SORU:
DÜŞÜNCELER AZALDIKTAN SONRA NE OLUR? Kim yönlendirir beni, neyi isteyip istemediğimi, ya da doğama uygun olanı. … Meditasyonu uygularken istekler belirdiğinde ne yapmalı, isteği yerine mi getirmeli yoksa onu da mı takmamalı…en uç olarak tanımadığım bir insanla beraber olmak istiyorum…ne yapacam…
…uyguladığım meditasyon sadece kolay meditasyon altındaki tam farkındalık(mustafa çetin)başka bir meditasyon türünü uygulamadım ,uygulayacağimida sanmıyorum.
bu meditasyon sırasında herşeyi izlerken daha doğrusu kendi haline bırakırken,zihinde beliren istekler için ne yapmalı? istekler yerine getirilmelimi?örneğin biriyle sevişmek sevgisiz …
eğlence,tv seyretimi sinema vb etkilikler, belkide krisnamurtiden etkilendiğim içindir kendimden kaçış gibi geliyor,ozamanza soyut bir hayat yasamış oluyorum.
yani bu tür eğlence etkinliklerin olması zorunlumu olmadığı zaman can sıkıntısını ne yapmalı?
matematikte okuyorum tam olarak ne yapacağimi bilmesemde.,yüksek lisansı düşünmekteyim ama bir yandanda meditasyona engel olduğunu düşünerek ,zihnimde gelgitler karmasık bir hal alıyor? matematik ,düşünmek ders calışmak meditasyona engelmidir?
bunun yanında meditasyonda ilerleme olmadığı için bazen sacma gelmekte.bazende korkuyorum, bu meditasyon beni hayatımı alıkoyacak ,ailemle insanlarla olan ilişkim ne olacak,işten olmak gibi vb korkular var?
kendimi bilmek için yasadığımı bilmek için ömrüm boyunca ya meditasyonla bir yere gelecem yada meditasyonu düşünerek kafamı bozacam.çünkü tek cıkış ve kafamdaki binlerce soruna çözüm olacaksa, ki bilge insanların dedikleri hiçte sacma gelmemekte, ?
kişisel bir sorumda,arada siyasete gündeme takılıyorum,tam olarak hiçbir inancı partiyi onaylamıyorum ama SİZİN DÜŞÜNCENİZİ MERAK EDİYORUM
ATATÜRK ve ÖCALAN için ne düşünüyorsunuz nasıl görüyorsunuz ?ATATÜRKÜ ANLAMKTA GÜÇLÜK ÇEKİYORUM….ÖCALANA GELİNCEDE HAİNMİ teröristmi ,pkk haklı bir savsmı yürüyor..düşünceleriniz nelerir?nedense cok kafama takılıyor .meditasyon derinliğine eriştiğini düşündüğüm için bizim göremediklerimizi sizin gördüğünüzü düşünmekteyim.
dünyayı değiştirmek ,sadece meditasyonla olabilecek birşeymi elbet insan sevgi temelli değişirse,olacaktır ama burda siyasetin devletin, partilerin grev ve protestoların bir anlamı yokmu?
ben de sorun cok soruda cok .sorularım sacma görünüyor..ama sormak daha iyi….yanıtınızı burdan yaparsanız sevinirim:
YANIT:
Pek çok soru ardarda sorulmuş.
Bazı gruplar halinde yanıtlamakta fayda var:
Düşünceler azaldıktan sonra ne olur? Kim yönlendirir beni, neyi isteyip istemediğimi, ya da doğama uygun olanı…
Düşünceler azaldıktan sonra sakinleşirsin. Delilik artık azalmıştır.
Meditasyon yapmak aslında düşünceleri azaltmak değildir. Düşüncelerin kontrolsüzce fokurdayıp durması delilik halidir ve meditasyon ise akıl sağlığına geri dönmek demektir.
Sen bana bu soruyla aslında deliliğim azaldığında ne olacak bana diye sormaktasın. Cevabı basit: daha sağlıklı olacaksın. Daha saf ve daha net olacaksın. Mesela buradaki gibi onlarca soruyu ardarda sormayacaksın. Sorular kalmayacak. Sadece yanıtlar olacak. Sadece karşılıklar olacak. Hayatında bir şey olacak ve sen ona, onun gerketirdiği cevabı gereken dozda vereceksin. Hep cevaplar olacak ve hiçbir soru kalmayacak.
Kafan, aklın, havsalan karışmayacak. Çatışma bitecek barış, huzur ve dinginlik, serinkanlılık gelecek.
