Sistemde doğru gitmeyen yahut eksik kalmış bir şey sebebiyle o kişide o problem ortaya çıkmaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu şekilde tanımlandığında yaşadığımız her şeyin ait olduğumuz şu ya da bu sisteme ait bir başka şeyle ilişkili olduğunu varsayabiliriz. Belki ileride Aile Diziminin yanı sıra farklı sistemlerin dizimleri de yapılabilir. Çünkü insanlar insan olmanın yanı sıra dünyadaki tüm canlılarla birlikte oluşan ekosistemin de üyesidirler. Belki de başka birtakım sorunlarımız diğer sistemlerde ortaya çıkan sorunların bizdeki yansımasından kaynaklanmaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bakış açımızı yeterince genişletebilecek olursak belki de hayatı oluşturan herhangi bir probleme bakabiliriz. Sadece o sisteme ait tüm öğeleri doğru belirlemek ve çalışma prensiplerini oluşturmak gerekecektir. Tabi bu teorik olarak bu şekildedir. Pratikte henüz bu uygulamalar yoktur. Sadece çalışmanın ne kapsamda ele alınabileceğine ilişkin bir örnekleme olarak sunulmuştur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ben şahsen uygulamaların giderek spesifikleşip örneğin politika, sağlık, tarih, iş yaşamı, spor gibi konularda uzmanlaşmış dizimciler ortaya çıkacağını tahmin ediyorum. Sonuçta teknik son 15-20 yılda gelişip olgunlaşmaya başlamıştır. Önü çok açık bir yöntemdir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em><strong>SORU:  Bu etki açısından bakıldığında nasıl bir çalışma. Doğrusu aklımız çok karışık. Bir şeylerin değişip düzeleceğini mi vaad ediyor yoksa tek amacı kişide farkındalık yaratmak mı?</strong></em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bunu açıklamaya çalışayım. Bu çalışmada amaç ruhun hareketleriyle uyumlu hale gelmektir. Bizim de içinde bulunduğumuz, ait olduğumuz bir ruhsal enerji vardır. İsterseniz hatta hiç “ruh” sözünü katmaya da biliriz. Hayat diyelim isterseniz. Bizler bizlerden evvel yaşamış atalarımızın bize şu ya da bu şekilde miras bıraktığı bir kaderin taşıyıcılarıyız. Hayat bizlerin de içinde olduğu daha büyük bir akımın tüm akışı olarak düşünülecek olursa o akışın gitmek istediği yön ile uyumlu olduğumuz oranda bizlerin yaşamı sağlıklı, mutlu, güçlü hale gelecektir. Olması gereken ile uyumlu hale geldikçe çektiğimiz acılara büyük oranda gerek kalmayacaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Aile Diziminin yaptığı ve hizmet ettiği şey bizim kendi hayatımızdaki tecrübelerle sınırlanmış olan bakış açımızı daha geniş bir perspektiften bakarak genişletmek ve o bahsettiğimiz büyük ruh ile yahut hayatın doğal akış yönünün bizi nereye doğru yönelttiğini fark edip onunla aynı doğrultuda akabilmek için kendimize izin vermektir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu, bizim dar bir bakış açısı ve sınırlı koşullarda oluşmuş kişiliğimizin bizi içine sıkıştırdığı kalıplardan özgürleşmeyi ima etmektedir. Bu, kendi zihin haritalarımız ve duygu dünyamızın bizi savurduğu merkezimizden uzak yerlerden tekrar merkezimize ve özümüzün bizim olmamızı talep ettiği yöne doğru yönelmemiz demektir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ne kadar çok hayatın, daha doğrusu ruhun bizi kaderimiz aracılığıyla yönelttiği şeye teslim olursak kendimizi o kadar güçlü ve kendimizden büyük birtakım güçlerle uyumlu hissederiz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu da kimi durumlarda sağlık problemlerinin, kimi durumlarda parasal durumumuzun, kimi durumlarda ise psikolojik sağlığımızın iyileşmesi ve esenliğimizin hayatımızda oluşmasına hizmet edebilmektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Doğrudan şu sorunu çözer yahut bu konularda insanları iyileştirir vs. demek doğru değildir. Ancak çoğu durumda buna ve çok daha büyük sonuçların ortaya çıkmasına büyük katkıda bulunan bir çalışmadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ayrıca insanın kendinin, ailesinin, iş hayatının, yaşamla, ölümle ve varoluşla ilişkisinin anlaşılmasına hizmet eden büyük bir farkındalık da sağlar. Zaten bu da pek çok durumda iyileşme sağlanması için elzemdir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em><strong>SORU:  Bir Aile Dizimi çalışması için, hangi unsurların bir arada bulunması gerekiyor? (terapist, dizim</strong></em></p>
<p><em><strong>temsilcileri vs..)</strong></em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bir Aile Dizimi çalışması için öncelikle bir danışan olması ve danışanın problemini makul bir şekilde tarif edebilmesi gerekmektedir. Problemin önemi oldukça fazladır. Çünkü sadece meraktan dizim açmak oldukça sağlıksız ve beyhude bir çaba olacaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Aile Dizimi daha önce de bahsettiğimiz gibi bir (ruhsal) terapi çalışmasıdır. Ancak bu demek değildir ki sorun ruhsal düzeyde bir şey olmak zorunda. Hayır, problem ne kadar somut ve hayatın içinden olursa ve günlük hayatını insanın etkiliyorsa o kadar büyük bir faydası olacaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Eğer tanımlanabilecek bir problem ve bir terapist var ise temsilcilerin insan yahut bir nesne olmasının büyük bir farkı olmamaktadır. Çünkü bu çalışmayı insanlarla yapmanın yanı sıra birtakım nesneler (minderler, ayakkabılar, taş yahut herhangi makul büyüklükte bir nesne) kullanarak çalışma yapılabilir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Eğer çalışma insanlarla yapılacaksa temsilcilerin rahatlıkla yürüyerek salonun içerisinde hareket edebileceği bir boşluğa gereksinim olmaktadır. Çünkü temsilcilerin hareketlerinin Aile Dizimindeki önem büyüktür.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ayrıca danışmanın, temsilcilerin, izleyicilerin ve terapistin açık bir yürekle ve biraz da cesaretle o an orada mevcut olabilmesi gerekli olmaktadır. Samimi olarak olan her şeyi olduğu şekliyle görmek üzere bir irade de diğer bir gereksinimdir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em><strong>SORU:  Aile Dizimi uygulamasına önderlik edecek kişinin bu işteki yetkinliğini ne ile sorgulayabiliriz?</strong></em></p>
<p>Bunu en başta kalbinize sormanız gerekmektedir. Bu çalışma bir bilimden çok sanat gibi düşünülebilir. Bir sanatçıyla diğerini ayıracak şey kimin daha uzun süre eğitim aldığı değil yaptığı işin sizde (ve elbette diğer insanlarda) yarattığı etkidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu bağlamda gerçekten fikrine saygı duyduğunuz bir arkadaşınızın o terapist için söyledikleri o terapistin nerede hangi eğitimi almış olduğundan daha anlamlı olabilir. Ayrıca sezgisel olarak o kişi için içinizde hissettiğiniz etkiler çok önem taşır.</p>
<p>Eğer mümkünse terapistin yaptığı çalışmalara öncelikle izleyici yahut temsilci olarak katılabilir ve neler yaşadığına ve o yaşadıklarına ilişkin hislerine bakarak kişi kararını verebilir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ancak bunlar elbette subjektif yollardır. Dışsal birtakım kriterler hem çoğunlukla anlamlı olamamakta hem de işin iyi yahut kötü yapılmasında başlıca etken olmamaktadır. Zaten Aile Dizimi üniversitelerde akademisyenler tarafından öğretilmemektedir. Hellinger’in bizzat kendisinin verdiği eğitimler ve onun yetiştirmiş olduğu başka terapistlerin verdiği eğitimlerle profesyoneller yani terapistler yetişmektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Türkiye’de de bu çalışmanın eğitimleri verilmektedir. Esas dikkat edilmesi gereken şey Aile Dizimini yapan kişinin terapist kimliğinin olup olmamasıdır. Benim tavsiyem eğer dışsal bir kriter olarak neye bakılması gerekir diye sorulursa, yapan kişinin terapist olup olmadığı yani psikoloji, psikiyatri yahut danışmanlık gibi bir eğitimden geçip geçmediğine bakılması olurdu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Maalesef ne ülkemizde ne de başka bir ülkede Aile Dizimini üniversite yahut yüksek lisans düzeyinde veren bir okul yoktur. Ancak yakın zamanda bazı gelişmelerin olabileceğini sanıyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ülkemizde terapi verilmesi konusunda tam bir başıbozukluk hüküm sürmektedir. En başta bu konunun profesyonellerinin bir araya gelip mesleki birtakım standartları yaratması gereklidir. Sanırım AB çerçevesinde birtakım standartlar oluşturulması yakında söz konusu olabilir… O zaman dek büyük oranda sezgilerle ve deneme-yanılmalarla ilerlemek gerekecek.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em><strong>SORU:  Genetik miras gerçekliğini hepimiz biliyoruz. Peki yüzlerce yıllık bir yaşam silsilesinin ruhsal mirası bildik hayat tanımlarımızla hiç uyuşmuyor. Biz herkesin kendi biricik hayatını, kendi tercihleriyle yaşadığına inanır ve pek sevinirdik “ipler elimizde” diye. Ama şimdi tanımadığımız insanların bile yaşamlarının gölgesinin, bizim hayatlarımıza düşmüş olabileceği gerçeği çok can sıkıcı. Bu durumda herkesin işi gücü bırakıp, önce ecdadını, köklerini mi sorgulaması gerekiyor?