OSHO'nun Mistik Gül Hakkında Söyledikleri

“Mistik Gül, bir kimsenin doğduğunda beraberinde getirdiği tohumu korumasının, ona doğru toprağı vermesinin, ona doğru ortamı ve titreşimleri sunmasının ve tohumun büyümeye başlayabileceği doğru yola yönelmesinin simgesidir.

Bu durumda nihai gelişim, Mistik Gül ile simgelenmiştir — varlığının çiçeklendiği, tüm yapraklarını açıp güzelim tazeliğini etrafa yaydığı zaman.

Daha derine gitmek isteyenler için yeni bir meditasyon terapisi yaratmayı yeğledim. İlk kısım kahkaha olacak — üç saat boyunca insanlar hiçbir neden olmaksızın kahkahalarla gülecekler. Ve ne zaman kahkahaları kaybolmaya yüz tutarsa “Yaa-Huu” diyecekler ve kahkahaları geri gelecek. Üç saat boyunca kazıldığında, varlığının üzerinde ne kadar çok toz katmanı biriktiğine şaşacaksın. Bu, bir savuruşta hepsini bir kılıç gibi kesecek. Yedi gün sürekli, her gün üç saat … varlığının ne çok dönüşüm yaşayabileceğini hayal edemezsin.

İkinci kısım ise gözyaşlarıdır. İlk aşama kahkahanı engelleyen her şeyi ortadan kaldırır — insanlığın geçmişteki tüm yasaklamaları, tüm baskılamalar; hepsini kesip atar. İçinde yeni bir boşluk meydana getirir. Ancak, kendi varlığının tapınağına ulaşmak için hâlâ bir kaç adım daha atmalısın çünkü, o kadar çok üzüntüyü, o kadar çok karamsarlığı, o kadar çok kaygıyı, o kadar çok gözyaşını bastırdın ki — bunların hepsi oradadır, seni kaplamaktadır ve güzelliğini yok etmektedir; zarafetini, neşeni örtmektedir.

Eskiden Moğolistan’da bir inanç vardı, her yaşamda hangi acı olursa olsun eğer bastırılırsa … ki acı bastırılır çünkü hiç kimse onu istemez. Acı çekmek istemezsin, o nedenle de onu bastırırsın, ondan kaçınırsın, başka bir yere bakarsın. Fakat o bir yere gitmez.

Moğol inancı — ki ben de ona katılıyorum — hayatlar boyunca bastırılmış acıların, içinde birikmeye devam edeceğidir; acılar neredeyse sert bir kabuğa dönüşür. İçine gittiğinde her ikisini de; kahkaha ve acıyı bulacaksın. Bu nedenle, gülerken bazı zamanlar aniden gözünden yaşların da gelmeye başladığı olur — genellikle onların karşıt kavramlar olduğunu düşündüğümüz için de epey kafa karıştırır bu durum. Gözyaşlarıyla dolu olduğunda gülmenin zamanı değildir, yahut, kahkaha atarken ağlamak için doğru mevsimde değilsindir. Oysa varoluş senin kavramlarına, öğretilerine inanmaz; varoluş, zıtlıklar üzerine kurulu, ikilemli kavramlarının hepsini aşar. Gün ve gece, kahkaha ve gözyaşı, acı ve saadet, her ikisi beraber gelirler.

Bir kimse varlığının en derinine ulaştığında görecektir ki, ilk katmanda kahkaha, ikincisinde ise gözyaşları ve acı vardır.

Öyleyse, yedi gün süresince, pek bir neden olmadan, kendine ağlamak için izin vermen gerekmektedir — gözyaşları gelmek için hazırdır. Sen onu engellemektesin; sadece engelleme. Yalnız, eğer gelmiyor olduğunu duyumsayacak olursan, “Yaa-Buu” de yeter. Bunlar saf seslerdir, tüm kahkaha ve gözyaşlarını getirmek, seni temizlemek için kullanılan bir yöntemdir; böylece sen masum bir çocuğa dönüşebilirsin.