Seni düşüncelerin olmadığında yahut iyice azaldığında kimse yönetmeyecek. Çünkü hayatta hiçbir şeyin yönetilmesine gerek kalmadığını anlayacaksın. Hayatın olduğu haliyle mükemmel olduğunu takdir edeceksin.
Yönetmek demenin aslında bozmak demek olduğunu anlamyacak kadar olgunlaşmış olacaksın. Zaten olması gereken bir hayatı yaşamakta olduğundan ve bunun çin hiçbir şey yapman gerekmediğini bildiğinden yönetmek aklının ucuna bile gelmeyecek.
Anın yegane hakikat olduğunu kavramış olacağından ve anın zaten olmakta olan şey olduğundan asla yönetilemez olduğunu anlayacak kadar zekan keskinleşmiş olacak.
Hayatın muazzam kıymetini fark ettiğin an onun yönetilmesinin ona hakaret olduğunu anlayacak ve böyle bir aymazlığa kalkışmayacaksın bile. Sen kendi varlığn dahil hişçbir şeyi aslında hiçbir zaman yönetmediğini fark edeceksin. Bu fikrin bir yanılsama olduğunu görüp uyanmış olacaksın.
Sadece ve sadece o ana kadar tüm hayatını aslında referansı geçmiş olan birtakım tecrübeler yeniden olsun yahut olmasın diye kontrol etmeye çabaladığını ama bunu bile başaramadığını çünkü hayatın senin kontrol edebileceğinden çok daha büyük ve engin olduğunu güneşin hakiki olduğunu bilebilecein kadar büyük bir netlikte görüp şaşıracaksın.
Bu şaşkınlık hali içerisinde bildiğini sandığın tüm şeylerin rüyanın bir parçası olduğunu ve hayal alemine ait olduğu anlayıp susacaksın.
Ne bir istek kalacak içinde ne de bir beklenti. Kendini olanın doğal bir uzantısı olarak tecrübe edeceksin. Ondan ayrı bir şey olarak değil!
Olanın bitenin ayrı bir parçası değil ta kendisi olduğunu tecrübe edeceksin.
Bir de en önemlisi bunları soran yahut bunlar iin endişelenen kişi artık var olmayacağından bu soruların hepsinin herhangi bir anlamı olmayacak.
Sen bence bunları şimdi düşünme ve keyfine bak. Bu sorular bu anın soruları değil kısacası. Sen deliliğinden kurtulmaya bak. Aklın başına geldiğinde zaten bu soruların deli saçması olduğunu anlamış olacaksın.
Ama sorman güzel, çünkü deli aklını ikna etmen gerekiyor. Bu arada yanlış anlama deli derken hepimizin az ya da çok aynı durumda olduğumuzu belirterek söylüyorum bunu. Kişi olarak senden bahsetmiyorum kısacası… Meditasyon yapmayan zihnin deliliğinden bahsediyorum.
Uyguladığım meditasyon sadece, kolay meditasyon adındaki tam farkındalık (mustafa çetin) başka bir meditasyon türünü uygulamadım, uygulayacağımı da sanmıyorum.
…
Meditasyonu uygularken istekler belirdiğinde ne yapmalı, isteği yerine mi getirmeli yoksa onu da mı takmamalı…en uç olarak tanımadığım bir insanla beraber olmak istiyorum…ne yapacam…
Şimdi, öncelikle bu soruyu sevgili Musataf Çetin’e sorman gerekiyor. Onun meditasyonunu ve tekniğini uyguluyorsun ve bu soru da onu ilgilendiriyor.
Ama sorunu genel alacak olursak yani meditasyon sırasında gelecek arzuları ne yapmalı şeklinde sadeleştirir ve herkes ve her tür meditasyon için uygun hale getirecek olursak bir şeyler söylemek anlamlı olabilir.
Ben kendi versiyorumdaki soruya yanıt olarak şunları söyleyebilirim: Meditasyon esnasında gelecek her türlü arzu, istek vs. için yapılacak tek şey var o da onu izlemek. Meditasyon zaten bunları izlemenin kendisidir. Onlardan kurtulmak değildir. Onlardan bağımsızlaşmak meditasyonun amacı değil sadece yan ürünüdür.
Meditasyonun amacı yoktur. O bir araç değildir. O bir haldir. Meditasyona erişmenin teknikleri vardır ama o tekniklerin bizi getirdiği yer bir araç değildir o varılacak olan yerdir.
