Hiçbir Garanti Yok!

SORU: Din ve sanat gibi benzer olgular insanın kendi içsel hakikatine ulaşma yolunda birer araç olduğunu pek çok kez unutuyor ya da unutturuluyoruz … bu iki güzel alan bireysel ve toplumsal ayrışma ve savaşımlarımızın çirkin birer aracı haline dönüştürüldü … en temel mesele; insanın ardına düştüğü şeyin bilincinden uzak olmasıdır.Ben arayanların bilinçli ve bilinçsiz olmak üzere ikiye ayrıldığını düşünüyorum … Dedikleri gibi: “neyi aradığını bilmeyen, bulduğu şeyin de ne olduğunu bilemez!” … Ortak kavramlara; sevgi, aşk, cennet, cehennem, özgürlük vs. sahip oluşumuz ortak algılara da sahip olduğumuz yanılgısına düşürebilir bizi … Bilgelerin de vurguladığı gibi: sözler, mecazlar ve beş duyumuz aracılığıyla elde ettiğimiz bilgiler yanıltıcı ve eksik olabilir -bu yaklaşım tarzı henüz bilimsel bir gerçeklik olmasada bilimsel anlamda irdelenmeye ve çeşitli teorilerle desteklenmeye başlandı …-

Benim öğrenmek istediğim, bu yola girmeden önce temel amacımızı belirlerken bizi asla şüpheye düşürmeyecek olan şeyin ne olduğudur.Yürüdüğümüz yolda inancımızın tam ve eksiksiz olması gerek ki, hiçbir şey bizi bu yoldan alıkoyamasın, sanırım ilk ve en temel şey bu inancın varedilmesi.”      Metin

CEVAP:

Sevgili Metin,

Söylediklerinin büyük bölümüne katılıyorum. Ancak inanç konusunda söylediğin şeyler biraz paradoksal.

Şöyle ki: İnsan eğer neyin doğru olduğu konsunda bu kadar kesin bir inanca sahipse nasıl olacak da hakikati bulacak? Yani eğer hakikatin ne olduğundan bu kadar emin olabilecekse arayışın kendisinin ne anlamı olabilir? Yani bir yola girmeden evvel seni “asla” şüpheye gark etmeycek bir şey yok.

Mesela hiç gitmediğin bir yoldan ilerlerken oranın kesin doğru yl olduğundan nasıl emin olacaksın? Kaybolma ihtimali her zaman mevcuttur. Hatta kaçınılmazdır.

Elinde bir harita varsa zaten gideceğin yerin nerede olduğunu biliyorsan o zaman da o başkalarının hakikati olmak zorundadır: Başka birisi oraya gitmiş ve sen de onun gittiği yoldan gidiyorsun. O senin değil onun yolu!

Tüm dinlerin yaptığu budur işte: Sana haritalar vermek ve seni daha önce birisinin izelyerek bulduğu yoldan sapmadan oraya götürmek. Hakikati sen kendin bulmalısın. Evet bazı kapılar vardır ama oradan geçmek ve bilinmeyenle yüzleşmek onun içersine dalıp orada tüm o varoluşsal korkuları yaşamak senin yapmak zorunda olduğun bir şeydir.

Bunun için gözlerinin açık olması gerekir. Yüzleşebilmek için görebilmen gerekir. Oysa inancın kötü tarafı bizi körleştirmesidir. Mesela Hıristiyalığın en doğru şey, hakiki şey olduğuna inansan ve bunun kesin olduğundan emin olsan evet, seni hiçbir şey yoldan ayıramaz. Ama bir dakika o zaman bunun adı bir arayış olabilir mi?

Hakikatle bir ilgisi olabilir mi? Hakikat için inanca değil cesarete ihtiyacın olacak: Hata yapabilme, yanlış yola sapabilme, zamanını, belki de hayat(lar)ını çöpe atabilme ve buna rağmen yine de aramaktan vazgeçmeyecek kadar cesur ve gözüpek olmaya ihtiyacın var. Her şeyi ama her şeyi riske edebilmeye ihtiyacın var.

Hakikati bulma yolunda hiçbir garanti ve kesinlik yoktur. Her şeyini kaybedebilirsin: aklını, malını-mülkünü, dorğu bildiğin şeyleri, sevgiyi, aşkı her şeyini yitiribilirsin.