Üçüncü ve sonuncu kısım ise tanık olmaktır — tepelerdeki gözcü. Nihayet, kahkaha ve gözyaşlarından sonra yalnızca tanıklık yapan bir sessizlik vardır. Tanık olmanın kendisi, baskılayıcı bir eylemdir. Tanık olursan ağlama durur, etkisizleşir. Bu meditasyon, kahkaha ve gözyaşlarını önceden bertaraf eder, bu sayede de, senin tanıklığının engelleneceği hiçbir şey kalmaz. Böylece, tanık olmak tertemiz bir gökyüzünü açıverir. Yedi gün boyunca sadece zihin açıklığını deneyimlersin.

Bu, tam olarak benim meditasyonumdur.

Bu küçücük taktiğin sunduğu kadarını, hiçbir meditasyonun sana veremeyecek olması şaşırtıcıdır. Benim bir çok meditasyonda deneyimlediğim şey, yapılması gerekenin, içindeki iki katmanı kırmak olduğudur. Kahkaların engellendi; sana, “Gülme, bu ciddi bir konudur!” denildi. Senin kahkahalarına kilisede ya da üniversite sıralarında izin verilmedi…

Demek ki ilk katman kahkahadır, ancak, sona erdiğinde kendini mutsuzluk ve gözyaşları içine gömülmüş bulursun. Fakat bu da muhteşem bir ferahlatıcı olgu haline gelecektir. Pek çok yaşamın çekilen acıları ve üzüntüleri kaybolacaktır. Şayet bu iki katmandan kurtulabilirsen kendini bulmuş olursun.

“Yaa-Huu” ya da “Yaa-Buu” sözcüklerinin anlamı yoktur. Bunlar sadece kendi varlığınıza belli bir amaç doğrultusunda girmek için kullanılabilecek yöntemler, seslerdir.

Bir çok meditasyon icat ettim, fakat belki de bu, en temel ve gerekli olanı haline gelecektir. O, tüm dünyayı ele geçirebilir…

Her toplum, neşe ve gözyaşlarını engelleyerek sana çok büyük zararlar verdi. Yaşlı bir adam ağlamaya başlarsa, “Ne yapıyorsun? Utanmalısın; sen elinden muzu alınmış ve bu nedenle ağlayan bir çocuk değilsin. Kendine başka bir muz al, ama, ağlama!” dersin. Bak — caddede dur ve ağlamaya başla, hemen sana şu fikirleri verecek bir kalabalık toplanır: “Ağlama! Her ne olduysa geçti, unut gitsin.” Kimse ne olup bittiğini bilmiyor, kimse sana yardım edemez; ama, herkes deneyecektir — “Ağlama!” Ve esasen, sen ağlamaya devam edersen, onlar da ağlamaya başlayacaklardır; çünkü onlar da gözyaşlarıyla dolup taşmaktadır. Bu gözyaşları, gözlere çok yakındırlar.

Ve ağlamak, gözyaşı dökmek, kahkaha atmak sağlıklıdır. Şimdilerde bilim adamları ağlamanın, gözyaşı dökmenin, kahkahalarla gülmenin, sadece fiziksel olarak değil, psikolojik olarak da son derece sağlıklı olduğunu söylüyorlar. Bunların, senin psikolojik sağlığını koruma yetileri çok yüksektir. Tüm insanlık, kimsenin yürekten kahkaha atmaması gibi basit bir nedenden dolayı biraz delirdi, çünkü her tarafta “Ne yapıyorsun? Sen çocuk musun — bu yaşta? Çocukların ne düşünür? Ses çıkarma!” diyecek birileri var.

Hiçbir neden yokken, yalnızca bir egzersiz, bir meditasyon olarak ağlayıp gözyaşı dökecek olursan … hiç kimse buna inanmayacaktır. Gözyaşları hiçbir zaman meditasyon olarak benimsenmemiştir. Ve ben derim ki, onlar yalnızca meditasyon değil, aynı zamanda ilaçtırlar. Daha iyi bir görme gücüne ve daha iyi bir içsel bakış açısına sahip olacaksın. Sana çok kökten bir yöntem sunuyorum; taptaze, el değmemiş. Ve hiç şüphe yok ki bu yöntem, dünya çapında yaygınlaşacak çünkü onun etkileri herkese, yapan kişinin gençleştiğini, daha sevecen hale geldiğini ve daha zarifleştiğini gösterecektir. Kişi daha esnek olmuş, daha az yobazlaşmıştır; daha çok neşelenmiş, çok daha şenlikli olmuştur.