Meditasyon halindeyken zaten arzular yoktur. İstekler yoktur. Sadece ve saf bir oluş hali vardır. Arzu yoktru çünkü arzulayacak bir kimse yoktur. Ne de arzulanacak herhangi bir şey vardır. Meditasyon öznenin de nesnenin de olmadığı yahut tek ve aynı şey olduğu saf oluş halidir.
Senin sorun aslındameditasyon tekniğini uygularken bu arzular gelince ne yapacağın oluyor bu anlamda. Evet yapacağın şey zaten yapmakta olduğun şey olacak. İzlemeye devam edeceksin.
Meditasyon zaten neyi izlersen izle sadece bakmak ve olanı olduğu haliyle görmekten ibarettir.
Olanı izliyorsun: Bedenini, sesleri, hareketlerini, duygularını, zihninde uçuşan düşünceleri ve elbette ARZULARINI ve İSTEKLERİNİ onlar zaten senin egonun olmazsa olmaz parçalarıdır. Ego denen bisikletin her an döndürülümesi gereken pedallarıdır. Onlar her zaman dönmeli durmalıdır ki biziklet ayakta kalsın ve ilerlesin. Onlara enerji verme ve pedalı durdur ego denen bisiklet devrilir.
Meditasyon pedala enerji vermeyi durdurma sürecidir. Onu durdurduğunda meditasyon vardır ve bisiklet işlevsizdir artık.
Evet, bisiklete varmak istediğin yere kadar gereksinimin vardı, doğru. Ama artık vardın ve bisikleti bıraktın.
Bunun gibi bir şey.
Arzular ve istekler belirdiğinde onlarla ne savaşman ne de onların peşinden gitmen gerekmiyor. Onlara sadece bak. Onların ne iş yaptığına bak: Onlar bisikleti ayakta tutuyor. Ve sen artık pedalı çevirip durmaktan bitap düşmek üzeresin.
Ama eğer bisikletle dolaşmak hala hoşuna gidiyorsa ve henüz ondan yorgun düşüp bayırlara gelmediysen çevirmeye devam et.
Ego denen şeyi tüketmeden, o seni yorgunluktan geberecek hale sokmadan ondan vazgeçmeyeceksin.
O nedenle sen henüz genç bir insan olduğundan ve yolculuğunun başında olduğundan henüz egon seni yıpratmamış durumdasın büyük ihtimalle.
Bu nedenle sen biraz takıl. Bin bisikletine git uzak diyarlara. Ama bu yolculuk yorucu olacak. Bunu bil. Bayırlar aşacaksın, bazen de tepelerden hızla ve çabasızca rüzgarı arkana alıp uçarcasına ilerleyeceksin. Sonra ya dengeni kaybedip düşeceksin yahut tekrar bir bayıra gelip yorgun düşeceksin. Sonuçta bisikletin üzerinde durmak giderek güçleşecek.
O zamana kadar meditasyon gerekli olmayabilir. Söylediklerinden bu anlaşılıyor. Sen bisikletine yeni kavuşmuş bir oğlan çocuğu gibisin henüz. Bin ona. Git uzaklara, numaralar yap bisikletinle… Onun sınırlarını keşfet. Ondan nasıl nerim diye acele etme.
Bence meditasyona hazır dğilsin henz o nedenle hiç kendine dert etme.
Arzularını takip et bence. Bırak onlar seni birtakım tecrübelere sevk etsin. Onlar sende bir bıkkınlık yaratana kadar devam et. Onlardan kaçtığında Krişnamurtilerin tuzağına düşeceksin çünkü. İkisi birarada olmaz. Hem yaptıklarını yapmak ve sürdürmek isteyeceksin hem de bunların saçma olduğunu. Krişnamurti senin hayatını yaşamadığı için onun dediklerini şimdilik unut gitsin.
Sadece kafa karıştırmış olacak. Sen kendi hakikatine saygı duy. Onu takip et. Bu arzular egodan geliyor evet. Ama onları yaşamına geçirdiğinde başına gelecekler olmadan egondan vazgeçemeyeceksin.
İnsanlar bir şeyi yanlış anlıyor: Meditasyon hayatın yerine geçemez. Hayatını yaşamış insanlar meditasyon yapabilir. Ondan kaçanlarsa meditasyon halüsinasyonları içerisinde ne hayatlarını yaşayabilirler ne de meditasyonu tecrübe edebilirler. Tam bir arada kalmışlık halinde varolurlar. Ne bu dünyaya aittirler ne de ahrettedirler. Hayalet gibi ortalıkta dolanırlar ve kendi hezeyanlarını meditasyonla, spiritüellikle yahut ruhanilikle karıştırırlar.
