
Son 7-8 yıldır iktidardaki AKP siyaset sahnesine çıktığından beridir Türkiye’de bütün taşlar yerinden oynamakta… Ve son referandum artık bu süreci en tepe noktasına çıkartmış ve ülkenin zihin haritasını iyice yerle bir etmiş durumda.
Bu yazıyı artık referandumun sonucu belli olduktan sonra yazıyorum. Ama öncesinde de bu yazıyı noktası virgülüne yazabilirdim. Benim tahminim %60 evet çıkmasıydı ve iki puanla yanıldım. Ancak önemli olan şu ki; bu iki puan benim tahmin ve analizlerimi değiştirecek bir fark değildir.
Peki, neden ülkedeki neredeyse tüm muhalefet delicesine ve ölümüne bir şekilde pek çok olumlu değişim ima eden bir değişikliğe bu kadar kendini siper etmeyi seçti? Son 8 yıllık süreçte olan biten her şeyi algılamakta ve teşhisini koymakta neden acaba CHP’nin temsil ettiği siyasi çevreler bu kadar yanılgıya düşüyorlar? Neden gerçekten bu halkın derdinin ne olduğunu anlamak istemiyorlar?
Ülkenin demokrasiye yönelmesini bir tehdit olarak algılamak nasıl bir anlayış ve yaklaşıma denk geliyor?
Zannediyorum tüm bunların kökeninde yatan şey basit günlük siyasi manevraların ve söylemlerin çok ötesindeki ve derinindeki psikolojik etmenlerle anlaşılabilir şeylerdir.
Bu ülkenin kuruluşundaki bazı eksiklikler ve yanlışların günümüzdeki yansımaları bugün bilinçaltından su yüzüne hezeyanlar olarak çıkmaktadır. Bu kadar büyük bir enerjiyle hayır demeye çalışılan şey aslında halk korkusudur.
Ancak hkaikatan neden korksun bürokrasi ve diğer zengin elitler ve kendini rejimin ayrıcalıklı ve elit hissedenleri? Neden kendileri güçlüyken ve sistemin kontrolü ellerindeyken korkmuyorlardı da şimdi bu korkuları depreşiyor bu kadarcık bir değişiklikte bile?
Düşünün, kaba güç sizdeyken mahalledeki herkesi ve çoluk çocuğu bir güzel pataklıyordunuz ve bir süre sonra yaşlanmaya ve güçten düşmeye başladınız… O dayağınızı yiyen veletler büyüyüp güçlenmiş ve hatta karate falan da öğrenip karşınıza çıkmış!
Siz korkmayacaksınız da kim korkacak?
Olay en basit ve kaba haliyle böyle işte! Elitler ve egemenler açısından durum böyle ve bu kadarı oldukça kolay anlaşılır bir şeydir.
Ancak benim gözlemlerime göre bu son referandumda toplumda epey bir “yarılma” oldu ve bu sanıldığından daha karmaşık ve girift başka yapılar da içeriyor.
Örneğin özellikle dikkatimi çeken şey hakikaten ezilen insanların tavrı. Bunlara Aleviler, Kürtler, 12 Eylül mağduru safkan solcular, işsizler, memleketin en yoksul ve öfkeli kesimleri giriyor.
Bu insanlar neden kendi iyiliklerine az ya da çok öğeler içeren bir değişiklik yerine 30 yıldır memleketin anasını ağlatmış, bizzat pek çok devlet faşizmi uygulamalarına yasal ve meşruiyet zemini hazırlamış bir anayasayı tercih edebiliyorlar?
Bu hakikaten biraz daha derinlemesine bakılmadan anlaşılması oldukça zor bir durumdur. Anlayabildiğim kadar bazı olasılıklar mevcut:
- Hakiki sistem mağdurları olan bu insanlar için herhangi bir iktidar yani egemen güçten iyi hiçbir şey çıkmaz diye bir inanç mevcut olmalı.
- İyi ve özgürlüklere yönelik herhangi bir adım için kendilerinin sahip olmadığı bir meziyeti ve erki başkası tarafından, özellikle de Cumhuriyet tarihi boyunca hep aşağılanmış kesimlerin öncülüğünde hayata geçmesi onurlarını zedelemektedir
- Hakikaten o kadar çok acı çekmişler ve çekmektedirler ki gerçek anlamda bir çözüm aslında kimliklerinin bir parçasını kaybetme hissi yaratacak ve özdeşim kurdukları şeyleri ellerinden alacaktır
- Devlet mekanizmaları geçmişte pek çok kereler bizzat kendi varlıklarını hedef almasına rağmen şu anki iktidar ve temsil ettiği şeyleri hedef aldığından kendileri için olası bir başka baskıcı rejime –şeriat vs.―karşı güvence hissi uyandırmaktadır
- Ezilenlerin kendilerini ezenlere karşı her zaman çok derinde bir hayranlık hissetmesi psikolojide bilinen bir tepkidir. Güçsüzler her zaman için kendilerini güçlü görmediklerinden ―kendilerini de ezen― mutlak güce tapınma eğilimindedir.