Bu dünyanın gereksinim duyduğu tek şey, kalbin tüm geçmiş engellemelerden iyice arındırılmasıdır. Gözyaşları ve kahkahalar bunu birlikte yapabilir. Gözyaşları, içinde gizlenmiş tüm mutsuzlukları çıkarıp atacaktır ve kahkaha da seni esrimeden alıkoyan her şeyi alıp götürecektir. Bir kez bu sanatı öğrendiğinde fazlasıyla şaşıracaksın: “Neden daha önce bu söylenmedi?” diye. Bunun bir nedeni vardır: Hiç kimse insanlığın, bir gülün tazeliğine, güzelliğine ve hoş kokularına sahip olmasını istemedi.

Bu toplantılar dizisini Mistik Gül olarak isimlendirdim. “Yaa-Huu!” ise, Mistik Gül’ü senin tam da merkezine getiren, merkezini açacak ve hoş kokularını serbest bırakacak mantra sesidir; Mistik Gül, senin içsel varlığının kendi benliğine ulaşmasıdır.

Yardımcı Olacak Birkaç Nokta

O Yirmi bir günlük zaman dilimi boyunca diğer duygusal, zihinsel ve bedensel boşalım meditasyonlarını (Kundalini, Dinamik Meditasyon, ya da nefesi, duyguları açığa çıkaracak seanslar ve biyoeneji egzersizlerini) yapmaktan kaçınmak en iyisidir.

O Mistik Gül Meditasyonunu arkadaşlarınla beraber yapıyorsan, meditasyon esnasında birbirinizle konuşmayın.

O Pek çok insan kahkaha yahut ağlama haftasında bir kızgınlık katmanına denk gelir. Burada takılıp kalmaya gerek yoktur. Bırak onlar anlamsız seslerle ve bedensel devinimlerle dışa vurulsun, sonra da kahkahaya veya ağlamaya geri dön.

Ol Kahkahanı kutla, gözyaşlarını kutla, sessiz izleme anlarını kutla!”

-OSHO


Nadabrahma Meditasyonu

Nadabrahma Meditasyonu
(Nadabrahma Meditation)

Bu tüm bedende şifa veren bir titreşim yaratan ve enerjiyi göbekte merkezleyen el hareketleri yapılan eski bir Tibet “hmmmm” sesi çıkartma tekniğidir.

Nadabrahma meditasyonu bir saat sürer ve üç aşaması vardır. Günün herhangi bir saatinde tek başına yahut başkalarıyla yapılabilir. Fakat mideniz boş olsun ve sonrasında en azından 15 dakika aktif hale geçmeyin.

İlk Aşama: 30 dakika

Rahatlamış bir pozisyonda gözler kapalı bir şekilde oturun. Otururken tüm odadaki yahut birkaç metre çapındaki bir alanda bulunan insanlar tarafından duyulabilecek yükseklikte bir sesle “hmmmm” sesini çıkartın ve sesi çıkartırken tüm bedende bir titreşim yaratın. Yalnızca “hmmmmm” sesinin titreşimleriyle dolu, boş bir tüp yahut bir boru hayal edebilirsiniz. Öyle bir an gelir ki “hmmmmm” sesi kendiliğinden çıkmaya devam eder ve siz bir dinleyici haline gelirsiniz. Özel bir nefes tekniği yoktur ve isterseniz sesin perdesini değiştirebilirsiniz yahut bedeninizi yumuşak ve yavaşça hareket ettirebilirsiniz.


İkinci Aşama: 15 dakika

İkinci Aşama iki adet yedi buçuk dakikalık kısma ayrılmıştır.