Eğer birini seçmek zorunda kalacaksan hayatla başla. Hayatın sende yarattığı çekime hayır deme. İnsanlık hayatını yaşmamamış, ondan korkan, onun tüm meydan okumalarına yanıt verememiş bu dünyada, bu bedende olmanın ne demek olduğunu anlayamamış korkakların din anlayışından çok çekti. Onlardan birisi olma.
Bu dünyadayken ahret hayalleriyle, oradayken de bu dünyanın hayalleriyle yaşamak ne ahmakça. Buradasın ve buranın tadını çıkartıyorsun. Burada olmanın bir haysiyeti var, bir anlamı var. Yoksa ahretten hiç buraya gelmezdin.
Sev, sevil ve kendini bu riski almaya ada. Ondan sonra anlayacaksın ki meditasyon ve onun getireceği farkındalık olmaksızın yaşadığın her şeyin hiçbir tadı yok. Ancak o zaman meditasyonun derinleşecek. Şimdi asılı kalmış durumdasın. Meditasyon yapmak istiyorsun ama yapamıyorsun. Hayata katılmak istiyorsun hayata da katılamıyorsun. Matematik yapmak istiyorsun onu da yaparken acaba meditasyonuma ne olacak diyorsun…
Bunlara gerek yok. Meditasyon hayatın yerine geçecek bir şey değildir. Onu taçlandracak bir şeydir. Hayat olacak ve onu muhteşem yaşayacaksın. Ve bunun için, yani bu hayatının anlamını ve değerini bilebilmek için meditasyon yapacaksın.
Meditasyon hallerine girdikçe hayatın derinleşecek ve güzelleşecek. Hayatın çiçeklenecek. Aynı zamanda bir ölü gibi dolanıp meditasyonun derinliklerine giremezsin.
Hayatını dolu dolu yaşa. Canın ne istiyorsa yap. Yapabildiğince farkındalıkla yap ama kontrolden bahsetmiyorum unutma.
Kontrol egonun aracıdır, farkındalık ise bilincin.
Bilinçli ol. Hayat aksın ve sen onun bilincinde ol.
Matematikte okuyorum tam olarak ne yapacağimi bilmesem de. Yüksek lisansı düşünmekteyim ama bir yandanda meditasyona engel olduğunu düşünerek, zihnimde gelgitler karmasık bir hal alıyor? Matematik, düşünmek ders calışmak meditasyona engel midir?
Meditasyonla ilgili büyük yanlış anlamalara sahipsin.
Meditasyon zihnini asla ve hiçbir durumda kullanamayacağın anlamına gelmiyor. Tam aksine o kendi kendine çalışmayacağından ve sen ne zaman ve ne yoğunlukta onu kullanmaya kendin karar verebileceğinden matematik yapmak için sana ideal bir ortam sunmuş olacak.
Esas şu an matematik yapman pek mükün değil. Sadece sana belletilen şeyleri matematik olarak hafızana kaydediyorsun. Matematik yapmak için zihninin maksimum düzeyde özgür olması gerekecek.
Şimdi ise bu sorduğun sorular gibi binlerce milyonlarca soruyla dolu. Matemaitk yapmak için gereken enerji Atatürk’le, Öcalanla, Fenerbahçeyle, kadınlarla, seksle vs. ile dolu. Tam bir çöplük durumunda şu an zihnin. Matematik ise bu çöplerin arasında kendine bir yer bulmaya çalışan zavallı asil bir kadın gibi.
Onu oradan kurtarmak ve onu layık olduğu sarayda yaşatmak için evinin içini temizlemen ve güzelleştirmen gerek.
Meditasyon süreci bu temizliğin adıdır. Çöplükleri çöpe atmak ve taşımamamak demektir. Bazı insanlar vardır çöplükle dolu çöp evlerde yaşarlar. Onlardan birisi şu an senin zihnin.
Temizlik yaptığında ve gerekli şeyleri sadece tuttuğunda evde orada canın ne istiyorsa onu yapmak için alan oluşmuş olacak.
O zaman seks için de, matematik için de gerekli görüyorsan hatta politika ve siyaset için bile yer olacak. Ama sen istediğin dozda ve istediğin sürece.
Bunun yanında meditasyonda ilerleme olmadığı için bazen sacma gelmekte. Bazen de korkuyorum, bu meditasyon beni, hayatımı alıkoyacak, ailemle insanlarla olan ilişkim ne olacak, işten olmak gibi vb. korkular var?
