Zamanı geliyor… Sevgiyi ve özgürlüğü birlikte yaşamanın

Haftasonu 20 kişilik bir grupla 2,5 tam gün boyunca Elmas Nefes çalışması yaptık. Ben sevgili hocam ve can dostum Bodhi Ray’e diğer iki asistanla beraber destek oldum.

Elmas Nefes çalışmaları benim favorilerimdendir. İnsanı o kadar derinden yakalar ve sevgiyle sarar ki, iki küsür günde çalışmadaki herkesle yıllardır tanıştığı insanlardan daha yakın hissetmeye başlar kişi.

Balangıçta, birçok yabancı insanın arasında kişi kendini kalabalık içerisindeki bir güvercin kadar  huzursuz, tedirgin hisseder. Neler olacağını bilmemenin ama bir yandan da  olabileceklerin etkisinin ne kadar güçlü olacağının sezgisel bilgisi insanın heyecanını had safhaya çıkartır…

Ama toplumun ve yetiştirilme tarzımızın bizde bıraktığı izler bizi bu yabancı hissetme halinin içine sürükler…

Sonra, biraz sohbet, samimiyet, gruptakilere içten duygularla yaklaşmaya ve kendisi olarak her şeyiyle orada bulunmaya cesaret edebilecek bir terapist ile buzlar eriyiverir… İnsanlar kendinden bahseder ve giderek açılır. Sevgiye ve samimiyete. Kendini olduğu haliyle ortaya koyabilmek için, yargılanmayacağını bilmenin verdiği özgürlükle canlanmaya başlar herkesin gözlerindeki ışıltı…

Grupta yaratılan atmosfer güven, sıcaklık ve samimiyetin getirdiği şey ılık bir  duygudur…ve kalpleri doldurur.

Sonra nefes seansı başlar. İnsanlar nefeslerini hiç kullanmadıkları şekilde kendilerini keşfetmek için kullanırlar. Kendi varlıklarının içine, dipsiz bir kuyuya dalarcasına girerler.

Ve şaşrırıp kalırlar! Neler neler vardır o dipsiz kuyuda. Neler neler atmışısızdır oraya da bir daha hiç  bakmamışısızdır! Sanki orada değillermiş gibi yaptığımız ama derinden orada olduğunu gayet iyi bildiğimiz şeyler bir bir çıkar meydana.

Varlığımızın derinliklerine doğru yol aldıkça, aydınlanmaya başlar karanlıkta kalmış olan şeyler.

Kuyu, bizim kendi kuyumuz bizi artık korkutmak şöyle dursun giderek heyecanlandırır. Ne çok şey vardır: Ne üzüntüler ve ne coşkular, ne acılar ve ne zevkler, ne endişeler ve aynı zamanda da en derin huzurlar…

Hepsi, hepsi biraradadır. Tüm hazine! İstediğimiz ve istemediğimiz her şey bir arada ve aynı madalyonun iki yüzü olarak mevcuttur.

Bizim tüm zayıflıklarımız aslında aynı zamanda gücümüzdür de. Sadece ona sırtımızı dönmüştük. Sadece onu görmezden gelmeye çalışmıştık.. Aslında baksaydık, kaçındığımız şeyin… Ve doğru insanla, doğru meditasyon ve doğru teknikle ve doğru kıvamda, tam olması gerektiği şekliyle bir araya geldiğinde, işte; o hazine karşındadır.

Kendini sevmeye başlarsın. Kendini keşfetmenle koşuttur bu. Ne kadar kendini tanırsan, o kadar kendini seversin.

Hiçbirimiz gerçekten esas bakmamız yere bakmamaışızdır. O kadar yakın olan bir yrde olamaz hazine canım! Yoksa herkes hemen buluverirdi değil mi?

