Değişimi Yaratmak Değil Anlamak Yeterlidir

İnsanların çoğu bir şeylerden şikâyetçi. Tüm yakınmaların ardında aslında kişinin kendi ruhsal, fiziksel ve zihinsel durumu açığa çıkıyor. Bir şekilde insan kendine dönüp baktığında “başka biri olmanın” ipuçlarını arıyor. İnsan değişince, hayatı değişir mi? Değişim/dönüşüm bilincine varmak da bir başka bilinç. Bu oluşum süreci nasıl gerçekleşiyor.

Soru oldukça karmaşık. Ayrıca pek çok varsayım içeriyor çünkü genel anlamıyla insanlığın durumu için konuşabilmek hiçbirimizin haddine değil. Ancak, bu bazı kalıpların neredeyse herkeste ―en azından tanımış olduklarımız arasında― geçerli olmadığı anlamına gelmiyor… Sözün özü: Dediklerinizde haklılık payı olmakla birlikte pek çok insan için bu söyledikleriniz ve elbette benim söyleyeceklerim geçersiz olacaktır. Bunu vurguladıktan sonra sorunuzdaki halet-i ruhiyeye karşılık gelebilecek birkaç söz söyleyebilirim.

En vurucu kısım sorunuzda insanın olduğundan başka bir kimse olma isteği ve bunun ima ettiği değişimlerin nasıl olacağı ve hayatımızı nasıl etkileyeceği.

Öncelikle değişim ve hayatın da ona göre şekillenmesi kısmından başlayalım. Esas mesele değişim olursa daha iyi olacak bir şeymiş gibi algılanmasıdır. Yani sanki değişmeme gibi bir seçimimiz varmış gibi düşünmektir.

Her an değişiyoruz zaten. Ve bizim hayat dediğimiz şey aslında bu sürekli değişim halinin başka bir ifadesidir. Hayat ve kendimiz arasında bir ayrım olduğu varsayımı tüm bu karmaşa ve kafa karışıklıklarına sebep olmaktadır. Aslında hayat biziz ve biz de hayatın ta kendisiyiz. Bu sürekli akış ve etkileşim sayesindedir ki canlılık mümkün olabilmektedir.

Şimdi, kendimizi değişmeyen bir şey olarak varsayalım… Bunun olabilmesi için çevremizden bütünüyle soyutlanmış olmak zorundayız. Kaldı ki tamamıyla uzaydan soyutlanmış bir vakumda dahi değişim olmaktadır. Orada bazı parçacıklar görünüp kaybolmaktadır. Şu evren denen koskoca varoluşun içerisinde herhangi bir nokta yok ki kalan diğer kısımdan soyutlanabilsin. Ve varoluşun ilk anından beridir (eğer öyle bir şey varsa) değişim dışında, dönüşüm dışında hiçbir şey vuku bulmamaktadır.

Böyle bir durumda insan neden kendisini sanki değişmeyebilecek bir şey gibi tahayyül eder? Sanki değişim çok doğaüstü bir şeymiş gibi algılar? Değişmemek elindeymiş zanneder?

Bunu sadece ego yapabilir. Bizzat kendisi bu yanılsamayı yaratmak için var olan egomuz olduğu sürece sanki hiç değişmeyebilirmişiz ve hatta sanki bu bir marifetmiş gibi inançlar oluşturabiliriz. Değişmemek için direnç geliştirebilir ve özel çaba harcayabiliriz.

İnsan zaten değişmektedir. Değişmeyen şey insanın körlüğüdür. Kendindeki ve hayattaki değişimleri algılamayan eskide kalmış sabit fikirlere tutunmaktır sorun, değişememek değil.

Bir insanın bedeninde her an milyonlarca şey değişmektedir. Dünya ve güneş sistemi evrende hayal bile edemeyeceğimiz bir hızla ve ivme ile hareket etmektedir. Bu evrenin kendisi asla bir önceki anda var olan evren değildir, hızla genişlemektedir. Herhangi bir an ile bir başka an asla aynı olmamıştır ve olamaz.

İnsanın egosu ise kendisini her şeyin her an değişip dönüştüğü bu evrende sabit kaldığı yanılsaması ile var olabilmektedir. Yani bu yanılsama ortadan kalkacak olsa ve zaten yaşanan hakikati görebilse o an ego tamamen ortadan kalkıverecektir.

Ego denen şey, bizim çok yanlış bir şekilde kendimiz sandığımız şey sadece bir hayalettir. Geçmişte bir an belki var olmuş ama artık olmayan bir imgedir.