</strong></em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bir şeyin hakikati yoksa ondan en kısa sürede kurtulmakta fayda vardır. Çünkü o şey bize zarar vermektedir. Bahsettiğiniz inançlar ve bakış açısı bilim ve teknolojinin daha da öncesindeki modernlik fikrinin bir ürünüdür.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Oldukça eksiktir ve yanlış bilgiler ve varsayımlara dayanmaktadır. Bu inançların başat olduğu 20. ve 21. Yüzyıl insanlığın hiç olmadığı kadar çok psikolojik ve ruhsal problemşer yaşadığı çağlar olmuştur ve olmaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Oysa insanların mutlu olması için çevresel koşullar çok daha elverişlidir. Neden o halde insanlık pskiyatrik ilaçlarla ayakta kalabilmekte ve hayatını “normal” sınırlar içerisinde sürdürebilmektedir?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Genetik yahut değil; geçmişimiz şu anımızı belirliyor. Şimdiki anımız da geleceğimizi oluşturuyor. Bu bir yandan bizi sanki kaderin elindeki bir esir gibi hissettirmekteyse de diğer yandan ise bu konudaki bilinçliliğimiz bizi geleceğin efendisi konumuna yerleştiriyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Özgürlük kavramını yanlış yorumlamanın bedeli esarettir. Örneğin bir insan bedenine sahip olduğunu bilmek ve bu gerçeğe uygun davranmak bir uçurumdan aşağıya kendimizi kuş zannederek bırakmamıza engel olacaktır. Bu sayede belki de başka araçlarla o uçurumdan kendimizi hem de kuşlardan daha hızlı ve verimli bir şekilde aşağıya bırakabileceğizdir.</p>
<p>Burada “özgürlük” sınırlarının bilincinde olmak ve hakikatle uyumlu olmakla eşdeğerdir. Özgürlük kim olduğumuzu ve neler taşıdığımızı bilmek ve değiştirme gücümüz olmayan şeyleri kabul etmektir. O zaman bu bilgiyle neler yapacağımız bizim özgürlüğümüz haline gelecektir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bunun için yapmamız gereken yegâne şey anlamsız ve mesnetsiz inançlarımızdan olabilecek en kısa sürede vazgeçmektir.</p>
<p>Modern insan kendisine dışarıdan verilen teknolojik veya bilimsel birtakım verileri kendi otantik gerçeğinden değerli sanma gafletine düşmektedir. Bilimsel yahut teorik bilgiler yaşanan tecrübelerle test edilmediği sürece anlamsız ve kupkuru birer veridir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hakikat ise bizim nabzımızda atmaktadır. Zaten onu solumakta ve onun sayesinde bedenlerimiz canlı kalabilmektedir. Onu anlamak ve algılamak için teorilere değil kendi içimize doğru bakışımızı yöneltmeliyiz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><em>SORU:  Son olarak, olduğum kişi olmadığımı öğrendiğimde; başıma gelenlerin sadece benim yaşam oyunlarım olmadığını öğrendiğimde; tüm bunlarla nasıl başa çıkacağım?</em></strong></p>
<p><strong><em></em></strong><em> </em></p>
<p>“Olduğum kişi olmadığım” ifadesi aslında “olduğumu sandığım kişi” olarak değiştirilmelidir. Çünkü hakikat budur. Bizlerin kendimizle ilgili imajımız ve kendimize ilişkin inançlarımız eksiktir, yanlıştır. Bu nedenle zaten Aile Dizimi bir anlam ifade edebilmektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bizler kendimizle ilgili hikâyeler, masallar uydurma eğilimindeyizdir. Bunun sebebi de görüş alanımızın çok kısıtlı olmasıdır. Örneğin anne babamızın arasında bir şeyler ters gidiyorsa bunu babamızın yahut annemizin haksızlığına bağlarız. Diğer tarafa eziyet ettiğini zannederiz. Bir pozisyon alıp belirli bir tarafın yanında saf tutarız.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu durumda aldığımız pozisyonu meşrulaştıracak bir hikâyeye ihtiyaç duyarız. Gerçekliğin sadece işimize gelen parçalarını toplar ve onlardan bir hilkat garibesi çıkartırız. Oysa gerçek belki de tam tersidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Örneğin çok çok keskin bir örnek olmasına rağmen değinmem gerekiyor: Aile içi cinsel istismar vakalarında gerçek iyileşme sadece babanın değil, yanı sıra annenin de eşit düzeyde sorumlu olduğu anlaşıldığında gerçekleşmektedir.</p>
<p>Oysa buna maruz kalmış bir kadının babasının dışında annesinin de sorumlu olduğunu hikâyesine koyması pek mümkün olmamaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hayaller ve kurgulanmış hikâyelerden oluşma bir kimlikle hayatı sürdürmek çok zordur ve bir yere varamaz. Sadece ve sadece hakikattir insanı iyileştirecek olan. VE sahte, yapma olan kurgulanmış olan yok olduğunda kişi sadece ve sadece daha gerçek olacaktır ki büyük ruh ile uyumlu olan şey de o gerçeğin ta kendisidir.</p>
<p>Tüm iyileşme zaten gerçeğin olduğu haliyle ortaya çıkması ile mümkün olacaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hakikat sağlıktır. Hakikat mutluluktur. Hakikat esenliktir.</p>
<a class="a2a_dd addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save?linkurl=http%3A%2F%2Famritsangeet.com%2Faile-dizimi-hakkinda-sangeet-ile-roportaj%2F&amp;linkname=Aile%20Dizimi%20Hakk%C4%B1nda%20Sangeet%20ile%20Rop%C3%B6rtaj">Yazıyı Paylaş</a>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://amritsangeet.com/aile-dizimi-hakkinda-sangeet-ile-roportaj/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bilim Yeterli Midir?</title>
		<link>http://amritsangeet.com/bilim-yeterli-midir/</link>
		<comments>http://amritsangeet.com/bilim-yeterli-midir/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Dec 2011 14:39:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sangeet</dc:creator>
		
		<guid isPermaLink="false">http://amritsangeet.com/?p=1270</guid>
		<description><![CDATA[
&#160;
Bilim dışarıda olanı inceleyebilir, içerdeki hiçbir şeyi anlayamaz. Aletleri ve teorileri, sıra insanın iç dünyasına geldiğinde bütünüyle işlevsizleşir. Güzelliği bilimsel olarak anlamak mümkün müdür? Neden olsun ki! Bilim sadece parçalara indirgeyebildiği şeyleri inceler; bilimin bütünsel olan, merkezi olan herhangi bir yapıyı inceleyebildiği görülmemiştir. Bilim sadece parçalara ve öğelere ayırabilir. Konu insan olunca, özellikle de ruh [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" src="http://a6.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc7/387795_10150452639112241_610042240_8431075_811498904_n.jpg" alt="" width="288" height="359" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bilim dışarıda olanı inceleyebilir, içerdeki hiçbir şeyi anlayamaz. Aletleri ve teorileri, sıra insanın iç dünyasına geldiğinde bütünüyle işlevsizleşir. Güzelliği bilimsel olarak anlamak mümkün müdür? Neden olsun ki! Bilim sadece parçalara indirgeyebildiği şeyleri inceler; bilimin bütünsel olan, merkezi olan herhangi bir yapıyı inceleyebildiği görülmemiştir. Bilim sadece parçalara ve öğelere ayırabilir. Konu insan olunca, özellikle de ruh olunca; parçalayabilmek bir yana, onu elinde bile tutamaz bilim.</p>
<p>Bilimin insani doğası diye bir şey yok gibi bir algılama eğiliminde oluyor insanlar çoğunlukla. Sanki bir bilimci, bilimsel araştırma yapan birisi insan değildir, o kişi hiper-nesnel ve hiper-tarafsız bir “insan-üstü” varlıkmış gibi…</p>
<p>Oysa öyle değildir. Bilim insanları koskoca bir hakikatin sadece inceleyebileceği kadar küçük bir parçasını araştırmaktadır ve neye bakacağını sadece onun görebileceği kadarı ve aletlerinin, yöntemlerinin kabiliyeti belirlemektedir. Bu aslında kıyıdaki kumlara bakarak tüm okyanus hakkında hüküm vermek gibi bir şeydir.</p>
<p>İnsan ruhsallığı bu evrenin tümünü kapsamaktadır. Oysa bilimsel yaklaşım insanın sadece davranışları hakkında araştırma yapabilecektir. Oysa insan, sen onun üzerinde konuşmaya başlarken çoktan değişmiştir bile.</p>
<p>Bilim insan denen varlığın bilincinin ve hayatının bir işlevidir. Bir şeyin işlevi, o şeyin kendisi hakkında bir fikre yahut yaklaşıma sahip olamaz asla. Bu, bir parmağın insanın geri kalanı hakkında fikir yürütmesi gibi bir şeydir! Oysa parmak sadece beynin, daha doğrusu o insanın iradesinin istediği şeyi yapmaktadır, onun uzantısıdır, bir işlevidir.</p>
<p>İnsan bilimi kendinden büyük bir şey olarak algılamaya başladı. Bilimi Tanrısal bir yere konumlandırdı. Bu büyük bir hatadır. Bilim insanın sadece belli bir alanda verimli olarak kullanabileceği bir araçtan ibarettir.</p>
<p>Ve insan bilincini inceleyecek bir bilim yoktur. İnsanın kendisi bir gizemdir. Bu gizem bilimsel herhangi bir yaklaşımla asla çözümlenemez. Bilim yakınından bile geçmez insanın doğasını algılamanın.</p>