Birinci yarıda avuçlar yukarı bakar şekilde, içten dışa doğru bir çember çizer şekilde elleri hareket ettirin. Göbek deliğinden başlayarak her iki el de ileri doğru hareket eder ve birbirinin aynadaki görüntüsünü oluşturacak şekilde sağ ve sol el iki büyük çember çizer. Hareketler o kadar yavaş olmalıdır ki dışardan bakıldığında herhangi bir hareket olduğu dahi anlaşılmamalıdır. Evrene, dışarıya doğru enerji verdiğinizi hissedin.

Yedi buçuk dakika sonra elleri avuçlar aşağı doğru olacak şekilde ters çevirin ve onları aynı çemberin üzerinde ters yönde hareket ettirmeye başlayın. Şimdi eller buluşmak üzere göbek deliğinde doğru gelecektir ve kollar iki taraftan dışa doğru açılır. Enerjiyi içeri aldığınızı hissedin.

Birinci aşamada olduğu gibi, bedeninizin geri kalanının yumuşaki yavaş hareketlerini engellemeyin.

Üçüncü Aşama: 15 dakika

Tamamen hareketsiz ve sessiz bir şekilde oturun yahut uzanın.

Nataraj Meditasyonu

Nataraj Meditasyonu

(Nataraj Meditation)

“Bırak dans kendi istediği şekilde aksın; onu zorlama. Aksine onun olmasına izin ver. O bir yapış değil oluştur. Eğlenceli bir ruh hali içerisinde kal. Son derece ciddi bir şey yapmıyorsun; sen sadece oyun oynuyorsun, yaşam enerjinle oynuyorsun, biyolojik enerjinle oynuyorsun, onun kendi istediği şekilde hareket etmesine izin veriyorsun. Tıpkı rüzgârın esmesi, nehrin akması gibi sen de esiyor ve akıyorsun. Bunu hisset.

Ve oyuncu ol. “Oyuncu” sözcüğünün her zaman benimle olduğunu hatırla, o çok temel bir şeydir. Hindistan’da biz yaratıma Tanrı’nın Leela’sı, yani Tanrı’nın oyunu deriz. Tanrı dünyayı yaratmamıştır; bu onun oyunudur.”

-OSHO

Natraj bütün meditasyonun dansta ibaret olmasıdır. Toplamda 15 dakika süren üç aşaması vardır.

İlk Aşama: 40 dakika

Gözler kapalı şekilde sanki kendinizi kaybetmiş gibi dans edin. Bırakın bilinçaltınız bütünüyle kontrolü ele alsın. Hareketlerinizi kontrol etmeyin ya da olan şeylere tanıklık etmeyin. Sadece dansın içinde bir bütün olun.

İkinci Aşama: 20 dakika

Gözler kapalı olarak hemen yere uzanın. Sessiz ve hareketsiz kalın.

Üçüncü Aşama: 5 dakika

Kutlama ve coşkuyla dans edin ve keyfini çıkartın.

Dinamik Meditasyon'da Ne Olur? / OSHO

Osho Dinamik Meditasyon hakkında detaylı bilgi veriyor…

Soru:

Aktif (dinamik) meditasyon yapmaya başladığım ilk günlerde kaslarımda gerginlik ve buna bağlı olarak vücudumun her yerinde ağrılar oluştu. Bunu aşmanın bir yolu var mı?

Osho:

“Yapmaya devam et. Aşacaksın.

Buradaki nedenler gayet açık. İki temel sebep var. İlki, bu oldukça kuvvet gerektiren bir egzersiz olduğundan, vücudunun uyum sağlaması gerekecektir. Bundan dolayı, ilk birkaç gün tüm vücudun acılar içinde olması doğaldır. Ancak bu durum ilk 3-4 gün içinde aşıldığında vücudun hiç hissetmediğin kadar güçlü olacaktır.

Fakat temel neden bu değildir. Buradaki temel neden daha derinlerde bir yerlerdedir ki, günümüz modern psikolojisi de bunun peşindedir. Senin vücudun sadece fiziksel bir şey değildir. Vücudunda, kaslarında kısaca tüm yapında bastırmaya bağlı olarak bir çok şey devrededir. Sen şayet kızgınlığını bastırırsan vücudun zehirlenir. Zehir kaslarına girer, kanına girer. Bir şeyi bastırdığında bu sadece zihinsel bir olay olmaz aynı zamanda bu fiziksel bir olay olur, çünkü sen bir bütünsün. Sen vücut ve zihin değilsin sen “vücut-zihin”sin -psikosomatik. Her ikisisin. Bundan dolayı zihninle yaptığın her şey sonunda vücuda ve vücudunla yaptığın her şey de zihnine ulaşır, çünkü zihin ve vücut aynı varlığın iki ucu gibidirler.