- Ezilenler özünde kendilerini çok değersiz hissettiklerinden, kendilerine değer ve anlam yükleyenlere karşı büyük bir kin beslerler.
- Kendini güçsüz ve azınlıkta hissedenler sahip oldukları güçlerine göre orantısız büyüklükte bir araca ―ordu, yargı, medya― sahip olduklarını sanmalarından yahut en azından şu anlık bile olsa onları arkalarında destek olur şekilde hissetikleri için çoğunluğun sözünün geçeceği demokrasi gibi seçenekler politik konjonktürde işlerine gelmemektedir.
- Bu coğrafyada gerçek bir demokrasi hiçbir zaman hayat bulamamış olduğundan demokrasi sadece pek çok bilinmeyen içeren bir tehlike olarak algılanıyor olabilir.
- Aleviler için Sünni bir çoğunluk asla güvenilmez ve değiştirilemez bir iktidar anlamına gelebilir.
- Kürtler için de anayasal olarak hakları güvence altına alınmadığı sürece azınlık olmalarından dolayı demokrasi yani çoğunluğun tercihi demek aslında sonsuza kadar iktidardan uzak olmak anlamına gelecektir. En azından şimdi seçme şanslarının devlet yapısı gereği kısıtlanması sebebiyle kendilerine meşru bir müdafa zemini yaratabilmektedirler. Şu an savaşmalarını meşru kılabilecek bir mazeretleri var: Sistem baskıcı ve ancak savaşarak haklar elde edilebilir.
- En yoksul kesim ise kendileri için neyin iyi olabileceğini analiz edecek kadar bilinci yaratmak ve onu olgunlaştırmak için yeterli enerjiye sahip değil: Sadece yaşadıklarına öfkeliler ve herhangi bir seçimde herhangi bir iktidara her şekilde öfkelerini oylarıyla kusmak dışında yapacakları pek bir şey yok.
- AKP iniş-çıkışlarıyla bütün olarak ve istisnasız bir demokratik profil çizemediğinden tam bir güven vermiyor. Oysa ezilen ve mağdur edilmiş insanlar aşırı bir hassasiyet geliştirme eğilimindedirler.
- Ezilen ve sistem tarafından mağdur edilmiş kesimlerin sahip oldukları hassasiyetler daha kolay maniple edilerek korkuları depreştirilebilir ve muhakeme becerileri paralize edilebilir durumdadır. Sistemi arka planda maniple eden insanlar insanların zafiyetlerini çok daha ustalıkla ―ve ahlaki zafiyetleri nedeniyle― acımazsıca kullanabilmektedirler.
Bu analizler ve tahminler çoğaltılabilir. Ancak zannediyorum bu kadarı bile epey bir şeyi açıklamaya yeterli olacaktır.
Şimdi, sistemin eski egemenleri için yapılacak çok da fazla bir şey olduğunu sanmıyorum. Sonuçta bu sınıfsal bir dönüşümdür. Türkiye’deki insanlar vatandaş olmaya ve sahip oldukları hakları korumaya ve genişletmeye devam edecekler.
Sivil halkın kendi ihtiyaçlarına göre şekillendireceği anayasalar ve hukuksal altyapı hayat buldukça Cumhuriyet’in sakat ve demokratik olmayan yapısı gereği oluşmuş olan çarpık ve asimetrik güç yapısı el değiştirecek. Bu kadarı kaçınılmazdır. Ve bu gerçekleştikçe bürokratik egemenlik yıkıldıkça, bu egemenlikten beslenen ve palazlanan elitler güç ve kan kaybedecekler.
CHP’nin büyük oranda temsil ettiği bu toplum kesimi için hiç umut yok. Bu kesim bir şekilde tarih sahnesinden çekilerek silinip gittikçe fesadından çatlamaya ve hayıflanıp durmaya devam edecektir. Bu eski elitler için sadece zamandır onların olan biteni hazmetmesine sebebiyet verecek olan yegâne şey. Kolay değil tarih sahnesinden çekilmek. Epey travmatik olacak gelecek gelişmeler.
Ancak benim için hakikaten önemli olan ve gerçekleşecek değişimlerin esasen en önemli öznesi ve de aynı zamanda nesnesi olması gereken kimseler CHP ve onların temsil ettiği zihniyete sahip elit ve “kentli” kesimler değil, onların yaratmış olduğu mağdurlardır.
Bu sürece muhakkak surette bu ezilen ve mağdur edilen kesimler bir şekilde dâhil edilmelidir. Onların içerisinde olmadığı bir demokratikleşme sürecinin ne anlamı ne de gereği yoktur.
Hayalimde tüm bu ezilen kesimleri kapsayacak hakiki bir sol halk hareketinin oluşması yatıyor. Ancak bu sol asla halkına ve yurttaşlarına tepeden bakmayacak, onların ne olursa olsun değer yargılarına saygı gösterecek, somut ve elle tutulur sosyal politikalar üretecek, barışı savunacak, kalkınmayı savunacak, ama bunu yaparken kültürü ve eğitimi baş köşeye koyacak bir sosyal hareket.