<p>Subjektif olanın alanına objektif olma gayesindeki bir şey nasıl nüfuz etsin? O objektif alanın içinde kalacaktır. Bireye ait olan, kendine özgü olan ise bilimsel olmaz, olamaz. Olmaması iyidir. Asla uzlaşmaması iyidir.</p>
<p>Bilimsel çerçevenin içerisindeki bir ruhsallık aslında ruhsallıkla alakası olmayan bir şey olacaktır, bir ucube olacaktır.</p>
<p>Bazı şeylerin bilimsel olmaması iyidir ve bununla modern insanın kendini rahat hissedebilmesi çok önemlidir. Kolay değildir ama bu olmazsa modern zihin asla huzur bulmayacaktır.</p>
<p>Huzursuzluğun ve deliliğin kaynağı bunu bu şekilde kabul edememektir: Bazı şeyler bilinemeyecektir. Gizem olarak kalacaktır. Nasıl ki bir küçük çocuğun bazı şeyleri bilmemesi bilmesinden daha iyiyse, bilimin de haddini aşmayıp sadece etkili ve işlevsel olabileceği sınırların içinde kalması çok daha iyidir. Onun gücü oradadır.</p>
<p>Ortaçağda dinin nesnel dünyaya müdahale etmesi ne kadar zararlıysa günümüzde de bilimin haddini aşıp insanın özüne yönelik alanları ihlal etmesi o kadar zararlıdır. Bu bağlamda sarkaç tam aksi yöne savrulmuştur diyebiliriz.</p>
<p>Şimdilerde dünyada Kuantum ve onun da çok daha ilerisine giden Sicim teorisinin de git gide güçlenmesi sayesinde bilimin ve maneviyatın paylaştığı ortak kesişim alanı genişlemektedir. Tao’nun dediği şey gerçekleşmektedir. Bilim o kadar ileri gitmiştir ki neredeyse metafiziğe ulaşmıştır.</p>
<p>Özellikle Sicim Teorisinin vardığı paralel evrenler varsayımı en ileri metafizik önermelerinin de ötesinde bir kavramdır. Bu Teoriye göre hepimizin sahip olabileceği her türlü olasılığın bir hiper-evrende bir arada bulunması gerekmektedir. Örneğin bir başka evrende sizin aynınız mevcut ama örneğin orada bir opera sanatçısı ve hiç çocuğu yok! Oysa bu hayatta diyelim siz bir simitçisiniz ve altı çocuğunuz var! Bu elbette en dramatik örneklerden birisi ama bunun gibi olabilecek ama olmamış (bu evrende) her şeyin başka bir evrende var olması gerektiği söyleniyor. Her an varoluş çatallanıyor ve bir ağacın dalları gibi başka olasılıklardan bebek evrenler oluşuyor… Ve bunların hepsi aynı anda ve aynı yerde vuku buluyor.</p>
<p>Bunu matematiksel teoremlerle ortaya döküyor bilim adamları! Teorik fiziğin eriştiği nokta şu an dünyada budur! Oysa ülkemizde tam tersine din adamları maalesef Allah’ın neredeyse bilimsel bir makalede kanıtlanabileceği düşüncesine kapılacak kadar ileri gitmekteler. Bu anlamda bizim zihinsel dünyamız biraz güdük kalmış durumda. İnsanlık modernizmin çoktan ötesine geçmiş iken hatta hiper-modernizme doğru ilerlerken bizler hâlâ bilimsel kanıtlar peşindeyiz manevi konularla ilgili.</p>
<p>Paradoksal olarak en uçuk ruhani varsayımlar yine bilimsel alanda kanıtlanacak duruma gelmiş halde. Ruhsal dünyaya ilişkin bir kanıt bulunduğundan değil, bilimin ruhsallığın doğruluğunun tam tersini kanıtlama amacıyla yaptığı uğraşlar sonucunda istemeden de olsa oraya vardığından gerçekleşiyor.</p>
<p>Bilim maddeye derinlemesine baktıkça, gördüğü şey bilincin ta kendisi oluyor. Çünkü atomaltı zerrecikler sanki bilinçlilermiş gibi davranıyorlar. Onları daha da ileri düzeyde matematiksel modellerle araştırdıklarında bildiğimiz dört boyutun ötesinde maddenin yapıtaşının on bir boyutlu bir sicim şeklinde olduğunu ve evrenin de bir zar şeklinde olması gerektiğini bulgulamışlardır. Teorik fizikçilerin söylediklerinin binde birini iddia eden bir spiritüeli deli olarak adlandırmak çok kolaydır.</p>
<p>Ancak unutulmamalıdır ki bilim çevreleri Sicim Teorisyenlerini de hiç sevmemektedirler. Çünkü bahsi geçen sicim şeklindeki madde o kadar küçüktür ki uzunca bir süre bu bilgin herhangi bir gözlem aracıyla test edilmesi neredeyse olanaksızdır. Bu yüzden bu konular üzerinde çalışan bilim insanları aşağılanmakta, bilimsel enerji ve kaynakların boşu boşuna, bu “kâğıt üzerindeki zihin jimnastiğine” harcandığını ileri sürmektedirler.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Buradaki sorun oldukça büyüktür. Bu, tıpkı mikroskop icat edilmediği dönemlerde hastalıkları mikrop denen görülemeyecek kadar küçük yaratıkların sebep olduğunu iddia eden bir insana sen ne gereksiz şeylerle uğraşıyorsun demekle eşdeğerdir.</p>
<p>İnsanlığın dikkat etmesi gereken bir şey var. Bilim adamları ortaçağdaki din adamlarının konumuna düşmek eğilimindedir. Şöyle ki, neyin “doğru” yahut “araştırılmaya değer” olduğuna karar veren bilimin onay vermediği şeylerin doğruluğunu yahut hakikaten araştırmaya değer olmadığına nasıl bileceğiz? Bunun için bizzat bilim insanlarının dışladığı alanda kalmak zorundayız. Çünkü beyefendiler ve hanımefendiler araştırmaya dahi değer bulmazlarsa bir konuyu, o konu asla bilimsel olarak algılanmayacak!</p>
<p>Burada bilim çevrelerinin neye karşı önyargıları bulunduğuna bakacak onların üzerinde bir etik kurul yahut kurum yok ki! Kendi onaylarına bağlı olan bir şeye onay vermeme hakkına zaten sahipler! Tıpkı engizisyon yahut şeyhülislam gibi…</p>
<p>Ancak hayat bir grup insanın neye hazır olup olmadığına göre ilerlemez ki. Bugün yargılanan yaklaşımlar yarının hakikati olacaktır… O nedenle spiritüellik ve bilim bir arada yürümese de birinin öteki üzerindeki hegemonya kurma çabası boşa çıkabilir.</p>
<p>Geçmişte ruhsallık, maneviyat bilimin üzerinde hegemonya sahibiyken, bugün tersi geçerlidir. Bilim manevi alanlarda dahi bilimsellik aramakta ve olmayacak bir şey istediğinden de bulamamakta dolayısıyla da manevi alandaki herhangi bir tecrübe “hurafe” olarak nitelendirilebilmektedir.</p>
<p>Bu anlamsız ve kısır dünyanın dar kalıplarına sığışmaya gerek yok. Bilimi kullanabildiğim her yerde kullanır sonra onu rafa kaldırırım. Maneviyatı kullanırım ve varlığımın en derin noktalarına kadar erişirim. Ancak dünyanın gereklerini incelemem gerektiğinde onu bir kenara bırakır ve dünyaya bilimin verdiği kriterlerle bakabilirim.</p>
<p>Bu ikisi çelişkili olmadıkları gibi bir ve aynı şeyler de değildir. İnsan subjektif alanla objektif alanda farklı yaklaşımlara ihtiyaç duyarlar. Bunlar uzlaşmaz şeylerdir ama uzlaşmalarına gerek de yoktur.</p>
<p>Biri mikroskop ise öteki teleskoptur. Teleskopla kendi içindeki bazı şeyleri gözlemlemek istersen beceremezsin, mikroskopla da yıldızları gözlemleyemezsin. Biriyle gördüğün şeye doğru, ötekine yanlış dersen aptal durumuna düşersin.</p>
<p>Farklı araçları farklı amaçlar için kullanabilirsin. Onlar tam olarak o işi yapmak ama ötekisinde işlevsiz olmak üzere tasarlanmışlardır. İnsanoğlu bazen mikroskobu amaç, bazen de teleskopu amaç haline getirir ve onun gösterdiklerini tek gerçek sanırsa diğer araçla savaşmak zorundadır çünkü diğerinin gösterdiği gerçek ile çelişmektedir.</p>
<p>İnsanlık bu aptallığı yüzyıllardır sürdürüyor. Ancak bu kolektif aptallık giderek bilimin on binlerce yıldır söylenmiş bazı şeyleri neredeyse onaylayacak hale gelmesiyle son bulmak üzere. Bilim ve din buluşmak üzere. İnsanlık buna ne kadar hazır bilinmese de önümüzde duran, eşiğinde durduğumuz çağ bunun tanıklığına gebedir. Tek <em>bilimdin</em> oluşmak üzere. Sadece toplumsal olarak, bir çıkar çevresi olarak örgütlenmiş bazı çevrelerin ellerindeki hegemonik gücün zayıflaması gerekiyor.</p>
<p>Bunun için belki de hayatımız süresi içersinde tanık olacağımız gelişmelerle tüm var olan paradigmalar çökebilir. Böylelikle yepyeni bir insanlık ortaya çıkabilir. Tüm zıt gibi görünen, uzlaşmaz gibi algılanan paradigmaların geçersizleşeceği ve bütünlüklü bir insanlığın ortaya çıkacağı medeniyetin nüveleri oluşmakta şu an. Dolayısıyla şu anki dünya ve hayata bakış ile uzlaşması gerekmeyen din ve bilim belki de bir noktada birleşecek. Bu birleşmeyi öncelikle bireylerin kendi iç dünyalarında yaratması şarttır. Ancak ondan sonra insanlık, toplumsal düzeyde bütünleşmeye başlayabilir.</p>
<a class="a2a_dd addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save?linkurl=http%3A%2F%2Famritsangeet.com%2Fbilim-yeterli-midir%2F&amp;linkname=Bilim%20Yeterli%20Midir%3F">Yazıyı Paylaş</a>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://amritsangeet.com/bilim-yeterli-midir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ölümden Korkan Bilim: Psikiyatri</title>
		<link>http://amritsangeet.com/olumden-korkan-psikiyatri/</link>
		<comments>http://amritsangeet.com/olumden-korkan-psikiyatri/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 Apr 2011 21:17:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sangeet</dc:creator>
		
		<guid isPermaLink="false">http://amritsangeet.com/?p=1231</guid>
		<description><![CDATA[Kahramanmaraş’taki dört kardeşin intihar etmesinden sonra medyada yapılan yorumlara baktığımda intihar ile ilgili olarak psikiyatrlardan köşe yazarlarına kadar büyük bir cehaletin hüküm sürdüğünü tespit ediyorum.