Korkularını boşver, onlar olacak her zaman. Sadece onlara rağmen ilerlemene bak. Onlar orada dursun ve evet korkularım var ama ben yine de ilerlemeyi ve bilinmezi seçiyorum de. Eğer yapabiliyorsan. Yapamıyorsan zaten onlar galip gelecektir ve meditasyon olasılığın kalmayacak.
Ama ben bunu yapabldiğini/yapabileceğini varsayıyorum.
Bu durumda meditasyondaki ilerleme kısmına geçebiliriz yoksa anlamı yok. Ben şimdi buna ilişkin bir şeyler söyleyeyim.
Meditasyonun ilerlemiyorsa birkaç olasılık var:
1) Bu meditasyon sana uygun değildir ve sen ne kadar uğraşırsan uğraş bu meditasyon sende işlemeyecek.
2) Bu meditasyon sana uygun olabilir ama sen şu an ona uygun değilsindir. Biraz zamana ihtiyacın vardır.
3) Meditasyon işe yarıyordur ve tam da olması gerektiği gibi işliyordur ama senin egon ve zihnin bu değişim ve gelişimleri senin algılamana engel olacak parazitler yaratıyordur. Sen bir şey olmadığını zannederken aslında pek çok şey oluyordur. Bunu sonradan anlayacaksındır.
4) 2 ve 3. maddeler aynı anda geçerlidir.
Ama bana sorarsan senin biraz zamana ihtiyacın var. Meditasyon senin için erken. Sen hayatını bol bol yaşa. Hiç ama hiç meditasyonu kafana takma. Zihnin meditasyonun kendisini meditasyona karşı kullanıyor.
Zihnine bu besini verme ve bırak kendisine daha az tehdit edici şeyler bulsun oyalanmak için: Seks, TV, siyaset, futbol, matematik…
Eğer matematikte iyiysen hakikaten, bir potansiyelin varsa tamamen ona ağırlık ver. Çünkü matematik zihnini kullanabileceğin en iyi ve en anlamlı alanlardan birisidir.
Matematikte ilerledikçe sen zaten zihnini istediğin zaman istediğin bir alanda kullanma becerisi edinmiş olacaksın. Zihnin vahşi bir at iken ehlileşimiş bir ata olup sen istediğinde binip üzerine istediğin yönde gidebileceğin bir araca dönüşecek. En azından matematik söz konusu olduğunda.
Ama onu bir alanda bu şekilde eğitebildğinde onun eğitilebilir olduğunu biliyor olacaksın.
Matematikte ilerledikten sonra meditasyonu yavaş yavaş hayatına sokmaya başlayabilirsin.
Kişisel bir sorum da, arada siyasete, gündeme takılıyorum, tam olarak hiçbir inancı, partiyi onaylamıyorum ama SİZİN DÜŞÜNCENİZİ MERAK EDİYORUM ATATÜRK ve ÖCALAN için ne düşünüyorsunuz, nasıl görüyorsunuz? ATATÜRKÜ ANLAMKTA GÜÇLÜK ÇEKİYORUM…. ÖCALANA GELİNCEDE HAİNMİ terörist mi, PKK haklı bir savaş mı yürütüyor.. düşünceleriniz nelerdir? Nedense çok kafama takılıyor. Meditasyon derinliğine eriştiğini düşündüğüm için bizim göremediklerimizi sizin gördüğünüzü düşünmekteyim.
Benim de siyasi olarak olanları belirli bir şekilde algılamam söz konusu elbette. Ben de bu siyasal iklimde var oluyrum ve ister istemez bu iklim beni bazen üşütüyor, bazen ısıtıyor, bazı zamanlarda nefes alamıyorum bazen de donakalıyorum…
Atatürk ve Öcalan’ı birlikte değerlendirmek hem doğru hem de yanlış.
Elmayla armutu kıyaslamak kadar anlamsız.
Daha çok birisinin yaptığı bazı şeylerin sonucu olarak ötekinin yaptıklarını anlamak mümkün olabilir.
Aralarında kategorik değil diyalektik bir ilişki mevcut.
Atatürk bazı konularda son derece katı politikalar sürdürmüş bir askerdi. Siyasetçi değil askerdi. Siyaset yaparken de hep asker kaldı. Çünkü askerlik eğitimi ve disiplini insanı sonsuza dek değiştirir. Hele Atatürk gibi pek çok acımasız savaştan geçmiş bir komutan artık senin benim gibi bir insan olarak hayatını sürdüremez.
Asker olmasa ve sadece savaşlara maruz kalmış bir insan dahi olsa normal bir hayat süremez.