Ortak paydası ne din, ne sol, ne sağ, ne etnisite olmasına olmasına gerek yok. Ortak noktası güçsüzlerin ve ezilmiş olanların tek başına sahip olmadıkları güce bir aradayken sahip olabileceklerinin bilincinde olmaları olacak.
Özgürlüğe en çok ihtiyaç duyan insanların bu özgürlüğü başkaları tarafından bahşedilerek elde edemeyeceklerini anlamaları gerekiyor. Artık siyasetin nesnesi olmalarına gerek yok. Artık ezilen ve mağdur edilmiş insanların organize olmalarında daha çok olanak, anayasal olarak mevcut.
Artık ister sendikalarda, ister siyasi partilerde yahut sivil toplum kuruluşlarında örgütlenmek daha kolay. Daha özgür… Demokrasi ve demokratik hak mücadelesi için yargıç yahut asker hegemonyası yok. Hak arama yolları daha da açık.
Özgürlük yolunda atılacak adımları sabote edecek yer altı örgütlenmeleri, derin devlet yapılanmaları yok. Yahut güçsüzleşmiş durumda.
Esas şimdi hakiki bir yurttaş ve anayasa devleti oluyoruz. Esas şimdi gerçek bir Cumhuriyet yani cumhurun-halkın rejimi haline geliyoruz. Bu daha başlangıç. Esas şimdi ekonomik, dini, vicdani, kültürel, bireysel anlamda özgürlükler önümüzde açılıyor.
Geçmişle yüzleşme olasılıkları şu an itibarıyla önümüzde açık bir kapıdır. Devleti biz halk oluşturacağız. Devlet bize hizmet edecek.
Bu az bir şey midir?
Artık demokrasinin altını biz nasıl istiyorsak öyle dolduracağız.
Özgürlük her zaman daha fazla sorumluluk demektir. Bizleri mağdur bile etse sorumluğu başkalarına atıp onlar tukaka biz iyi ve safız demek çocukluktan başka nedir? Korkaklıktan başka nedir? Zayıflıktan başka nedir?
Özgürlükten korkmanın sebebi almamız gereken sorumluluklardır. Artık biz ne yaparsak o olacak demokrasi, cumhuriyet. Var mı bu taşın altına elini sokan?
Artık siyasetin izleyicisi olup TV’ye bakar gibi bize ne yapılırsa tamam demektense hayır kardeşim ben bunu böyle istiyorum deme şansımız var. Bunu AKP yahut Amerika’nın yapmasının bir önemi yok. Haklarımız var ve o haklar çerçevesinde istemediğimiz şeyi reddedebilir yahut daha iyisini yaratabiliriz.
AKP’yle ilgili tehlike AKP’nin kendisinden kaynaklanmıyor! AKP’nin tehlikesi karşısında ne istediğini bilen ve bunun mücadelesini vermeye hazır bir hakiki sol muhalefetin olmamasından kaynaklanıyor.
Demokrasinin yeşermesi ve ezilenlerin haklarını arayıp istediklerini kendi doğrultularında hayata geçirebilmesi için artık mazeretler kalkıyor. Ve bunu kaldıran AKP’ye bu nedenle öfkeleniyor ezilenler.
Ama artık dünya da ülke de değişiyor işte. 12 Eylül’le hesaplaşmanın yolunu “muhafazakar” ve “dinci” bir parti açıyor, o önderlik ediyor… Gel de kalk işin içinden.
Buna inanmayıp “komplo” demek kendini inkâr etmektir. Çünkü artık sen bir öznesin. Eğer komplo kuruyorsa buna dur diyecek kim ola ki? Kendine güvenmeyip beş tane yargıca ve üş tane gözü dönmüş elinde silahlı askere mi güveneceksin?
Bu sistemin mağduru olan 25-40 milyon insana ne dersin?
Kim daha güçlü?
Mesele artık değişimin öznesi olması gerekenlerin hala kendilerini bir patates çuvalı gibi hissetmeleridir. Birleri komplo kurar ve biz “kurban” oluruz değil mi?
Kurban olma psikolojisi maalesef çok konforludur ve asla sorumluluk almayı gerektirmez.
Bu referandumla güç senin al kullan onu dendiğinde buna HAYIR demek ben asla buna layık değilim demenin bir başka yoludur. Ancak bunu suçlamak amacıyla söylemiyorum. Sadece bilinçaltı direnç noktalarını görünür kılmak esas niyetim.
Ben son 5-6 yıldır Türkiye’nin çok travma yaşamış bir insanın kendini iyileştirme sürecine tanık oluyormuşum hissine kapılıyorum. Evet aslında aile içi şiddet oldu! Evet, senin sevdiğin insanlar sana haksızlık etti. Evet, çok öfkelisin ve şimdi sana bu yanlışları gösteren terapiste bunu yansıtıyorsun. Çevrende kim varsa ona kusuyorsun şu an acını ve öfkeni…
Ama iyileşeceksin: Bir hayatın var ve her zaman seçim senin.