Elbette olayın kendisi ile ilgili pek çok bilgi eksikliği söz konusu. Gerçekten neyin neden olduğunu bilmiyoruz. Bunu ancak aile tarihinde neler olduğunu öğrendiğimizde anlayabiliriz diye düşünüyorum. Ancak psikiyatrların ifadelerinden edindiğim izlenime [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kahramanmaraş’taki dört kardeşin intihar etmesinden sonra medyada yapılan yorumlara baktığımda intihar ile ilgili olarak psikiyatrlardan köşe yazarlarına kadar büyük bir cehaletin hüküm sürdüğünü tespit ediyorum.</p>
<p>Elbette olayın kendisi ile ilgili pek çok bilgi eksikliği söz konusu. Gerçekten neyin neden olduğunu bilmiyoruz. Bunu ancak aile tarihinde neler olduğunu öğrendiğimizde anlayabiliriz diye düşünüyorum. Ancak psikiyatrların ifadelerinden edindiğim izlenime göre sadece yüzeyde olan bitenlerin “ne olduğunu tanımlamaktan” öteye gitmeyen, gidemeyen bir anlayış olduğunu ve bunun bize aslında hiçbir şey söylemediğini ifade etmek gerekiyor.</p>
<p>Psikiyatri alanında insanın varlığının tüm boyutlarına nüfus etmesini engelleyen pek çok sınırlama vardır. Öncelikle psikiyatri tıp dalıdır. Kısacası bir bilim dalıdır. Bilim olması sebebiyle de sadece insanın bedeninin hangi durumda ne tür tepkiler verdiğini araştırmak zorunda olduğundan insan ruhunu sadece bedenin bir işlevi olarak tanımlamak zorundadır. Bu nedenle insanın psikolojik ve ruhsal dünyasını etkilemek için ilaçlara başvurur ve bedenin biyokimyasal süreçlerine müdahale eder.</p>
<p>Psikiyatrlar bir insan intihara teşebbüs ettiğinde yahut intihar eğilimine sahip olduğunda buna çare olarak o kişiye mutluluk hormonlarını hareket ettirecek ilaçlarla müdahale etmeyi hedeflerler. Bir insanın neden mutlu olmak varken hayattan uzaklaşmayı tercih edebileceğine ilişkin herhangi bir soru sormaz, cevabını bilmek dahi istemezler. Bunun basit sebebi psikiyatrinin bir bilim dalı olması vehmiyle böyle sorulara verecek yanıtının olmaması, o kişilerin neden intihar etmeyi isteyebileceklerine dair herhangi bir teorisinin yahut bunu iyileştirebilmek için herhangi bir pratiğinin olmaması ve kendi kullandığı araçlar ile (ilaç ve tıbbi müdahaleler) bu durumu değiştirme yahut müdahale etme gücünün olmamasıdır.</p>
<p>Dolayısıyla dört kardeşin birden aynı anda ve görünürde aynı sebepten neden intihar edebileceğine ilişkin pek çok varsayımda bulunsa da asla kimseyi ikna edecek bir şey söyleyemezler.</p>
<p>Peki insanların başlarına gelen pek çok olayın bir anlamı var mıdır? Yoksa yaşadığımız şeyler ve başımıza gelenler tamamen rastlantısal şeyler midir? </p>
<p>Mesela şu açıklamaya bir bakalım. Bir üniversitenin rektörü de olan bir psikiyatrın açıklaması: &#8220;Öğrendiğimiz kadarıyla bu gençler yakın bir zamanda annelerini kaybetmişler. Muhtemelen bu intihar düşüncesinde belirleyici unsur annelerini kaybetmeleri olabilir. Aslında intihar olayında belirleyici çok unsur vardır. Bazen gerçek olaylar bazen hayali bir olay ya da hastalıklar etkileyici olabilir. Bu gençler annelerini kaybedince &#8220;hayat anlamsız&#8221; diye düşünmüş olabilirler. Böyle bir durumda hızla intihar düşüncesine kapılarak kendilerini çaresiz hissedebilirler.&#8221; </p>
<p>Bu bir açıklama olabilir mi? Herhangi bir şeyi açıklıyor mu sahiden? Herhalde ilkokul beşinci sınıftaki bir çocuğa sorsanız o da buna benzer bir şey söyleyebilirdi!</p>
<p>Psikiyatri insanın sadece bedensel olarak doğumundan itibaren başına gelenleri önemsediğinden, yani insanı bedenin kendisiyle sınırlı algılamak zorunda olduğundan en fazla annesiyle ilişkilendirebileceği düşünülüyor olmalı. </p>
<p>Arasında ilişki yokmuş gibi görünen olayların arasında pek çok ilişki olabilmektedir. Ve zekânın tanımlarından birisi de yokmuş gibi görünen ilişkileri görebilme yetisidir! İnsan sadece bedensel varoluşun çok ötesindeki bir varlıktır. İnsanın manevi varlığını yok sayan bir bilimsel yaklaşıma hapsolmak zorunda kalan psikiyatri maalesef insanlara zarar vermekle onlara yardım etme arasında gidip gelmektedir. </p>
<p>Bu açıkla(yama)ma bunun harika örneklerinden birisidir. Öncelikle şunu ortaya koymamız gerekir ki annesinin ölmesi bir insanın –hele dört kardeşin birden- intihar etme sebebi değildir. Öyle olsaydı herhalde insan nesli diye bir şey mevcut olamazdı! Buradaki sebep açıktır ki annelerinin ölümü değil onun tetiklediği bir başka sebep yahut sebepler zinciri etken olmalıdır. Aslında annelerinin ölmesi yahut hayatta kalmasından bağımsız başka bir sebep için intihar etmiş olmalılar. Bu büyük ihtimalle annelerinin onların bilincinde temsil ettiği şey yahut insan(lar) nedeniyle olmuş olmalıdır.</p>
<p>Ayrıca dört kardeşin dördünün birden intihar etmiş olması da sık rastlanan bir şey değildir. Bu çocukların büyük ihtimalle anneleri aracılığıyla üstlendikleri bazı yükler olmalı. Aile Dizimi çalışmaları ile ortaya çıkan gerçeklerden en önemlisi aile fertlerinin kendilerinden önceki kuşakların tamamlayamadıkları şeyleri tamamlamak üzere üstlendikleridir. Bunun anlamı genellikle şudur: Ailenin taşıdığı pek çok acı mevcuttur. Bu acılar çok yüksek düzeyde olduğunda hayatta kalmak oldukça zordur. Yükü taşımak hayatı sürdürmekten daha ağır geldiğinde kişi intihar etmeye yeltenir. </p>
<p>Burada insan havsalasının almaya zorlandığı şey genellikle aileye sonradan katılan bireylerin hiç tanımadıkları atalarının yüklerini üstelenip onların ödemeleri gereken bedelleri ödemeye çalıştıkları ve bunun için hayatlarını feda ettikleri gerçeğidir.<br />
Bu son yaşanan trajik olayda anne muhtemelen kendisinden önceki kuşaklarda yaşanmış acı bir olayın bedelini kendi çocuklarına aktaran kişidir. Ancak bu şart değildir. Belki de babanın ailesinde de bu olaylar vuku bulmuş olabilir. Ancak ailenin geçmişine bakılacak olursa büyük ihtimalle bir yahut birden fazla kuşak önce yaşanmış cinayet yahut cinayetler olduğu görülecektir (bu bilgiye sahip değilim sadece böyle olması gerektiğini kendi yaptığım Aile Dizimi tecrübelerimden biliyorum). Büyük ihtimalle çocukların ailesinden kişi yahut kişilerin işlemiş olduğu cinayetler yahut ölümlere sebebiyet vermeler olmuş olması gerekiyor. Ve sanırım bu cinayeti yahut cinayetleri işleyen kişi yahut kişiler yaptıklarının bedelini ödememiş olmalı!<br />
Sonradan gelen masum çocuklar ailenin vicdani dengesini koruyabilmek adına kendilerini feda etmişlerdir.</p>
<p>Sadece yüzeydeki sebeplere baktığında insanın görmesi mümkün olmayan ilişkileri daha derine indiğimizde algılamamız daha mümkün hale gelmektedir. İnsan denen varlık manevi anlamdaki değerler adına bedenini feda edebilen bir varlıktır. Beden sonludur ama manevi varlık için bu böyle değildir. Manevi varlığımız için bu bedenler aracılığıyla zaman içerisinde edindiğimiz tecrübeler olgunlaşma yolumuzda yaptığımız yolculuklardan ibarettir.</p>
<p>Psikiyatrinin dar ve sınırlı bakış açısı sadece insanı bir bedensel işlevler olarak algılamaktan ibarettir. Ve maalesef psikiyatri bilim olma iddiası nedeniyle sadece ve sadece kendisini tolumun içerisinde bulunduğu değerlerin ve üretim biçimlerinin bekçisi olarak konumlandırabilecektir.</p>