Arayışının tüm bunlara değer olduğunu hissetmen gerekiyor. Belirsizliğe ve bunun sende yarattığı tüm karmaşaya göğüz gerebilecek bir arzuya sahip olabilmelisin.

Karşına ne tür canavarların çıkabileceğini önceden asla bilemeyeceğin bir maceraya kendini atabilecek kadar maceraperst olabilmelisin. Sınırları olmayan, kuralları olmayan, başı-sonu olmayan bir varoluşun kollarına kendini her şeyinle bırakabilmelisin.

Buna “inanç” diyorsan eğer -ki bu mümkündür- evet inançlı olmak gerek.

Ama eğer inancı bir şeyin doğru olma ihtimaline sadık kalmak gibi bir tanımla kullanıyorsan o zaman yanlış dostum. Bence arayış sana göre değil. Öyle bir yer, öyle bir şeyle arayışa çıkılmaz.

Nereye gidersen git, ne yaparsan yap, kafanın gerisinde arayışa çıkmadan evvel var olan hayali yansıtıp aynı halüsünasyonları yaşayacaksın. Zihnin varoluştaki en karmaşık mekanizma olması sebebiyle, yarattığı şeylerin gerçek olup olmadığını asla bilemeyeceğinden, kendin yaratıp kendin inanacaksın.

Hakikat dediğin şeyin zihninin hezeyanları olduğunu bilmeden pek çok döngülerde var olmayı sürdüreceksin.

İnanç arayışın ve orijinal olanın düşmanıdır.

İnanç sadece bir şeyin esasen olmadığına olan derin kavrayışın ta kendisidir. Bu anlamda örneğin bir teist en az bir ateist kadar inançsızdır.

Biri olduğuna, öteki ise olmadığına inanır Tanrı’nın. Ama ikisi de BİLMEZ!

Sen eğer güneşin olduğuna inama ihtiyacı duymuyorsan, onu sadece biliyorsan bu yeterlidir. İnanç aslında bilmeme durumudur. İnanç aslında hakikat için bir engeldir. Bilmediğin bir şeyi sadece bilmiyorsundur. Onu ararsın ve bulursun. Ya da öyle bir şey yoktur ve onu arasan da bulamazsın. Ama aramaya devam etmen gerekir. Belki de vardır ve sen yanlış yerde arıyorsundur.

Bu sadece aradığın şeyin senin için ne kadar önemli olduğuyla ilgilidir.

Örneğin 50 kuruşu yere düşürdüğünde etrafına şöyle bir bakarsın ve ilk bakışta görebildiysen alır cebine koyarsın.

Ama düşürdüğün şey eğer Kaşıkçı Elması ise onu her yerde, olması olasılığı neredeyse hiç olmayan yerlerde bile aramaya devam edersin. Hatta gazeteye ilan verip getirene ödül bile vadedersin. Hatta belki onu bulup cebinde saklayan birisi varsa ve inkar ediyorsa onun boğazına yapışır adamı paralarıyıverirsin. Onun için cinayet bile işlemeyi göze alabilirsin.

Ama seni anlıyorum bir şeyi arzulamak için de onun olduğunu bilmeye ihtiyaç duyar kişi. En azından izlerini görebilmeli, hissedebilmelidir. Burada haklısın. Ama benden “kesin” bir şey bekleme. Elinle tutabileceğin kadar somut bir şey olsa onu birisi bulup çoktan üretmeye başlayıp zengin olmuştu v onu marketlerde -yahut kuyumcularda- bulabilirdin!

Bu bildiğin duyularla ve algı kalıplarıyla erişebileceğin bir şey değil!

Ruhunla algılayabileceğin bir şey. Bu tanımsız bir şey ve onu sadece tanımlayamayacağın bir şeyle algılayabilirsin.

Hiçbir garanti yok.

Bu yol, risk alabilenlerin yoludur. Vahşi bir ormana giriyorsun. Sadece kendi sezgilerinle hayatta kalabilirsin. Bunu ne ben sana vereblirim ne de başka birisi.

Yalnızsın ve tek başınasın. Etrafında gördüğün her türlü olasılık senin yansımaların. İster beğen ister beğenme. Güç de güçsüzlük de sana ait. Armak da bulmak da sana ait. Seninle başlayıp seninle bitiyor.

Sevmek de nefret etmek de öyle.

Sınırı koyan da onu aşacak olan da sensin.

Arayan da aradığın da sensin. Bunun için garanti yok. Sana garanti veren varsa arkana bakmadan kaç…