Ama nefesle, meditasyonla, dansla, neşeyle, sevgi ve kabulle bir araya gelen 20 kişi kaf dağını aramaya kendi içlerine doğru yolculuğa çıkar ve iki günlük bile olsa o hazinenin kapağını açıp içindekini görüverirler.

Ancak o zaman diğerlerinin de hazinelerini görebilir olurlar.

Gruba katılan sevgili dostlar. Hepinizi çok seviyorum. Hepnize o kadar yakın hissediyorum ki sizlerden ayrılmak bana çok zor geliyor. Tekrar bu 12 milyonluk hapisaneye dönüp kendi hücrelerimize ekilmek bana çok dokunuyor.

Keşke, keşke bir komünümüz olsa. Orada isteyen gelip kalsa, çalışmalara yapsak, birlikte gelişip buluşsak. Bir ağaç gibi hür ve bir orman gibi kardeşçe var olsak.

Birliğin ve özgürlüğün nasıl aynı şey olduğunu tecrübe etsek…

Herhalde biraz daha vakit var buna ama benim içim kaynıyor. Paylaşmak ve ulaşmak istiyorum sizlere, sizlerin de bana ulaşmanızı birlikte özgürlüğe ve sevgiye doğru tüm kalıpları yıkmak ve akmak…

Bunlar olacak biliyorum.

Çünkü iki günde yaşananlar birle bunları yaşatıyor bize..

Kalbimde, varlığımın en derinliklerinde bunu tecrübe ediyorum.

Bir kez başladığımızda gerisi gelecek adım gibi biliyorum.

Geçmişi bırakmaya cesaretli olmak

Aldığım nefes çalışmasına  hemen hemen hiçbirşey hissettmedim diyebilirim. Dürüstçe, bu benim bu konuya olan yıllardır olan şevkimi kırdı. Neden sence.. O kadar çok okuyorum ki ve o kadar çok şey duyuyorum ki ne doğru ne yanlış ne nasıl yapılmalı….Boyut değiştirmek mümkün mü.. Nasıl??? Bu konularda yazanlardan konuşanlardan hangi/hangileri doğru…Anlaycağın kafam karışık.

Sevcan (Değiştirilmiş isim)

(Benimle nefes seansı yapmış bir kişinin sorusu)

Sangeet:

Sevgili Sevcan,

Bana sorarsan (ki sormuşsun) sen o seansta gerçekten ilk kez bir şeyler hissettin.

Sadece, senin kafandaki (geçmişin) pek çok kavram ve beklenti hakikatle pek ilişkili değilmiş. Sen kafandaki şeyi bulamadın o seansta sadece. Ama varlığın ve esas benliğin o seansta çok şeyi farketti. Hatta o soğuduğun şeylerden soğumanın sebebi de bununla alakalı. O sahte beklentiler ve yüzeysel bilgilerin değersizliğini fark ettin ve gerçek varlığınla azıcık da olsa temasa geçtin. Kafan karıştı çünkü ilk kez hakikaten kafanın ötesindeki gerçek varlığınla buluştun.

Bu kafanı karıştırır. Bu seni karman çorman eder. Dağıtır.

Aklındaki, kafandaki ruhsallıktan soğumuş olman muazzam bir şey. çünkü hakiki bir şeyle karşılaltığında sahte olan hemen o an anlamını yitirir.

Öğrendiğimiz, okuduğumuz şeyler nedir? Hepsi ama hepsi başkalarının -eğer hezeyanları, hayalleri, uydurmaları, arzuları vs. değilsi- tecrübeleridir. Onlar bize ait değildir. Sana ait değil onlar.

Ve sen kendi yaşadığın tecrübenin onların söylediklerine uymadığını belirtmiş oluyorsun bu sorunla.

Bundan daha doğal ne olabilir? Senin okumuş olduğun yahut okuyacağın hiçbir kitap, dergi, seyredeceğin hiçbir film yaşadıklarını sana anlatmayacak. Bu mümkün değil. Ve eğer bir gün sen de kendi yaşadıklarını bir kitapta anlatacak olsan kimse tam olarak ne demek istediğini anlayamayacak.