Atatürk yaptığı pek çok zamanına göre ilerici eylemi hep o asker kimliği sayesinde ve onun araçlarını kullanarak yapmıştır.
Oysa ilerleme zorla yapıldığında sürgün anlamına gelir. Birisini zorla yürüttürüp “ileri” komutu verdiğinde bu o insanın iradesini ortadan kaldıran bir eylem olduğundan şiddet içermektedir ve aslında o kişinin olduğu yerde durmasından daha alt seviyede bir haldir.
Atatürk ve silah arkadaşlarından oluşan savaşçılar ve “devrimciler” topluma zorla ilerlemeyi dayatmışlardır pek çok alanda.
Toplum olduğundan daha zor bir duruma girmiştir.
Bir insanı alabileceğinden, kaldırabileceğinden çok daha fazla bir şeye maruz bırakırsan o kişi travma yaşar.
Cumhuriyet bu toplumda bir travma olarak yaşandı.
Çok küçük bir zümre, azınlık toplumun tümünü kendi arzuları ve beklentileri yönünde değiştirmeye kalkıştı. Tüm devrimler böyledir. Kendini akıllı zanneden küçük bir grup bütün toplumun kaderine hükmeder.
Ve devrimi senin benim gibi barış yanlısı ve meditasyon yapan insanlar değil savaşçılar ve “sert” adamlar yapar. Onların bildiği şey de barış değildir, meditasyon değildir, sevgi değildir…
Atatürk tüm iyi niyeti ve “modern” fikirleriyle bu modernliği toplumun her kesimine dayatmıştır.
Oysamodernlik durumu insanlara bir şeyleri dayatmak değil, o kişilerin tercihleri dorultusunda ortak aklıçalıştırmak ve herkes için en optimum çözümü arayıp bulmaktır.
Atatürk’ten sonra olan şey şudur: Toplum Cumhuriyet öncesinde Padişahın emrindeyken ve ona tabiyken şimdi Cumhuriyet denen daha soyut ve daha çok insanı barındıran başka bir elit zümrenin tahakkümü ve emri altına girmiştir.
Halk için değişen bir şey yoktur özünde. Yine birileri –bu sefer meclisteki 300-500 kişi- onlara yine ne yapmaları gerketiğini söylüyor. Kaldı ki o temsilcileri seçmemek dışında bir tercihleri dahi yokken o insanlar oraya onları “temsilen” mecliste bulunuyor…
Olan şey sadece iktidar, aynı padişahlık mantığıyla başka ellere geçmiştir ve şeklen yönetim değişmiştir.
Cumhuriyet şekerle kaplı acı bir haptır ve herkese zorla yutturulmuştur.
Yahut Cumhuriyet şekerle kaplanmış padişahlıktır.
Zihniyet açısından zerre değişiklik yoktur.
Bu nedenle Kürtler Cumhuriyet kurulurken kendilerine eşt haklar verilecek zannederek Kurtuluş Savaşına katılmıştır ve canla başla savaşmışlardır.
Ama sonradan Cumhuriyet olarak adlandırılmış olan askeri yönetim elbetteki kendi “ikna” yöntemleriyle Kürtleri 50 yıl kadar seslerini kısmaya ikna etmiştir.
Sonrasında içten içe büyüyen haksızlık ve buna karşı biriken öfke Öcalan’ı yaratmıştır. Ve adından da anlaşılacağı üzere Öcünü almaktadır bazı şeylerin.
Ben adamın adının Öcalan olmasına bakıp her şeyin aslında bir tiyatro oyunu olduğunu ve senaristlerin de bu karakterin adını seçerken bilinçli olarak bu ismi verdiklerini düşünüyorum.
Şaka gibi.
Neyse, Öcalan Atarük’ün yaptığı yanlışların yarattığı bir anti-kahramandır. Elbette bu Cumhuriyet için böyledir. Ama haksızlığa uğradığını, insanlık dışı baskılara maruz kaldığını, eşit hissetmediğini düşünen insanlar için ise gerçek bir kahramandır.
Sen nereden bakmak istiyorsan öyledir. Ve bu Atatürk için de geçerlidir. Eğer Cumhuriyet mağdurlarından birisi gibi hissediyorsan Atatürk anti-kahramandır ve Öcalan esas kahramandır.
Şiddet şiddet doğururu. Sen İstiklal mahkemeerinde binlerce kişiyi dandik mahkemelerle asarsan ve binlerce faili meçhul cinayet işer ve Diyarbakır cezaevinde onbinlerce insanı işkencelerden geçirirsen karşılığında sana çiçek atan insanlar bulmayacaksın.
