Son günlerde bir tartışmadır gidiyor.
Ünlü -artık- Sırp- yönetmen Kusturica’yı memleketten kovmalı mıyız kovmamalı mıyız?
Her zamanki gibi ve her tartışmadaki gibi esas mevzuyu ve derinliği kaçırıp bunu kimin istediğine yahut istemediğine bakarak doğru ya da yanlış olarak değerlendirmek üzere herkes saflarını alıveriyor.
Davet eden CHP’liymiş de o nedenle AKP’liler işe çomak sokmaktaymışlar falan filan.
Yahut tam tersi: Mesela katliam yapmış Sudan başkanını bizim başbakan ağırladı diye CHP ya da tüm AKP muhalifleri veriyor veriştiriyor…
Şimdi ben kimin daha faşist yahut kimin daha az faşist/katil vs. olduğunu tartışmak istemiyorum.
Bana dokunan kısım, bu kadar önemli ve insanlık adına temel konuları dahi günlük, bayağı çıkarlar uğruna ilkezisce senin faşistin/benim faşistim mertebesine indirmektir.
Bu uğruda insanlık adına yapılmış en onursuz davranışlar bile mazur görülebilir ama karşı taraf bunu yaptığında yahut aklından dahi geçirdiğinde hemen insan haklarının en büyük savunucusu kesilinir ve karşı taraf suçlanmaya başlanır…
Bu utanç verici davranışlar artık son derece rahatsızlık verici boyutlara ulaştı.
Kimse ne dediğini kulağı duymaz hale geldi.
Üniversite yıllarından beridir tanıdığım “ilerici” ve “solcu” bir arkadaşım şöyle yazmış facebook duvarına “Soykırımcı Ömer el Beşir başımızın tacı, Kusturica ise soykırımcı, tabi ki yerseniz..”
Evet elbette soykırımın bizzat elebaşısı ve uygulatıcısı olan bir adamla soykırımı öven adamı aynı kefeye koyamazsınız. İyi de, birini diğerine tercih etmek gibi bir zorunluluğumuz var mıdır?
Neden soykırımın, ırkçılığın, milliyetçiliğin kendisini değil de kimin ne kadar adam kestiğinin hesabını yaparak bir sonuca ulaşmaya çalışıyoruz?
Ben kendi adıma Kusturca’ya teşekkür ediyorum. Böyle bir konuyu tartışmamıza vesile olduğu için. Çünkü artık soykırımı, ırkçı davranışları ve şiddeti sadece övdüğü için bile ülkeden gitmek zorunda kalmış bir adam olarak bizlere bundan sonra hiçbir ırkçı-şoven-soykırımcı yahut insanlık suçları işlemiş insanı bu memleketin sınırından içeri dahi sokmama gibi bir ayrıcalık bahşetmiş oldu.
Bundan sonra çıta yükseldiği için artık ırkçılık şüphesinin dahi bu memlekette huzur yüzü görmemek anlamında geldiğini tecrübe edeceğiz.
Ne mutlu bizlere…
Toplumlar bu şekilde gelişiyorlar ve standartlarını yükseltiyorlar.
Artık bırakın bu ülkede ırkçılık yahut şovenliği öyle bağıra bağıra dile getirmek, ima etmek dahi paparayı yemek anlamına gelecek.
Bu giderek kendi ırkçılıklarımıza, kendi şovenliklerimize, kendi soykırım tarihimize bakmaya kadar evrilecek. Hep beraber göreceğiz. Yakında insanlar vicdanları temelinde olayları değerlendirip algılamaya başlayacaklar.
Giderek Alevilere neler yapıldığını, Kürtlere neler çektirildiğini, Ermenilere nasıl katliamlar ve baskılar yapıldığını, Rumları nasıl da memleketten uzaklaştırmak için onca eziyetler edildiğini konuşmaya başlıyacağız.
Yapılan haksızlıklarla, edepsizliklerle, işlenen cinayetler ve uygulanan şiddetle yaşamaktansa, onları içimizde tutmaya çalışıp durmaktansa tüm bunları yapanları kınamak, onları Kusturica’yı püskürttüğümüz gibi toplumsal bilinçaltımızdan söküp ortaya çıkartmak ve yüzleşip onlara veda etmek daha kolay gelecek.
Türkiye silkinip kendine gelemey başlayan, hayatta nelerin doğru nelerin yanlış olduğunu anlamaya başlayan ve kendi içinde yarattığı kendi kriterlerine, vicdanına göre davranacak kadar cesaret göstermeye başlayan yeni yetme bir genç gibi şu an.
Bazen fazla tepkisel davranabiliyor, bazen aşırı tepkilerle olayları abartıyor hatta kimi haksızlıklara da sebebiyet verebiliyor…
Yine de ben buradayım ve benim değerlerim var demeye çalışıyor ve bu son derece taktire şayan bir şey.