Örneğin, kızdığında vücudunda neler olur. Kızdığında bazı zehirli maddeler kanına girer. Çünkü bu maddeler olmaksızın yeterince çılgın bir hale gelemezsin. Senin vücudun belirli kimyasallar salgılayan organlara sahiptir. Bu filozofik değil tamamen bilimsel bir gerçekliktir. Kanın zehirlenir.

Bundan dolayıdır ki kızdığında normal olarak yapamayacağın şeyleri yapabilir hale gelirsin…Çünkü çıldırmışsındır. Normal olarak kaldıramayacağın büyüklükteki bir taşı kaldırıp atabilirsin. Hatta bunu nasıl yaptığına sonradan kendin dahi inanamazsın. Normale döndüğünde aynı taşı kaldıramazsın, çünkü artık aynı değilsindir. O esnada belirli kimyasallar kanının içinde dolaşmakta, seni acil durum şartlarında tüm enerjini kullanılabilir kılmaktadır.

Bir hayvan sinirlendiği zaman, “sinirlenir”. Kızgınlığı, siniri hakkında ahlaki bir değere, herhangi bir öğretiye sahip değildir. En doğal şekliyle kızar ve enerji açığa çıkar. Sen de hayvanlara benzer bir şekilde kızarsın. Fakat aynı zamanda toplum, ahlak, etik,… binlerce başka şeyler de seninledir. Sen kızgınlığını bastırmak zorundasındır. Kızgın olmadığını göstermelisin, gülümsemelisin -yüzde boyanmış gibi duran bir gülücük… Vücut savaşmaya hazırdır -savaşmaya yada kaçmaya, yüzleşmeye yada uzaklaşmaya… Vücut bir şeyler yapmaya hazırdır, kızgınlık bir şeyler yapmaya hazır olma durumudur yalnızca. Vücut sert ve saldırgan olacaktır.

Şayet sert ve saldırgan olabilirsen enerji açığa çıkacaktır. Ancak yapamazsın -bu uygun değildir, bastırırsın. Peki saldırmak için hazırlanmış kaslarına ne olacaktır. Sakatlanacaklardır. Enerjin onları saldırgan olmaya iterken, diğer taraftan sen de, saldırgan olmamaları için geri çekersin. Çatışma olacaktır. Tüm kaslarında, kanında ve tüm vücut dokularında bu çatışma olacaktır. Onlar bir şeyi ifade etmeye hazırken sen onları baskılıyorsun. Onları bastırıyorsun. O zaman vücudun sakatlanacaktır.

Bu tüm duygular için geçerlidir. Bu durum yıllarca gün be gün sürer. Ta ki, sonunda tüm vücudun tamamen sakat hale gelir. Tüm sinirlerin sakatlanır. Artık akmazlar, akışkan değildirler, canlı değildirler. Ölmüşlerdir, zehirlenmişlerdir. Tamamen düğüm olmuş, tüm doğallıklarını yitirmişlerdir.

Bir hayvana bak ve vücudunun o eşsiz zarafetini görmeye çalış. Peki insan vücuduna ne oldu? Neden aynı ölçüde zarif değil? Neden? Ona ne oldu? Ona bir şey yaptın, onu parçaladın ve doğal kendiliğindenliğini ve akışkanlığını kaybettirdin. O durağan bir hale geldi. Vücudunun her bir parçasında zehir var. Vücudunun her bir kasında bastırılmış öfke var, bastırılmış cinsellik var, bastırılmış hırs -her şey bastırılmış; kıskançlık, nefret. Orada her şey bastırılmış. Vücudun gerçekten çok hasta…