Bu konularda kafanın karışması normal. Esas bu konuda net olabilenler kendilerine bir baksın. Böyle karşılıklı şiddetin yaşandığı, ve nereden bakarsan karşı tarafın haksız göründüğü bir duruda nasıl olup da saf tutabiliyorlar ve kafaları net olabiliyor onlar bir kendilerine baksın.
Böyle haklılığın yahut haksızlığın anlamsızlaştığı durumlarda taraf olabilmek insanlığını bir yarısından feragat etmek demektir.
Sadece insanlık açısından bkılabilir bu durumlarda. İnsanlar için iyiolan ne?
Siyaset için değil, ülke için değil, şu yahut bu örgüt, devlet için değil… insan için. Hakiki insanlar. Şu ya da bu dili konuşmalarının, zengin ya da fakir olmalarının, güneyde mi kuzeyde mi yaşadığının önemi yok. Şehit annesi mi olduğunun yoksa militan annesi mi olduğunun zerre önemi yok.
Anne olmanın, birisinin kardeşi olmanın, daha yaşayacak çok şeyi olan bir insanken bunu heba etmek zorunda olmanın bir önemi var.
Böyle bir durumda nasıl saf tutabilr insan? İnsan olan bunu yapamaz. Ama Türk yahut Kürt milliyetçisi bunu yapabilir. Çünkü onlar insan olmaya Türk yahut Kürt yahut haklı yahut haksız olmayı koyarlar.
İnsanlığından vazgeçenler bu durumda saf tutabilir.
Şükür ki sen insanlığından vazgeçmemişsin. Bunu kutla ve sevinç duy.
Ve kimliğinden ve bakış açısından bağımsız olarak acıları mı yahut sevinçleri mi tercih ettiğine karar ver.
Hiçbir kimlik, hiçbir siyaset insan olmanın kendisinden değerli değildir.
Haksızlıklara odaklanırsan savaş dışında bir seçenek kalmaz. Atatürk mü Kirtlere haksızlıketti, yoksa PKK mı devlete ve bu millete ihanet etti vs….
Hem hepsi doğru hem de hepsi yanlış.
İnsanlar insanlığını unuttuğu için bunlar oldu hepsi bu.
İnsanlar inançlarını ve çıkararını sevginin yerine koydu diye bu oldu. İnsanlar acılarını yaşamaktan ve bunlardan bir şey öğrenmeleri gerekirken acılarından kurtulmakiçin bunu karşı tarafa da yaşatmayı seçtiği için bunlar oldu.
Şiddet iletişim yerine geçtiği için bunlar oldu.
Gerisi çocukça bir oyundan ibaret. Ama bu oyunda insanlar yok oluyor. Çocuk zihinler hayatları yöetmeye kalkıyor. Sorun bundan ibaret.
Bu toplum yetişkin olamadı sorun bundan ibaret. Çünkü Cumhuryet babasının verdiği kararla kuruldu. Bu çocuklara bunun içinde yaşamak istiyor musun diye sorulmadı bile.
Yahut bunun içinde yaşarken oğlum, kızım bu elbiseyi giymekister misin, yahut ne renk olsun falan diye dahi sorulmadı.
Bir şey istendiğinde tokadı yedik! Zamanı değil dendi, sana uygun değil dendi.. Sen ne anlarsın dendi…
Hep bize çocuk gibi davranıldı. Eh, fiziken büyüdük dana kadar olduk ama psikolojik olarak güdük kaldık.
Hala bir çocuk zihnine ve psikolojisine sahibiz işte!
Bu nedenle o bana vurdu, yok önce o bana vurdu diye sonsuza dek tartışabiliriz.
Nafile olur ve olacak da gibi.
Büyümek ve gelişmek.. Ama nasıl?
Herhalde okullarda 7 yaşından itibaren 10 yıl her sabah varlığım türk (kürt?) varlığına armağan olsun diyerek değil.
Dünyayı değiştirmek, sadece meditasyonla olabilecek birşey mi? Elbet insan sevgi temelli değişirse olacaktır ama burda siyasetin devletin, partilerin grev ve protestoların bir anlamı yokmu?
Dünyayı değiştirmek lafı ne kadar ürkütücü. Ama ego ne kadar iyi hissediyor bunu söyleyince değil mi? Vay, dünyayı değiştireceğim. NE kadar öenmliyim ben. Süperim, süpermenim ben!