İnsanlar bu muazzam değişim ve dönüşümleri yönetemeyeceğini bildiği için egoya ihtiyaç duyar. Bu sayede etkisi dışında kalan hakikatin kısımlarını dışarıda bırakarak kendisini sözüm ona korumaya çalışır. Oysa korunmaya çalışılan şey zaten çoktan bambaşka bir şeye dönüşmüştür…

Kısacası değişimi yaratmak değil anlamak ve onu fark etmek yeterlidir. Bunun için ise insanın kendisini ve içerisinde var olduğu evreni egosuzca anlamaya çalışması yeterlidir. Değiştirilecek bir şey yoktur sadece değişimin ve akışın kollarına kendini bırakabilme cesaretine sahip olmak yeterlidir. Bu güven duygusu da sadece meditasyon ile mümkün olabilecektir.

Kendini Tanı Seveceksin.

Sevgi konusunda kilitlendim sevilmediğimi istenmediğimi hissediyorum ve bende sevmiyorum kendimi sevmiyorum hayatımin bir döneminde sevmeme kararı aldığımı hatta yemin ettiğimi hatırlıyorum ama bunu neden ne zaman hangi olaydan sonra yaptığımı ve nasıl değiştireceğimi çözemiyorum sizin bir öneriniz olabilir mi? Kendimi nasıl sevebilirim?

Kendini sevmek çaba gerektirmez. Sadece sevmemek için aldığın karardan vazgeçmen yeterlidir. Daha doğrusu yaptığın şeylerin tam tersini yapman yeterli olacaktır. Eğer bunu yapabiliyorsan yani yaptığın şeyleri yapmaktan vazgeçebiliyorsan vazgeç.  Her ne yapıyorsan tam tersini yap. Mesela insanlardan uzak duruyorsan, kaçıyorsan onlara doğru yönel. Onlara git. Hayatlarına gir. Onlarla kaynaş.

Ama bunu yapmak kolay değildir. Zannediyorum yapamıyorsun ve yapamayacaksın. Bu durumda ne yapmalı?

Bunun için sana tavsiyem kendinden ve hayatından ve de duygularından kaçmaktansa onları en derin şekliyle yaşaman.

Aslında duygularını ve hissiyatını değiştirmeye çalışman da onlara saygı duymaktan çok onlardan kurtulmaya yönelik. Yani kurtulmadan evvel onları hissetmen ve yaşaman gerek.

Bana sorarsan onlardan kurtulmaya çalışmadan evvel kendini neden sevmekten vazgeçtiğini bulmaya çalış. Anlamaya çalış.

Aslında sen kendini sevmiyor değilsin. Öyle olsaydı, sen gerçekten kendini sevmiyor olsaydın mutlu olmak ister miydin? Neden bana bu soruyu sorasın? Mutlu olmak isteyen kendin değil misin? Bir insan sevmediği birinin mutluluğunu talep etmez.

Aslında sen kendini seviyorsun. Ancak bunun yollarını bilemiyorsun. Yani kendinle ilişkin zayıf ve bunun nedeni de kendini tanımıyor olman. Kendini tanımıyorsan tanımadığın birini sevemezsin. Birini sevebilmek için onunla yakınlaşman ve onu tanıman gerekir.

Kendini tanımak için kendine zaman ayırman gerek. Bunun en etkili yolu meditasyondur. Onları dene ve hayatına sok.

http://amritsangeet.com/osho-meditasyon/

Bu linkten meditasyonların talimatlarını ve müziklerini indirebilirsin. Kendi kendine neyi ne kadar anlıyorsan o kadarıyla yap ve bana sormak istediğin şeyler varsa her aşamasında sorabilirsin.

Eğer kendini gerçekten sevmek istiyorsan meditasyon haricinde yapabileceğin bir şey yok. Ama nefsini ve egonu sevmek istiyorsan onun binlerce yolu var…

Herhalde sen bazı şeyleri yanlış anlamış olmalısın. Sanki hayatta olman anlamsız yahut gereksiz bir şeymiş gibi düşünüyorsun ama bu aslında egonun yıkıcı yönü nedeniyle böyle. O hiçbir şeyi doğru anlayamaz. O nedenle negatif her türlü duyguya dikkat et. O sadece egodan kaynaklanabilir. Aslında ego bir tür düşmandır kendimize. Ve onun taktikleri çok karmaşıktır.

Onunla sadece meditasyon yaparak başa çıkabilirsin. Başka her şeyi alt edecek kadar güçlüdür.