Solcu dostlarımızın düştüğü bu acınası durum beni çok rencide ediyor. Sırf karşıdakinin tersini idda etmek uğruna Sırp milliyetçiliğini, ırkçılığını savunma pozisyonuna düşmek çok içler acısıdır.
Ama aslında sadece AKP karşı çıkıyor diye tam tersi olan -Türk yahut Sırp- ırkçılığını savunabilme pozisyonuna düşmek bir zümreye yahut gruba -AKP ve onun temsil ettiği her şeye- karşı ırkçı bir tutumdur zaten.
Aksi halde AKP’nin yahut onun temsil ettiği değerlerin de pekala anti ırkçı olabileceğini başta kabul edip bu konuda AKP ile aynı değerleri savunmaktan bu kadar gocunmazdı.
Söz konusu olan katliam yapan ırkçılar iken bile bunu savunmaktan gocunmadan kendisine solcu demek aslında Sırp ırkçılarından dahi daha derin bir ırkçı tavırdır.
Ben hakikaten solcuların bu durumlara düşmesinden çok hicap duyuyorum.
Keşke birazcık daha kendi değerlerinden emin olabilselerdi. O zaman pekala hükümeti doğru davranışlarında destekleyip yalnışlarında da en güçlü şekilde eleştirselerdi.
Sonuçta halkçı ve halkın yararına yapılan her şey bana göre sola hizmet eder.
Ama maalesef sol olarak kendini tanımlayan insanlar AKP karşıtlığı adına 12 Eylül anayasasını dahi Kenan Evren’le aynı saflarda savunabilecek kadar düşmüşlerdir. AKP ırkçılığı “hayır” diyenlerin solculuklarının teyit edildiğini savunacak kadar gözleri kör etmiştir…
Olanları anlamak ve kavramak maalesef referansları 60-70′lerde olan Türk Solu için hiç kolay değil.
Toplumun ne kadar karmaşıklaştığını ve kendi gözlüklerinin artık gerçekleri bulanıklaştırdığını anlayamamış durumdalar.
Yaşamış oldukları travmalar maalesef akıl sağlıklarını biraz zedelemiş durumda sanki. Geçmişte yaşadıklarını sayıklayıp dururken, karşılarındaki bambaşka insanların yaptıklarını o travmalarına sebep olan insanların kendilerine yaptıklarıyla karıştırıyorlar.
Bana göre ülkedeki en büyük eksik AKP’nin yapıp ettiklerinin yarattığı şeyler değil, hakiki bir solun olmaması ve kendini yeniden yaratacak enerjisinin olmamasıdır. AKP’nin sol siyaset tarafından bir türlü hazmedilemeyen şu demir leblebinin aslında kendi yetersizlikleri olduğunu kabul etmek zorundayız. Keşke ama keşke gerçek bir sol olsa. AKP’nin çekip gitmesinden çok daha fazla öyle bir sol partimiz olsaydı ki:
Kürtlerin haklarını da savunsa, Alevilerin haklarını da savunsa; türbanlıların eğitim hakkını da savunsa, Hıristiyanların ibadet haklarını da savunsa; ifade özgürlüğünü de savunsa, sendikal hakların her şekilde kullanılmasını da savunsa; Kıbrıs sorunun çözümünü de savunsa, vicdani red hakkını da savunsa; Ergenekondan tutukluların haksız yere tutuklu kalmasını da eleştirse, KCK’dan sebepli sebepsiz içeri tıkılan pek çok insanın tutukluluklarına da karşı çıksa; medyanın özgürleşmesini de savunsa, medyada tekelleşmenin de karşısında olsa; Anyasa Mahkemesinin Meclis üzerindeki hegemonyasına da karşı çıksa, seçimlerdeki %10 barajının kaldırılmasını da savunsa; Avrupa Birliği’ne uyum yasalarının çıkması için de mücadele etse, oraya onurumuzla ve tüm haklarımızın savunularak girmemizin gerekliliğinide savunsa…
Neden böyle bir partimiz yok? Neden eşcinsellerin de türbanlı kızların da haklarına sahip çıkacak bir partimiz yok?
Böyle bir partimiz olsa AKP bu oyları alır mıydı?
İşçinin de, köylünün de, çiftçinin de, öğrencinin de, dindarın da atesitin de özgürlüklerini ve haklarını savunmak neden kimsenin aklına gelmiyor?
Sadece ucundan kıyısından demokrasi ve özgürlükler için birazcık kılını kıpırdatan AKP’ye neden halkın yarısının oy verdiğini anlamadan, anlamak istemeden onun dediklerinin tam tersini savunarak kendini sol zanneden ahmaklar sürüsüne döndüler.
Eğer buna ahmaklık denemezse lütfen bana ahmak sözü nerede kullanılır birisi söylesin.
Bu ahmaklık yüzünden Sırp Irkçılığını savunma, 12 Eylül’ü savunma pozisyonlarına düşmek ah-mak-lı-tır!
Bu böyle biline.