<p>Neyin doğur neyin yanlış; neyin normal neyin anormal olduğunu tanımlamaya yetki verilmiş olan psikiyatrinin insanı nereye sıkıştırdığının ve aslında hiçbir bilgisi, tecrübesi, teori yahut pratiği olmadığı alanlarda çok değerli (!) beyanatlarda bulunması son derece acınacak bir durumdur.</p>
<p>Psikiyatri sadece günlük işlevlerini yerine getiremeyecek insanları topluma zarar vermeyecek durumda tutmaya çalışmaktayken insanlığın büyük bölümüne en azından daha az zarar vermekteydi. Oysa giderek hiçbir şekilde yeterliliği olmadığı alanlarda da norm koymaya başladı. Bunun sonuçlarını görmekteyiz. Koskoca bir toplum mutluluk haplarıyla, ant depresanlarla ayakta kalmaya çalışıyor. Aslında hepimizin sinir sitemini uyuşturup duyarsızlaştırarak daha az canlı ve daha fazla zombiler şeklinde ortalıkta dolaşmaktayız.</p>
<p>İnsanın var olma onurunu ayaklar altına alma eğilimindeki psikiyatrinin sınırlandırılması ve hayatla ilgili hiçbir konuda beyanat vermemeleri konusunda psikiyatrların uyarılması şarttır. Psikiyatri hastalıklarla uğraşsın ve hayata da ölüme de müdahale etmeye çalışmasın. İnsanların tatlı yhaut acı tecrübelerine müdahale etmekten geri dursun.</p>
<p>İnsanların başlarına gelenleri, onların ailelerinin başlarına gelenleri yani kaderlerini yaşamalarına mani olmasın. Zaten tıbbın en temel sorunlarından birisi insanların hayatta kalmaları konusunda aşırı takıntılı olmasıdır. Bunu insanları bitkisel hayatta tutmak için bile on yıllarca ısrarla makinelere bağlı olarak da olsa teknik olarak yaşatmaya çalışırken görebiliriz. Yaşam denen şey ölüm olduğu için anlam içerebilme potansiyeline sahiptir.</p>
<p>O insanların ölümü seçmelerinin kendi kaderleri içerisinde birtakım nedenleri varken arkalarından bilip bilmeden söylevler çekmek ve kalanları onlar üzerinden etkilemeye çalışmaları ne kadar anlamsız. Yukarıdaki rektör-psikiyatr sözlerine şöyle devam ediyor: “İntihar haberlerinin medyada çok fazla yer almasını da çok arzu etmediklerini kaydeden rektör, &#8220;Çünkü bu tür haberler teşvik edici olabilir. Onun için ebeveynlerin çok dikkatli olması gerekiyor. Eğer anne babalar çocuklarının ruhsal durumunda değişiklik gözlüyorsa, içine kapanmışlar, çevreyle ilişkileri sorunlu hale gelmişse, eski zevklerinden tat alamıyorsa mutlak suretle bir doktora götürmeleri gerekiyor&#8221;</p>
<p>Bu sözlerden de anlaşılacağı üzerine insanların sadece gazete kupürlerine bakarak intihar etmeye yelteneceği konusunda endişeleri var sayın rektörün! Bu sözleriyle ölümün kendisini ne kadar korkuttuğunu anlamak mümkün. Ayrıca yine bu sözleriyle intiharın kulaktan kulağa yayılarak yaygınlaşabileceği gibi bir varsayımı olmalı! Doktora götürün ki ilaç versin. İlaçla hayatta tutsun çocukları. Onların sorunlarını anlamak değil onları yok saymak için onları uyutsun doktorlarımız.</p>
<p>Ya hayat yeterince iyi değil bu durumda ya da ölüm sandığımızdan daha tatlı! Ölümden kaçarken aslında ölümün ne kadar yakın olduğunun itirafı gibi bu sözler. Giderek sayın profesörün derinlerde intihar eğilimi olduğunu düşünmeye başlayacağım.<br />
Şaka bir yana insanların böyle gazetedeki habere bakarak intihar edeceğini düşünmek gerçekten çok yüzeysel ve seviyesiz bir yaklaşım. Ancak ilaçlarla insanları yaşayan ölülere çevirmeye alışkın olduğundan psikiyatra yakışan bir ifade olmuş. </p>
<p>Yani gazete başkasının intiharını görünce hemen intihara teşebbüs edecek kadar hayatla bağları kopuk olmasında insanların bir mahsur yok ama onların bu haberleri okuması büyük tehlike!</p>
<p>Ona ne gerek var ki veririsin anti depresanı insanlar varoluşsal krizlerini hissedemeyecek kadar canlanıverir! O zaman gazeteye de TV’ye de bana mısın demez. Psikiyatrinin yaptığı her zaman zaten bu değil mi? Adam biyolojik olarak yaşasa yeter! Ne de olsa insan bir biyolojik makinedir!</p>
<p>O hayatta kaldıysa psikiyatri başarılı sayılır!</p>
<p>Zombiler medeniyetinin mutluluk simsarları değimliler zaten onlar? Sorun yok! Yapmaları gereken şeyi yapıyorlar.</p>
<p>İnsanları “hayatta” tutuyorlar! </p>
<p>Bitkisel hayatta!</p>
<p>Yaşam kadar ölüm de değerlidir ve saygıdeğerdir. Bir insanın ölmeyi seçmesi onun kendi bileceği iştir. Hayatta kalmak yahut kalmamak için kriterimiz herhalde bir psikiyatrın yaşama ilişkin takıntılı tavrına bağlı olmak zorunda değildir. </p>
<p>Hayatımızı nasıl yaşadığımız onu ne kadar uzun süre yaşadığımızdan daha az önemli ve değerli addedilemez!</p>
<p>Eğer ölüm gerçeğini kabul edemeyecek durumdaysak hayatla barışık olma şansımız asla olamaz. Onu her an kaybedeceğimiz korkusu ve gerginliği bu yaşamı cehenneme çevirecektir. O zaman değil başkalarının hayatını cennet bahçesine çevirmelerinde onlara yardım etmeyi bizzat kendi hayatımızı da cehennemin dibindeymiş gibi yaşarız.</p>
<p>Başkalarına vereceğimiz şey de yaşama değil cehennemin ta kendisine hizmet edecektir.</p>
<p>Tıp insana yardım ederken onun ruhunu öldürmese çok iyi olacak!</p>
<a class="a2a_dd addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save?linkurl=http%3A%2F%2Famritsangeet.com%2Folumden-korkan-psikiyatri%2F&amp;linkname=%C3%96l%C3%BCmden%20Korkan%20Bilim%3A%20Psikiyatri">Yazıyı Paylaş</a>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://amritsangeet.com/olumden-korkan-psikiyatri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Algıların Kapıları</title>
		<link>http://amritsangeet.com/1216/</link>
		<comments>http://amritsangeet.com/1216/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Mar 2011 18:49:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sangeet</dc:creator>
		
		<guid isPermaLink="false">http://amritsangeet.com/?p=1216</guid>
		<description><![CDATA[Algılarımızdan oluşan ve onunla sınırlı kalan dünyamızda gördüğümüz şeyleri gerçek olarak adlandırma alışkanlığına sahibiz. Oysa hakikat bu değildir. Bunun en sıkı örneklerinden birisi uyuşturucu kullanan insanların tecrübeleridir. Ancak uyuşturucu kullanmasa da insanlar algılarının nasıl manipüle edilebileceğini tecrübe edebilirler. Şimdi lütfen şu linki ziyaret edin ve geri dönüp yazıyı okumaya devam edin:
Lütfen açılan sayfanın herhangi bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Algılarımızdan oluşan ve onunla sınırlı kalan dünyamızda gördüğümüz şeyleri gerçek olarak adlandırma alışkanlığına sahibiz. Oysa hakikat bu değildir. Bunun en sıkı örneklerinden birisi uyuşturucu kullanan insanların tecrübeleridir. Ancak uyuşturucu kullanmasa da insanlar algılarının nasıl manipüle edilebileceğini tecrübe edebilirler. Şimdi lütfen şu linki ziyaret edin ve geri dönüp yazıyı okumaya devam edin:</p>
<p>Lütfen açılan sayfanın herhangi bir yerine tıklayın. Çıkan görüntüye dikkatlice 30 sn. kadar bakın. Sonra da hemen örneğin masanıza yahut yarım metre yakınlıktaki herhangi bir nesneye bakın. Ne görüyorsunuz?</p>
<p><a href="http://www.neave.com/strobe/">http://www.neave.com/strobe/</a></p>
<p>Eliniz yahut masanız aynı el ya da masa değil mi? Sadece gözlerinizi başka bir şeye 30 sn. liğine maruz kaldı diye ne değişti?</p>
<p>GERÇEKLİK NEDİR HAKİKATEN?</p>
<p>Gerçeklik tecrübe edenin tecrübesinden bağımsız değildir. Biz onu şu yahut bu şekilde tecrübe ettiğimizde o şey değişmektedir. Bizlerin etrafımızda olan her şeyi şu ya da bu şekilde görmemiz algılarımızın içerisinden geçtiği koşullanma ile alakalı bir şeydir.</p>