Meditasyon aslında egonun karanlığında yanan mumdur. Egoya doğrudan hiçbir şey yapamazsın sadece mumu yak..

Ve etraf aydınlandığında göreceğin şey sadece güzellik olacak. Henüz kendini tanımıyorsun çünkü egon seni karanlıkta tutuyor. Onu tanıyabilmek için meditasyonun ışığına ihtiyacın var. O ışık yandığı anda göreceğin şey muazzam güzellikte bir varlık olacak. Bu sana özgü değil bu her insanoğlu ve kızı için böyle. Ama karanlıktayken güzellikler gizli kalacaktır.

Kendini tanımak dışında kendini sevmenin yolu yoktur.

Kutlamıyorum Arkadaş!

Sevgililer gününü kim çıkarttıysa aklına şaşayım.

Bin tane doğum günü, nişan günü, evlilik yıldönümü, bayram, kandil, resmi bayram vs. varken bir de bunu kutlayacağız!

Bir de ne hikmetse sanki biz sevgili değilmişiz gibi hep erkekler kadınlara sevgisini göstermek zorunda! Neden hep erkekler bu hizmeti sunmakla yükümlü? Bir sefer de kadın erkeğe sevgisini kanıtlasa?

Ayrıca Allah aşkına eğer bir şey için kanıta ihtiyaç varsa o şeye sevgi demek ne kadar mümkün?

Kendim neden kutlayacağım günü seçemiyorum hiç? Sevgililer günü kutlanacak kutla! Askerde miyiz yahu! Emirle, zorlamayla kutlama mı olur? Hepsini her kutlanacak ve önceden belli olan günü protesto ediyorum!

Kutlanacak bir şey varsa onu ben bilirim. Bana neyi ne zaman nerede kutlayacağımı söyleyen şey olsa olsa pazarlama taktikleridir.

Kutlamayı böyle koşullara, takvimlere, tüketim nesnelerine bağlayarak her anın kutlanacak bir şey olduğu hakikatini elimizden almaya çalışıyorlar.

Nedense kadınlar da bunu çok güzel satın alıyor. Bir bakacak olursanız her kutlanacak günü onlar sahipleniyor: Anneler günü, nişan günü, tanışma günü, evlilik yıldönümü, doğum günleri bayram-seyran vs. vs…

Erkekler hep hatırlamak zorunda olan ve her zaman ilgisini ve sevgisini bu gerzek günlerde kendisinden beklenen şekilde davranırsa kabul ettirecek zavallı birer kuklaya dönüşmek zorunda.

O zaman sevmiş olacak. Hayatta olduğu sürece geçmişte yaşanmış bitmiş bir şeyi hatırlayıp hatırlamamak sevginin kriteri!

Sırf bunun için bile yalnız kalmayı seçebilirim. Kimsenin doğum gününü, bilmemene gününü hatırlamk zorunluluğu yok. Sadece anı yaşayabilirsin. Yaşanmış anları hatırlayıp durmaktan daha iyidir yalnız kalmak.

Ben kendimi tüm kutlanacak günlerden, bayramlardan-seyranlardan topluca yapılan her salakça tarih ve takvim işlerinden azad ediyorm.

Kendi doğum günüm dahil referansı geçmişte olan her tarihten artık özgürüm.

Kutlanacak bir şey varsa o da yaşanan anın kendisidir. O anın takvimle alakası yoktur. Benimle yaşadığım anı paylaşan bir kimse varsa o anı birlikte onunla hiçbir koşul olmaksızın paylaşmaya her zaman hazır ve istekliyim.

O an o kimse ile kendi varlığım dahil ne varsa her şeyi paylaşırım. Ama o an geçtiğinde geriye dönüp bakmam bile. Çünkü bu şimdiki anımı yaşamama engeldir.

Tüm bu olanların ardında yatan ve özünde sırf ticari bir faaliyet olan gerzek tarihsel kutlamalardan artık bağımsızlığımı ilan ediyor ve bu hegemonyaya başkaldırıyorum.

Kimse benden takvime bağlı bir hareket beklemesin. Kişisel bir şey yok, kimse alınmasın sadece prensiplerele alakalı bir şey!

Kutlanacak şey kutlayana bağlı olmak zorunda. Kutlayıcının seçimi olmayan kutlamalar sadece eziyettir.  Başkalarının sömürüsüne hizmet eder.

Bir şey kutluyorsam buyrun gelin bana katılın birlikte kutlayalım ama bana hadi benim bilmemne günümü kutla derseniz ben yokum kendi kendinize kutlayınız… Hayrını görünüz kutlanacak gününüzün.