En büyük yanılsamalardan birisi budur zaten. Sen sanırsın ki senden başka birisi senin hakkındaki bir gerçeği sana söyleyecek!

Unut bunu!

Sen henüz daha kendi yaşadığın şeyin ne olduğunu idrak edememişsin. O seans oldukça yoğun bir seanstı gayet iyi hatırlıyorum. O seans senin o kadar derinliklerine gitti ki, seni allak bullak etmiş. Bildiğini sandığın pek çok şeyin anlamını yok etmiş. Bunu sen seansın senin için anlamsız olmasına bağlıyorsun.

Oysa benim tecrübem tam tersini söylüyor: Sen o seansla sana ait olmayan pek çok çöplüğü ait olduğu yere çöpe gönderdin.

Hayatında belki de ilk kez hakiki olmanın ne demek olduğunu tecrübe ettin. Kendini ıskalamış olduğun hayatında ilk kez kendine dönüp orada kim olduğunu gördün.

Evet bir şey hissetmediğini düşünüyorsun, çünkü kendine karşı hep kayıtsız kalmıştın yaşamın boyunca.

Kendinle ilişkin hep başkları aracılığıyla olmuştu. Hep dışındaki, çevrendeki insanları kontol etmeye çalışarak kendini korumaya çalışmaktaydın. Onları istediğin şekle getirdiğinde sadece kendini rahat ve huzurlu hissedebilirdin…

Ama ya kendin? Onun için hakikaten bir şey hissetmiş miydin?

Onu gerçekten kabul etmiş miydin?

Böyle bir seansta bir anda kendini kendi bedenin ve ruhunla başbaşa bulunca ne olmasını bekliyordun heyecandan düşüp bayılmayı mı?

Ona ve yaşadıklarına kayıtsız kalmak otomatikman yaptığın bir şey.

Bu nedenle ben senin bir şey hissetmedim demeni şu şekilde anlıyorum: Ben hissettiklerimin ve yaşadıklarımın beni etkilemesine izin veredim. Çünkü benim kafamdaki şablona uymuyordu…

Nasıl? Tanıdık geliyor mu?

Belki de ben yanılıyorumdur. Senin dediklerin harfiyen doğrudur. O zaman ben hissettiklerimde yanlışımdır.

Ama öyle olsaydı herhalde kendini ve bildiği her şeyi sorgulayan kişi bn olurdum muhtemelen…

Ben senin sorduğun sorudaki halinin ve bulunduğun durumun senin için son derece hayırlı olduğunu düşünüyorum: Yeni bir uyanış olarak algılamalısın belki de bunu… Sahtenin ve gereksiz olanın seni terk ettiği ve sadeleştiğin bir süreç.

Sana ait olmayanın seni terk ettiği ve sana sadece kendinin tecrübelerinin kaldığı bir varoluş hali.

Ona izin ver sadece. Bırak tüm kuşkular yeşersin içinde. Kafan karışsın ve bir düğüm olsun bırak. Ne de olsa gereçk olan bir şeyin tüm karmaşalardan bağımsız bir varoluşu vardır. Er geç fırtına dinip ortalık netleştiğinde olan gün gibi ortaya çıkacaktır.

Hakikat karışamaz. Senin karışan bilgilerin sadece onların sahte birer saçmalık olduğunu gösteriyor hepsi bu.

Kısacası ben senin o seansla rüyanı rahatsız ettim. Uykudayken görmekte olduğun rüyaları sarstım ve sen bir anlık o uyanuklığın verdiği hakikat esintisiyle içinde bulunduğunu sandığın rüyayı sorgulamaktasın.