<p>Biz farkında olsak da olmasak da dünyayı ve evreni nasıl algılayacağımızı öğreniyoruz. Bebekken içine geldiğimiz gerçeklik bize neyi nasıl algılayacağımızı bir güzel öğretiyor. Bizler sevgiden oluşma varlıklar olarak geldiğimiz bu dünyada bize neyi öğretirlerse onu olduğu gibi doğru olarak alıyoruz çünkü tüm varlığımız bütünüyle açıktır o zamanlar.</p>
<p>Tamamen açık olduğumuzdan bize verileni ayırt etmeksizin -ve bunu nasıl yapacağımızı bilmeksizin- bize söylenen her şeyi kendi gerçekliğimizle çelişme pahasına doğru kabul ederiz.</p>
<p><img class="alignright" title="DOORS grubu adını &quot;Algıların Kapıları&quot; anlamına gelen Doors of Perception kitabından almıştır.." src="http://c4.ac-images.myspacecdn.com/images01/105/l_395c1d44383c88c61684dec068da89ff.jpg" alt="" width="360" height="351" /></p>
<p>Büyüdükçe bize algılatılan şeyin, hayatın doğru mu yanlış mı yoksa tek seçenek mi olup olmadığını bazılarımız sorgulamaya başlar.</p>
<p>Batı dünyasında genellikle bu sorgulama dışa dönük bir niteliğe sahip olduğundan maddelerle; &#8220;uyarıcı&#8221; yahut &#8220;uyuşturucu&#8221; maddelerle algılarımızın nasıl değiştirilebileceğini kurcalar insanlar. Bunda bir sorun vardır ve bu sorun dışarıdaki bir madde aracılığıyla bu değişimler yaşandığı için kişinin bedenen ve ruhen bu maddelere karşı bağımlılık geliştirmesiyle son bulur.</p>
<p>Sonuç olarak bu maddeler bedene yabancı olduğundan ve beyin yani sinir sistemi üzerinde etki ettiğinden insanı yıkıma kadar götürebilecektir.</p>
<p>Dışa dönük olan bu çabanın sembollerinden birisi olan The Doors grubu adını Aldous Huxley&#8217;in zamanında büyük yankılar uyandırmış olan The Doors of Perception kitabından almışlardır.</p>
<p>Onların son derece güzel şarkılarını kimi görüntüler eşliğinde bu linkten dinleyebilirsiniz: <a href="http://www.youtube.com/watch?v=a8ecXITshe8">http://www.youtube.com/watch?v=a8ecXITshe8</a><a href="http://www.youtube.com/watch?v=a8ecXITshe8"></a></p>
<p>ama orijinal konser kaydı daha da otantik belki onu bu sayfada hemen izlemek isteyebilirsiniz:</p>
<p><iframe title="YouTube video player" width="480" height="390" src="http://www.youtube.com/embed/7CFoJuRcjHU" frameborder="0" allowfullscreen></iframe></p>
<p>Algılarımızın etkilenip manipüle edilmesi insanlığın eskiden doğal hayatının bir parçasıydı. Hatta ilkel dediğimiz kabilelerde şamanlar doğaüstü güçlerle bu maddeleri de (ama bütünüyle doğal olanları) kullandıkları ayinler aracılığıyla temas kurarlardı.</p>
<p>O zamanlarda mistik güçlerle doğrudan insanların temas kurması son derece doğal bir olaydı. Ancak batılı anlamdaki soyut tanrı kavramı geliştikçe Tanrı sadece peygamberler aracılığıyla erişilebilen bir şeye dönüştü.</p>
<p>Kitleselleşen dinler insanların zihnini belirli birtakım inanışlara göre şekillendirmeye başladı. Ve ne oldu tahmin edin? Bu dinlerin ilk yasakladıkları şeyler uyarıcı ve algıları manipüle edici maddeler oldu!</p>
<p>Ancak yasaklamak insanlığın en derin köklerinde yer etmiş olan o şaman geleneği ve tercübeyi insanların ruhlarından ve DNA&#8217;larından koparıp atamadı elbette. İnsanlar her zaman şu ya da bu şekilde ve şu ya da bu formlarda algıları değiştirici maddeler kullanmaya devam etti.</p>
<p>Çünkü bize öğretilen ve alıştırıldığımız gerçeklik adını koylaım: sadece bizim inanmamızı ve görmemizi istedikleri gerçekliktir.</p>
<p>Zihinlerimiz algıladığımız şeyleri nasıl yorumlayacağımız konusunda tam olarak bize öğretildiği gibi algılıyor şu an evreni ve hayatı.</p>
<p>Bir Hristiyan ölüme yakın bir deneyim yaşadığında kanatlı melekler görüyor oysa bir Hindu inandığı tanrının şekli neyse onu görüyor&#8230;</p>
<p>Bunlar sadece neye eğitildiğimizin kanıtlarıdır. Doğduktan sonra her insan yavrusu etrafındakilerin inançlarından oluşma bir cenderede sıkıştırılıyor ve törpüleniyor.</p>
<p>Bu artık bütünüyle bir bombardımana dönüşmüş durumdadır. TV ve internet arcılığıyla görsel-işitsel-bedensel olarak etki altında bırakılıyor. Artık insanların onlara doğru budur dediklerinde buna itiraz etmeleri neredeyse imkansızlaşıyor. Çünkü bebeklikten itibaren milyonlarca kez tüm insanlık belirli sınırlar içerisinde her şeyi algılamamız üzerine şekillendiriliyor.</p>
<p>Bizimle aynı şeyi algılamayan insanlara deli gömleği giydiriliyor. İstersen hayır kardeşim ben seninle aynı şeye baktığımda başka şey görüyorum işitiyorum de! Toplum için en zararlı insan sen oluverirsin o an!</p>
<p>Bunun adı aslında toplu illüzyondur. Hepimiz aynı illüzyonu yaşıyoruz diye aksini söyleyen tek bir akıllıyı deli yahut meczup olarak adlandırıp hemen dışlıyoruz. Asla ama asla kendi gördüğümüz ve algıladığımızda bir şeyler yanlış yahut eksik mi diye sorgulamıyoruz.</p>
<p>Bu evren ve bu gerçeklik sadece bir &#8220;maya&#8221; sadece bir hayaldir.</p>
<p>O bir hayal olduğundan cahil ama güç sahibi saldırgan insanlar tarafından etki altında bırakılıp çarpıtılabiliyor. Bir hayali etkilemek çok kolaydır. Hakikat ile yapılacak hiçbir şey yoktur. Algılarımızdan oluşma bu hayal dünyasının ötesine geçmek Doors grubunun üyelerinin yahut hayranlarının yöntemiyle aşılamaz. Sadece gerçek sandığımız bu hayal dünyasında bir çatlak yaratabilir. Ama o dünya tamamen yıkılsa bile onun yerine ne koyacaktır ki? Hakikati algılamadan hayallerle uğraşmak abesle iştigaldir.</p>
<p>İnsan zihni sadece hayal üretmeye devam eder. Bu sefer maddeler etkisinde insan hlüsinasyonlara dalar. Dünyanın hayalinden algılarının başka türden yarattığı bireysel evreninin hayallerine dalar. Orası daha özgür olduğundan daha eğlenceli tecrübeler bekler insanı.</p>
<p>Bu bir oyun olarak kalabilirse hoştur. Ama eski şamanlar gibi ayinsel ve manevi etkileri olmaksızın tecrübe edildiğinde yıkıcıdır.</p>
<p>Hakikate ve algıların ötesine gitmenin yegane yolu meditasyondur.</p>
<p>Meditasyon tüm hayalleri siler süpürür. Hakiki olmayan her şey silinir gider. Geriye sadece ve çıplak haliyle hakikatin kendisi kalır.</p>
<p>Esas olan odur. Ama esas cesareti bu ister. Gerçek başkaldırı budur. Gerçek isyan budur.</p>
<p>Bize gerçek olarak belletilen saçmalıkları çöpe atmak!</p>
<p>Onun yerine hep olanı hep hakiki olanı fark etmek&#8230;</p>
<p>Devrim budur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<a class="a2a_dd addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save?linkurl=http%3A%2F%2Famritsangeet.com%2F1216%2F&amp;linkname=Alg%C4%B1lar%C4%B1n%20Kap%C4%B1lar%C4%B1">Yazıyı Paylaş</a>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://amritsangeet.com/1216/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aklımızdaki Zaman</title>
		<link>http://amritsangeet.com/aklimizdaki-zaman/</link>
		<comments>http://amritsangeet.com/aklimizdaki-zaman/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 09 Mar 2011 16:07:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sangeet</dc:creator>
		
		<guid isPermaLink="false">http://amritsangeet.com/?p=1213</guid>
		<description><![CDATA[

Zaman kavramı üzerinde ne kadar konuşulsa azdır. Zamanı kavramak için mistiklerden, fizik bilginlerine kadar herkesin söylediklerine kulak vermemize rağmen onun tam olarak ne olduğunu anlayabilenimiz oldukça zordur.
