Gözlerin var. Kendi gözlerinle bak. Sahiden bak. Ve göreceksin. Gördüğünde her şey net olacak. Sadece gözlerini aç…
Monthly Archives: November 2009
Elmas Terapi
Featured

Sangeet Terapi ve meditasyon çalışmalarını Elmas Terapi’de yapmaktadır.
Sangeet Elmas Terapi’de bireysel Elmas Nefes Terapisi, Nefes Seansları, OSHO Aile Dizimi, Psikolojik Danışmanlık seansları ve Osho Meditasyonları sunuyor. Detaylı bilgi için
www.ElmasTerapi.com web sitesini ziyaret edebilirsiniz.
Sangeet’in etkinlikleri için aşağıdaki linki tıklayabilirsiniz: Gelen listedeki etkinliklerin üzerine tıklayarak detaylar sayfasına erilebilirsiniz.
>> SANGEET’İN ETKİNLİKLERİ <<
ANKARA OSHO MEDİTASYON MERKEZİ PROGRAMI:
Sangeet 18-19 Mart 2012 tarihlerinde Ankaradaki Osho Merkezinde etkinlikler yapacaktır.
17 Mart tam gün Aile Dizimi çalışması
18 Mart tam gün Elmas Nefes çalışması
Facebook Cumhuriyeti???
Facebook’ta bir üyeliğim var. Aslında bu sosyal paylaşım ağında pek eski sayılmam. Sadece son bir-iki aydır arada bir girip “sosyal ağıma takılmış” insanlarla dostluk ve paylaşımlar yapmaktayım. Hemen belirtmeliyim: Ben aslında (gayet) “Beyaz Türk” tanımına uyan birisiyim. Ülkenin oldukça iyi bir üniversitesinden mezun, yabancı dil bilen, (bilinen kalıplar içerisinde) dindar olmayan birisiyim. Hakikaten son derece beyaz bir tenim de var. Sosyal ve ekonomik olarak toplumun orta-üst katmanına denk geliyorum. Eh, haliyle arkadaş çevrem ve dolayısıyla da “Facebook” çevrem de büyük oranda bu profile yakın kimselerden oluşuyor.
Aslında özellikle amacım Facebook’un nasıl bir ortam olduğunu betimlemek değil. Bu sanal sosyalleşme ortamı birbirine benzeyen ilgi alanları aracılığyla sosyo-ekonomik olarak belirli bir kesite ait bir ağ oluşturmakta ve bunu son derece kolaylıkla yapabilmektedir. Bu bağlamda yakın bir zamanda bu grupta yaşamış olduğum bazı paylaşımların benim de ait olduğum bu toplum kesimindeki belirli bir zihniyele yüzleşmemde bana bir fırsat tanımış olması esas vurgulamak istediğim şey.
Cumhuriyet Bayramında içinde bulunduğum bu malum sosyal ağda belki de her iki-üç kişiden birisi Türk bayraklarını profillerine koymuş ve okul hayatım başladığından beri hiç değişmemiş olduğundan artık nefes alış verişim kadar kanıksamış olduğum sloganlar aracılığıyla mesajlar yolluyorlardı.
Ben de şu şekilde bir mesaj koydum profilime: “Cumhuriyet iyi bir şey kutlu olsun herkese. Umarım bir gün Cumhuriyetimiz demokratik de olur ve onu da kutlarız bu şekilde.”
Böyle bir mesajı yazarken içimde birikmiş binlerce olay, anti-demokratik uygulama ve bunlara maruz kalmış koskoca bir hayatın vermiş olduğu enerji olsa da özellikle “kağıt parçasının” demokrasinin ne kadar göstermelik olduğunun bir vesikası olarak bende yarattığı fırtınalar vardı zihnimin arkaplanında. Ayrıca Cumhuriyet tarihinin en büyük devrimlerinden birisi olma potansiyeline sahip demokratik –Kürt- açılım etrafında yer yerinden oynamaktaydı ne de olsa.
Oysa hamaset içerikli Cumhuriyet övgüleri ve Atatürk güzellemeleri haricinde Facebook’taki neredeyse 300 kişilik tanıdığım ve ortak ilgi alanıma ait insanda tek ama tek bir ses dahi çıkmıyordu bu mevzularda. Sadece Facebook’taki bu paylaşımlara bakıldığında sanki İsveç yahut İsviçre gibi bir ülkede yaşanmaktaydı. Sanki olanakları toplumun tüm kesimlerine adil dağıtılmış bir Cumhuriyet rejimi ve tüm hak ve özgürlükleri eşit ve şeffaf bir biçimde garanti altına alınmış yurttaşlardan oluşan bir ulusun bayramıydı söz konusu olan.