Bırak her şey olduğu halde dağınık kalsın. Hakiki olan ve sahte olanın dansına şahit olmaktasın. Ve bu dansın pisti de senin zihnin…

Zihninde kaldığın sürece hiçbir şey değişeyecek. Eski ve yeni hep mücadele edecek. Zihin hep direnecek… eğer o gün yaşadıklarını hakikaten anlamak istersen sadece tüm varlığınla anlamaya çalış olanı biteni.

Sadece kafandan baktığında gördüğün şey donuk ve soluk bir hissizlik hali. Seni paralize eden bir düşünceler bulutu…

Oysa o bulutların ardını saf gözlerle, bir çocğun dünyaya baktıığı gözlerle görebilecek olursan başka bir şeylerin olduğunu algılayabilirsin.

Sen şu an pek çok şeyi başarmış ve yönetmekte olan bir işkadını gözüyle anlamaya çalışyorsun sana olanı.

Bu kontrollerin ötesinde bir oluş halidir.

Geçmişi bırakmak gerekir hakikaten bir şeyleri anlamak, görmek istersen. Taze, taptaze bir bakış ve gözler gerektirir.

Eğer öyle bakabilirsen kendine ve hayatına başka bir şeyler olduğunu hissetmen mümkün olabilir.

Eğer bunu yapamıyorsan diyebileceğim tek şey var: Hayatına olduğu gibi devam et ve ruhsallık ve meditasyonu şimdilik unut…

Seni dönüştürcek araçların sende yaratacağı etkilere hazır değilsindir muhtemelen. Hissiyat senin için gereksiz bir şey olabilir.

Zihninle anlamaya çalışarak, bildiğin şeylerle başına gelenleri kıyaslamaya devam ederek hayatını sürdürmekte bir beis yok. Bu sana hatta muazzam pratik faydalar sağlar. Yaşadığın hayatı maddi olarak çok daha geliştirebilirsin bu sayede.

Ruhsalık ise pratik anlamda ne gerekli ne de acciliyeti olan bir şey. O nedenle hoşuna gitmeyecek şeyleri de hissedebilecek kadar duyarlı olup iyi giden bin tane pratik şeyi neden riske atasın?

Sen işlerine odaklan, çocuklarının eğitimiyle ilgilen, herkesin her şeyi nasıl yapması gerektiğini onlara hatırlat ve bildiğin sınırların içerisinde yaşayıp git.

Herkes bunu yapıyor zaten ve hayat bu minvalde gayet güzel kendisini yeniden üretiyor.

İlla da yeni bir şeyler tecrübe edeceksin, yahut doğru bildiklerini baştan sona yeniden tanımlayacaksın diye bir şey yok!

Her şey kendi çekmecesinde durmaya devam edebilir. Boşuna hep yerinde durmakta olan o eşyaları ortaya sermenin bir alemi yok!

Ama eğer hakikaten neyin ne olduğunu anlamaya istekliysen her şeyi silip yeniden bir bebeğin gözleriyle olanı olduğu gibi görme cesaretini gösterbilmelisin.

Ve bunun içinde kendini gözlerinden baktığın bebek kadar çaresiz hissetmek de var.

Bizden büyük bir varoluşun içerisinde olduğumuzun bize hissettirdiği çaresizlik.

Ama bu çaresizlik sadece zaten olan şeyi kabul etmenin sınırlarıyla ilgili bir şey. O kadar.

Olanı olduğu haliyle kabul etmek.

Başımıza gelen her şeyi kabullenmek, sahiplenmek. Çünkü onlar oldu. O nedenle buradayız. O nedenle bu muazzam varoluş bize tüm bu güzelikleri sunmaya devam ediyor.

Ve verdiği herşeyi zaten bir gün alacağını ve bunun bizim tahminlerimize bağlı kalmadan her an gerçekleşebileceğini bilmek, bunu kabul etmek ve bunun önünde saygıyla eğilmek..

Yapabileceğimiz yegane şey bu…

Seçmimiz ne olursa olsun!

Sevgiler