Zaman kolay anlaşılacak bir şey değildir. Çünkü o aslında bizim onu nasıl tecrübe ettiğimizden bağımsız bir şey değildir. Bu yüzden zaman bireysel ve subjektif bakışımızdan bağımsız olmaması sebebiyle tanımı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><br />
</strong></p>
<p>Zaman kavramı üzerinde ne kadar konuşulsa azdır. Zamanı kavramak için mistiklerden, fizik bilginlerine kadar herkesin söylediklerine kulak vermemize rağmen onun tam olarak ne olduğunu anlayabilenimiz oldukça zordur.</p>
<p>Zaman kolay anlaşılacak bir şey değildir. Çünkü o aslında bizim onu nasıl tecrübe ettiğimizden bağımsız bir şey değildir. Bu yüzden zaman bireysel ve subjektif bakışımızdan bağımsız olmaması sebebiyle tanımı değişen bir kavramdır. Objektif bir zaman olmadığı için bunun tanımı da objektif olmayacaktır doğallıkla.</p>
<p>Bu aslında son derece önemli bir bilgidir. Her ne kadar anlaması ve kabul edilmesi zor gibi olsa da bunun üzerinde durmaya ve bunu anlamak için çaba göstermeye değer.</p>
<p>Zamanı saatlerimizin gösterdiği ve düz doğrusal bir çizgi gibi algılama eğilimindeyizdir. Oysa bu zamanın sadece bir yönüdür. Fizik bilimi, zamanı uzay üzerinde alınan yol olarak tanımladığı için dış dünyada gözlemlenen zamanın düz-doğrusal olarak hayatımıza yansıması doğaldır. Evet, başka insanlarla ve canlılarla paylaştığımız uzayın içerisindeki zaman elbette onlara göre sahip olduğumuz konuma göre belirlenir ve bunun için de lineer yani yatay yönde bir hareket olarak algılar ve tecrübe ederiz zamanı.</p>
<p>Oysa içsel dünyamızdaki zaman doğrusal hareket etmez. İnsanın kendi varlığının içerisindeki zaman ileri-geri doğru değil, yukarı aşağı yöndedir.  Yani düşey düzlemde hareket eder. Aslında zaman dahi denilemez ona bu anlamda. Çünkü zamanın var olabilmesi için nesneye de özneye de gereksinim vardır. İki ayrı şeyin olması ve onların arasındaki uzayda gereken hareketin işlevi olarak zamanı tanımlamamız mümkün olur.</p>
<p>Ancak insan varlığının bütünlüğü içerisine girdiği zaman orada zamanı gereksiz kılan bir şey olur. Orada insan kendi sonsuzluğunu tecrübe eder ve geçmişin ve geleceğin olmadığı sonsuz anın içerisine girer. Bunu ancak birey kendi varlığının içinde tecrübe edebilir. Çünkü bunu başka insanlara aktarmak için iletişimini kurmaya bile zaman gerekecektir. Zamansızlık ve sonsuzluk içsel olarak yaşanabilen bir şey iken zaman ise sadece diğerleriyle ve “dışarıda” paylaşılabilen bir şeydir. Bu nedenle öze ilişkin her şey gibi zamansızlık da, sonsuzluk da sadece bireyin kendi içsel dünyasında tecrübe edilebilecek bir şeydir.</p>
<p>Bu durumda insanın iki düzlemde var olduğunu düşünebiliriz. Birinci düzlem zamanın ve uzayın içerisinde var olan zihin-beden, diğeri ise zamanın ve uzayın ötesindeki ruhsal düzlem. Ruhsal düzlemdeki varlığımız, zamanın ve mekânın içersinde anlaşılamaz ve tecrübe edilemez bir şeydir. Oysa zihnin zamana ve bedenin de mekâna gereksinimi vardır.</p>
<p>Zaman aslında zihinde oluşur ve zihnin türevlerinden birisidir. Zaman kavramı, geçmiş ve geleceği içermek zorundadır ve her ikisi de anda mevcut değildir. Oysa biz insan olarak hep anda var oluruz. Zihnimiz ise geçmişi ve geleceği hep ana getirmek zorunda hisseder kendini ve ancak zaman kavramı o zaman anlamlı hale gelecektir. Bunu yapacak yegâne araç yine zihnin kendisidir. Beden ise her zaman için olduğu yerdedir ve zaman onun için de anlamsızdır, mekândır onun için gerekli olan. Çünkü zaman-mekân içerisinde beden sadece tek bir noktada var olabilir. Bu nedenle o, zamanın içinde olmakla birlikte aynı anda sadece tek bir zamansal nokta üzerinde olabilecektir. Bu nedenle asla bedenlerimiz iki ayrı zamanda aynı beden değildir. Beden içinde bulunduğu an bir şey iken aradan zaman geçtiğinde her ne kadar zihinlerimiz onu aynı şey olarak algılama eğiliminde olsa da asla aynı beden değildir.</p>
<p>Bu evrende sabit kalan yahut kaldığını zanneden yegâne şey vardır o da zihindir. Zihin zaman yanılsaması yaratarak kendisini onun içerisinde var etmeye çalışır. Bu hakiki bir şey değildir. Bu sadece bir yanılsamadır. Varlığının özünde kendini bir hisseden bir insan için zaman yoktur.</p>
<p>Zaman sadece ayrılık ve izolasyon varsa anlamlıdır. Bu da zihnin yaratması gereken bir yanılsamadır. Zaman bütünüyle bir yanılsamadır. Aslında sadece oluş vardır ve o oluş hali anın dışında bir şeye gereksinim duymaz. Varlık sadece bir olmayı bilir ve onun için de sonsuzluğun içindedir.</p>
<p>Bu nedenle zamanın çok önemli olduğu toplumlarda gerçeğin sadece yüzeysel olarak algılanması kaçınılmazdır. Zamanın ve saatlerin hayatlarımızda önem kazanmasıyla maneviyatın insanlar için öneminin azalmaya başlaması koşuttur.</p>
<p>Modern toplumların zaman takıntısı ile psikolojik sorunların artışı arasında neredeyse doğrudan bir orantı söz konusudur. Mutluluk sadece bütünlük var ise mümkündür ve zaman ise sadece bütünlük değil ayrımlar söz konusuysa anlamlıdır.</p>
<p>Zamanı n kendisi ölümümüzü hatırlatması vesilesiyle bizleri içten içe huzursuz, mutsuz ve sınırlı bir varlık olarak hissettirir. Sırf bu nedenle dahi iç dünyamıza dönüp oradaki zamansızlığı ve bütünlüğü tecrübe etmek arada bir bile olsa hayati önem taşır.</p>
<p>Bunun için her ne olursa olsun bizi içsel bütünlüğümüze götürecek manevi bir pratiğimizin olması önemlidir. Herkese kendilerine uygun bir meditasyonu arayıp tecrübe etmeyi öneriyorum. Zamanın ve mekânın sınırlamalarının ötesindeki kendi sonsuz ve sınırsız varlığıyla tanışabilmesi için.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>3. Göz Şubat 2011 sayısında yayınlanmıştır..</p>
<p>&nbsp;</p>
<a class="a2a_dd addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save?linkurl=http%3A%2F%2Famritsangeet.com%2Faklimizdaki-zaman%2F&amp;linkname=Akl%C4%B1m%C4%B1zdaki%20Zaman">Yazıyı Paylaş</a>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://amritsangeet.com/aklimizdaki-zaman/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Değişimi Yaratmak Değil Anlamak Yeterlidir</title>
		<link>http://amritsangeet.com/degisimi-yaratmak-degil-anlamak-yeterlidir/</link>
		<comments>http://amritsangeet.com/degisimi-yaratmak-degil-anlamak-yeterlidir/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 20 Feb 2011 20:15:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sangeet</dc:creator>
		
		<guid isPermaLink="false">http://amritsangeet.com/?p=1210</guid>
		<description><![CDATA[İnsanların      çoğu bir şeylerden şikâyetçi. Tüm yakınmaların ardında aslında kişinin      kendi ruhsal, fiziksel ve zihinsel durumu açığa çıkıyor. Bir şekilde insan      kendine dönüp baktığında “başka biri olmanın” ipuçlarını arıyor. İnsan      değişince, hayatı değişir mi? Değişim/dönüşüm [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İnsanların      çoğu bir şeylerden şikâyetçi. Tüm yakınmaların ardında aslında kişinin      kendi ruhsal, fiziksel ve zihinsel durumu açığa çıkıyor. Bir şekilde insan      kendine dönüp baktığında “başka biri olmanın” ipuçlarını arıyor. İnsan      değişince, hayatı değişir mi? Değişim/dönüşüm bilincine varmak da bir başka bilinç. Bu oluşum süreci nasıl gerçekleşiyor.</strong></p>
<p>Soru oldukça karmaşık. Ayrıca pek çok varsayım içeriyor çünkü genel anlamıyla insanlığın durumu için konuşabilmek hiçbirimizin haddine değil. Ancak, bu bazı kalıpların neredeyse herkeste ―en azından tanımış olduklarımız arasında― geçerli olmadığı anlamına gelmiyor… Sözün özü: Dediklerinizde haklılık payı olmakla birlikte pek çok insan için bu söyledikleriniz ve elbette benim söyleyeceklerim geçersiz olacaktır. Bunu vurguladıktan sonra sorunuzdaki halet-i ruhiyeye karşılık gelebilecek birkaç söz söyleyebilirim.</p>
<p>En vurucu kısım sorunuzda insanın olduğundan başka bir kimse olma isteği ve bunun ima ettiği değişimlerin nasıl olacağı ve hayatımızı nasıl etkileyeceği.</p>
<p>Öncelikle değişim ve hayatın da ona göre şekillenmesi kısmından başlayalım. Esas mesele değişim olursa daha iyi olacak bir şeymiş gibi algılanmasıdır. Yani sanki değişmeme gibi bir seçimimiz varmış gibi düşünmektir.</p>