Sen önce kendi zihnindeki düşüncelerin nereden çıkıp da geldiğini ve sürekli aklının neden bu kadar karışık olduğunu anlamaya çalış. Zihninin içinde olan bitenleri bile değiştiremiyorsun dünyadan sana ne?
Yoksa sen zihnindekileri değiştiremediğin için mi dünyayı değiştirmekle meşgul oluyorsun?
Kafanıniçindekileri yönetmek daha zor olduğundan dünyayı yönetmek daha kolay görünüyor olmalı!
Tarih bunu deneyen ve başaran insanların tarihidir zaten. Biraz önce Atatürk’ten bahsettik, Öcalan’dan bahsettik..
Daha öncelerine bir bak: Bu insanlık ne Atillalar, ne Büyük İskenderler, ne Cengiz Hanlar, ne Hitlerler, Mussoliniler gördü. Bunların hepsi senin bu dediğini yapmaya kalkıştı işte!
Kendi korkularını, kaygılarını, hırslarını, arzularını tatmin etmek için dünyanın içine ettiler, pardon onu değiştirdiler..
Sen de değiştir. Bu zavallı dünyanın bunu bile kaldıracak gücü var.
Artık alıştı dünya önüne gelenin ona tecavüz etmesine. Sen de et gitsin!
Eğer yaşam bu kadar değersizse senin için at kendini savaşların, mücadelelerin ve çatışmaların dünyasına.
Hayat senin çöpe atmakta serbestsin yani.
Matemaitk yapmana ne gerek var ki?
Adam öldürürsen herkes seni hatırlayacak. Korkuyla, nefretle evet ama hatırlayacak.
Yak, yık yok et. Çünkü içinde bunlar varken onları çözmedin. Onlarla mücadele edecekken dışardaki haksızlıklarla vs. mücadele et. Öcalan bunu yaptı. Hitler de bunu yaptı. İçindeki nefret o kadar büyüktü ki Hitler’in tüm insanlığı yok etse dinmeyecek bir şeydi.
Ve yalnız değilsin bu durumda. Senin gibi milyonlarca, milyarlarca inan var. Hepsi dünyayı değiştirmek için köşede bekliyor.
Ama onların da kafasında başka dünya tahayyüleri var. Dikkat et. Eğer onlardan güçlü değilsen onların dünyasına tabi kalacaksın. O nedenle hepsinden güçlü olmak zorundasın. Herkes düşman olabilir. Her an herkes karşı saflara geçebilir.
Bunu çok iyi biliyorsun çünkü senin de aklında hep bir bu fikir bir de öteki fikir geçip duruyor.. Hangisi doğru olabilir acaba ki?
Emin değilsin, onlar da olamaz. O nedenle senin gibi düşünmeyenleri yok etmek zorunda kalcaksın.
E, dünyayı değiştirmeye bir yerden başlamalı değil mi?
Senin dünyanı da değiştirmeye birirleri kalkabilr.
Yok etmek veyok etmek zorundasın. Çünkü kafandaki değişmiş dünya şablonu bir türlü dünyanın kendisiyle uyuşmuyor olacak.
Yok edebildiğin her şeyi ve herkesi yok etmek yahut boyun eğdirmek zorundasın artık.
Al sana cehennemden yapılma bir dünya!
Nasıl tanıdık geliyor mu?
İnsanlık tarihini kısaca özetlemiş olmadım mı?
Hadi sen de katıl kervana ve dünyayı değiştirmeye başla.
Fazla vaktin yok. Hemen işlemlere başlaman lazım. Kendin gib olanlardan bir çete kur, hp beraber başla dünyayı değiştirmeye. Tarih senin adını altın harflerle mezarlıktaşlarının üzerine yazmaya hazır.
Zaten bunu böyle yazmayacak olanlar da bir daha düşünsünler değil mi! Senin gibi tarhin akışını değiştirmiş bir insanın ne kadar güçlü olduğundan haberdar değilse, bunun bedelini de ödemeye razıdır ne de olsa!
Bende sorun cok soru da cok. Sorularım saçma görünüyor..ama sormak daha iyi….
Sendeki soru(n)lar hakikaten çok. Sen bu spruların yanıtların kafanda netleştir ve ondan sonra tarihi de matematiği de değiştirirsin sevgili kardeşim.
Bence ondan önce birz eğlenmene bak. Biraz Hayyam oku ve gevşe..Kendini şarabın ve sevgilinin kollarına bırak. Meditasyonu da siyaseti de unut. Matematiği öüren derinliklerine dal.
Zamanın var. Rahatla ve anın tadını çıkart.
Sevgiler..