Benim yazdığım mesaja pek çok yanıt geldi. Bazıları şöyleydi: “Cumhuriyetin hakikaten ne analama geldiğini bilseydin bu şekilde bir şey söylemezdin,” “Parlemantonun bu halini görünce demokrasinin neye karşılık geldiğini anlamıyorsan diyecek bir lafım yok,” “Demokrasi dediğin şey aslında Anerika’nın istediklerinin harfiyen yapıldığı bir hükümete sahip olmaksa kalsın,” “Komprador bir devlet olacaksak demokrasinin hakikaten iyi bir şey olduğunu nasıl savunabilirsin,” “Demokrasiyi övmeden evvel onu kimlerin kendi çıkarına kullandığına bakmak lazım,” vs.
Ne oldu? Bu insanlar hakikaten ne istediklerinin farkındalar mı? Gerçekten, örtülü –hatta örtüsüz, ayen beyan- bir dikta rejimini istiyor olabilirler mi? Alevi liderlerine suikastlar planlayan, Kürt kökenli vatandaşlarını dağda tutarak, barışı değil savaşı yeğleyerek kendi onurunu ayakta tutmaya kalkışan, iki seçmenden birisinin oy vermiş olduğu bir partinin yok edilmesi planları yapan, halkının gözlerinin içine baka baka yalan söyleyebilen bir orduya sahip olmayı demokrasiye ve parlamenter rejime yeğ tuttuklarının farkındamılar? 86 yıldır süren az ya da çok yoğunluklu bir dikta rejimi altında yaşamanın bitmekte olduğunun ipuçlarını görmek bu insanları neden rahatsız ediyor? Sivil olmak ve seçme özgürlüğüne sahip olmak neden onlar için cazip değil?
Zannediyorum bunun pek çok sosyolojik ve psikolojik sebebi vardır. Ancak okumuş yazmış kesimi bu kadar dünya toplumundan ve hayatın gidişatından kopuk bir toplum nasıl kendisini ilerletebilecek adımlar atacak, nasıl olgunlaşacak?
Mahmur kampında ancak ölmeyecek kadar, minimum koşullarda yaşam savaşı veren insanların kendi yurttaşları olması neden bu insanları rahatsız etmiyor? Yerinden yurdundan olmuş, dönenlerin ise bağrında bombalar patlamış insanlar hangi Cumhuriyet’in vatandaşı?
Son zamanlarda dillendirilen “esasen bizim Türk sorunumuz var” tespiti hiç bu kadar doğru gelmemişti bana.
Kendi ülkesinde ve dünyada olan biteni bu kadar yanlış yorumlayabilen ve aslında dünyaya bir “tık” uzaklıkta böyle bir “elit” insan grubumuz olduğu için ne kadar gurur duysak azdır! Cunhuriyet “muasır medeniyet”e erişebilen bu kadar iyi eğitimli kuşaklar yarattığı için ne kadar övünse azdır!
Korkarım özgürlükten ve onun getireceği sorumluluk duygusundan bu kadar korkan bir sınıfsal kesime ait olmak beni pek de iyi hissettirmiyor. Zaten şimdiden kendimi “zencilerden biri gibi” hissetmeye başladım ben bu grubun içerisinde. (Yoksa mahalle baskısı bunun gibi bir şey miydi sevgili Hocam?)
Demokrasinin içini doldurmamış olduğu bir dikta rejiminin adına “cumhuriyet” dediğimizde maalesef bu sadece “padişahlık değil” anlamına geliyor. Yani esasen bir şeyin değili oluyor. Pozitif anlamda halkın rejimi değil. En azından yukarda saydığım –benim de ait olduğum- kesim dışındaki halkın rejimi değil.
Bu cumhuriyetin içini, ondan beslenip iyi okullara gidememiş, internet aracılığıyla dünyaya her istediğinde erişememiş, aldığı eğitimlerle ve giydiği marka elibselerle şık caddelerde dolaşamayan, çocuğunu hangi özel okulda okutacağım diye karara düşünmek zorunda kalmamış kesimlerin de ona sahip olabileceği hale getirmedikçe bir şeyin “değili” olarak kalmaya devam edecek.
Evet sevgili sosyo-ekonomik sınıfım… Artık bu Cumhuriyet’i bize benzemeyen geniş halk katmanlarına da açmak zorundayız. Aslında istesek de istemesek de bu olacak. Sadece kalbimizi ve düşünce yapımızı buna bir an önce açmak herkesin menfaatine olacak bunu fark edelim yeter.
Aynı fikirde olmadığımız, aynı sınıfa ait olmadığımız, aynı etnisiteye ait olmadığımız, aynı mezhebe ait olmadığımız insanların haklarına sahip çıkmadığımız sürece ne bu rejim gerçek bir cumhuriyet olacak ne de bizler Atatürk’ün hepimize göstermiş olduğu hedef olan muasır medeniyete erişmiş olacağız. Artık Afganistan’ın bile, Pakistan’ın bile diktatörlükle yönetilmesi mümkün değilken bunu bizelere layık görmek 86 yıllık Cumhuriyet’in yurttaşlarına hiç yakışmıyor.