<p>Her an değişiyoruz zaten. Ve bizim hayat dediğimiz şey aslında bu sürekli değişim halinin başka bir ifadesidir. Hayat ve kendimiz arasında bir ayrım olduğu varsayımı tüm bu karmaşa ve kafa karışıklıklarına sebep olmaktadır. Aslında hayat biziz ve biz de hayatın ta kendisiyiz. Bu sürekli akış ve etkileşim sayesindedir ki canlılık mümkün olabilmektedir.</p>
<p>Şimdi, kendimizi değişmeyen bir şey olarak varsayalım… Bunun olabilmesi için çevremizden bütünüyle soyutlanmış olmak zorundayız. Kaldı ki tamamıyla uzaydan soyutlanmış bir vakumda dahi değişim olmaktadır. Orada bazı parçacıklar görünüp kaybolmaktadır. Şu evren denen koskoca varoluşun içerisinde herhangi bir nokta yok ki kalan diğer kısımdan soyutlanabilsin. Ve varoluşun ilk anından beridir (eğer öyle bir şey varsa) değişim dışında, dönüşüm dışında hiçbir şey vuku bulmamaktadır.</p>
<p>Böyle bir durumda insan neden kendisini sanki değişmeyebilecek bir şey gibi tahayyül eder? Sanki değişim çok doğaüstü bir şeymiş gibi algılar? Değişmemek elindeymiş zanneder?</p>
<p>Bunu sadece ego yapabilir. Bizzat kendisi bu yanılsamayı yaratmak için var olan egomuz olduğu sürece sanki hiç değişmeyebilirmişiz ve hatta sanki bu bir marifetmiş gibi inançlar oluşturabiliriz. Değişmemek için direnç geliştirebilir ve özel çaba harcayabiliriz.</p>
<p>İnsan zaten değişmektedir. Değişmeyen şey insanın körlüğüdür. Kendindeki ve hayattaki değişimleri algılamayan eskide kalmış sabit fikirlere tutunmaktır sorun, değişememek değil.</p>
<p>Bir insanın bedeninde her an milyonlarca şey değişmektedir. Dünya ve güneş sistemi evrende hayal bile edemeyeceğimiz bir hızla ve ivme ile hareket etmektedir. Bu evrenin kendisi asla bir önceki anda var olan evren değildir, hızla genişlemektedir. Herhangi bir an ile bir başka an asla aynı olmamıştır ve olamaz.</p>
<p>İnsanın egosu ise kendisini her şeyin her an değişip dönüştüğü bu evrende sabit kaldığı yanılsaması ile var olabilmektedir. Yani bu yanılsama ortadan kalkacak olsa ve zaten yaşanan hakikati görebilse o an ego tamamen ortadan kalkıverecektir.</p>
<p>Ego denen şey, bizim çok yanlış bir şekilde kendimiz sandığımız şey sadece bir hayalettir. Geçmişte bir an belki var olmuş ama artık olmayan bir imgedir.</p>
<p>İnsanlar bu muazzam değişim ve dönüşümleri yönetemeyeceğini bildiği için egoya ihtiyaç duyar. Bu sayede etkisi dışında kalan hakikatin kısımlarını dışarıda bırakarak kendisini sözüm ona korumaya çalışır. Oysa korunmaya çalışılan şey zaten çoktan bambaşka bir şeye dönüşmüştür…</p>
<p>Kısacası değişimi yaratmak değil anlamak ve onu fark etmek yeterlidir. Bunun için ise insanın kendisini ve içerisinde var olduğu evreni egosuzca anlamaya çalışması yeterlidir. Değiştirilecek bir şey yoktur sadece değişimin ve akışın kollarına kendini bırakabilme cesaretine sahip olmak yeterlidir. Bu güven duygusu da sadece meditasyon ile mümkün olabilecektir.</p>
<a class="a2a_dd addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save?linkurl=http%3A%2F%2Famritsangeet.com%2Fdegisimi-yaratmak-degil-anlamak-yeterlidir%2F&amp;linkname=De%C4%9Fi%C5%9Fimi%20Yaratmak%20De%C4%9Fil%20Anlamak%20Yeterlidir">Yazıyı Paylaş</a>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://amritsangeet.com/degisimi-yaratmak-degil-anlamak-yeterlidir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kendini Tanı Seveceksin.</title>
		<link>http://amritsangeet.com/kendini-tani-seveceksin/</link>
		<comments>http://amritsangeet.com/kendini-tani-seveceksin/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Feb 2011 15:59:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sangeet</dc:creator>
		
		<guid isPermaLink="false">http://amritsangeet.com/?p=1206</guid>
		<description><![CDATA[Sevgi konusunda kilitlendim sevilmediğimi istenmediğimi hissediyorum ve bende sevmiyorum kendimi sevmiyorum hayatımin bir döneminde sevmeme kararı aldığımı hatta yemin ettiğimi hatırlıyorum ama bunu neden ne zaman hangi olaydan sonra yaptığımı ve nasıl değiştireceğimi çözemiyorum sizin bir öneriniz olabilir mi? Kendimi nasıl sevebilirim?
Kendini sevmek çaba gerektirmez. Sadece sevmemek için aldığın karardan vazgeçmen yeterlidir. Daha doğrusu yaptığın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>Sevgi konusunda kilitlendim sevilmediğimi istenmediğimi hissediyorum ve bende sevmiyorum kendimi sevmiyorum hayatımin bir döneminde sevmeme kararı aldığımı hatta yemin ettiğimi hatırlıyorum ama bunu neden ne zaman hangi olaydan sonra yaptığımı ve nasıl değiştireceğimi çözemiyorum sizin bir öneriniz olabilir mi? Kendimi nasıl sevebilirim?</em></strong></p>
<p>Kendini sevmek çaba gerektirmez. Sadece sevmemek için aldığın karardan vazgeçmen yeterlidir. Daha doğrusu yaptığın şeylerin tam tersini yapman yeterli olacaktır. Eğer bunu yapabiliyorsan yani yaptığın şeyleri yapmaktan vazgeçebiliyorsan vazgeç.  Her ne yapıyorsan tam tersini yap. Mesela insanlardan uzak duruyorsan, kaçıyorsan onlara doğru yönel. Onlara git. Hayatlarına gir. Onlarla kaynaş.</p>
<p>Ama bunu yapmak kolay değildir. Zannediyorum yapamıyorsun ve yapamayacaksın. Bu durumda ne yapmalı?</p>
<p>Bunun için sana tavsiyem kendinden ve hayatından ve de duygularından kaçmaktansa onları en derin şekliyle yaşaman.</p>
<p>Aslında duygularını ve hissiyatını değiştirmeye çalışman da onlara saygı duymaktan çok onlardan kurtulmaya yönelik. Yani kurtulmadan evvel onları hissetmen ve yaşaman gerek.</p>
<p>Bana sorarsan onlardan kurtulmaya çalışmadan evvel kendini neden sevmekten vazgeçtiğini bulmaya çalış. Anlamaya çalış.</p>
<p>Aslında sen kendini sevmiyor değilsin. Öyle olsaydı, sen gerçekten kendini sevmiyor olsaydın mutlu olmak ister miydin? Neden bana bu soruyu sorasın? Mutlu olmak isteyen kendin değil misin? Bir insan sevmediği birinin mutluluğunu talep etmez.</p>
<p>Aslında sen kendini seviyorsun. Ancak bunun yollarını bilemiyorsun. Yani kendinle ilişkin zayıf ve bunun nedeni de kendini tanımıyor olman. Kendini tanımıyorsan tanımadığın birini sevemezsin. Birini sevebilmek için onunla yakınlaşman ve onu tanıman gerekir.</p>
<p>Kendini tanımak için kendine zaman ayırman gerek. Bunun en etkili yolu meditasyondur. Onları dene ve hayatına sok.</p>
<p><a href="http://amritsangeet.com/osho-meditasyon/">http://amritsangeet.com/osho-meditasyon/</a></p>
<p>Bu linkten meditasyonların talimatlarını ve müziklerini indirebilirsin. Kendi kendine neyi ne kadar anlıyorsan o kadarıyla yap ve bana sormak istediğin şeyler varsa her aşamasında sorabilirsin.</p>
<p>Eğer kendini gerçekten sevmek istiyorsan meditasyon haricinde yapabileceğin bir şey yok. Ama nefsini ve egonu sevmek istiyorsan onun binlerce yolu var…</p>
<p>Herhalde sen bazı şeyleri yanlış anlamış olmalısın. Sanki hayatta olman anlamsız yahut gereksiz bir şeymiş gibi düşünüyorsun ama bu aslında egonun yıkıcı yönü nedeniyle böyle. O hiçbir şeyi doğru anlayamaz. O nedenle negatif her türlü duyguya dikkat et. O sadece egodan kaynaklanabilir. Aslında ego bir tür düşmandır kendimize. Ve onun taktikleri çok karmaşıktır.</p>
<p>Onunla sadece meditasyon yaparak başa çıkabilirsin. Başka her şeyi alt edecek kadar güçlüdür.</p>
<p>Meditasyon aslında egonun karanlığında yanan mumdur. Egoya doğrudan hiçbir şey yapamazsın sadece mumu yak..</p>
<p>Ve etraf aydınlandığında göreceğin şey sadece güzellik olacak. Henüz kendini tanımıyorsun çünkü egon seni karanlıkta tutuyor. Onu tanıyabilmek için meditasyonun ışığına ihtiyacın var. O ışık yandığı anda göreceğin şey muazzam güzellikte bir varlık olacak. Bu sana özgü değil bu her insanoğlu ve kızı için böyle. Ama karanlıktayken güzellikler gizli kalacaktır.</p>
<p>Kendini tanımak dışında kendini sevmenin yolu yoktur.</p>
<a class="a2a_dd addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save?linkurl=http%3A%2F%2Famritsangeet.com%2Fkendini-tani-seveceksin%2F&amp;linkname=Kendini%20Tan%C4%B1%20Seveceksin.">Yazıyı Paylaş</a>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://amritsangeet.com/kendini-tani-seveceksin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