İşte meditasyon yapmaya başladığında tüm bu zehirler açığa çıkar. Vücudun tüm durağanlaşmış kısımları erir, yeniden akışkan hale gelir. Ve bu çok büyük bir çabadır. Kırk yıllık yanlış yollarda geçmiş bir hayattan sonra aniden meditasyon yapmak… tüm vücut ayaklanma halindedir. Tüm vücudun ağrıyacaktır. Fakat bu ağrılar gayet iyidir. Onları buyur etmelisin. Vücudunuz tekrar akmaya başlamasına izin ver. O yeniden zarif ve çocuksu olacaktır, canlılığını yeniden kazanacaksın. Ancak bu canlılık sana gelmeden önce cansız parçaların yeniden düzenlenmelidir ki, bu biraz acı verici olacaktır.

Psikologlar bizlerin vücudumuzun etrafında bir zırh yarattığımızı ve şimdi bu zırhın problem olduğunu söylerler. Kızdığında tüm kızgınlığını ifade edebilseydin ne olacaktı? Kızgınlık anında dişlerini sıkar, tırnaklarınla ve ellerinle bir şeyler yapmak istersin. Bunlar bize hayvan geçmişimizin mirasıdır. Ellerinle bir şeyler yapmak bir şeyleri tahrip etmek istersin.

Şayet parmaklarınla hiçbir şey yapmayacak olursan onlar sakatlanıp tüm zarafet ve güzelliklerini kaybedeceklerdir. Artık canlı değildirler. Ve zehir oradadır. İşte ne zaman biriyle tokalaşsan gerçekte dokunma yoktur, hayat yoktur, çünkü ellerin ölüdür.

Bunu hissedebilirsin. Bir ufak çocuğun eline dokun- arada ince bir fark vardır. Bir çocuk sana gerçekten elini verdiğinde -ki vermek istemediğinde kesinlikle vermez, elini çeker- bir çocuk sana asla ölü bir el vermez, basitçe elini çeker. Fakat bir çocuk sana elini vermek istediğinde, onun elinin senin elin içinde eriyormuş hissine kapılırsın. Sıcaklığı, akışı… sanki tüm çocuk elinin içindedir. Bir dokunuşla çocuk sana tüm sevgiyi ifade etmenin mümkün olduğunu gösterir.

Fakat aynı çocuk büyüdüğünde el sıkışırken ellerini ölü bir alet gibi kullanmaya başlayacaktır. Artık orada olmayacak onunla akmayacaktır. Bu blokajlar yüzünden olur.

Kızgınlık bloke edilir… gerçekten de ellerin çözülüp yeniden sevgiyi ifade edebilmelerinden önce yaman bir mücadele döneminden geçilmesi gerekir, kızgınlık en derinden ifade edilmelidir. Kızgınlık bu seviyeden açığa çıkarılmadığı sürece blokaj devam edecek ve sevgi oradan akamayacaktır,.

Senin sadece ellerin değil tüm vücudun blokedir. Birisine sarılabilirsin, birisini göğsüne bastırabilirsin ancak bu birisinin kalbine yakın olmakla eşdeğer değildir. Bunlar iki farklı şeydir. Birini göğsüne bastırmak fiziksel bir olaydır. Ancak kalbinin etrafında bir zırh varsa -duygularını engelleyen, o insan senden hiç olmadığı kadar uzak olacaktır, dostluk mümkün değildir. Ancak arada bir zırh, bir duvar yoksa o zaman kalbin diğerinde eriyecektir. Bir birleşme bir kaynaşma olacaktır.

Vücudun bir çok zehiri atmak zorundadır. Bu yerleşik zehirler yüzünden toksik ve acı çeker haldesin. Şimdi ben yeniden bir kaos yaratıyorum. Bu meditasyon senin içinde bir kaos yaratarak yeniden düzenlenmeni sağlamak ve bu yeni düzeni mümkün kılmak içindir. Sen olduğun halinle imha edilmelisin ki yeni olan doğabilsin. Olduğun halinle topyekün yanlıştasın. Sen imha edilmelisin ki ancak o zaman yeni bir şeyler yaratılabilsin. Acı olacaktır, ancak bu acı çok değerlidir.

Meditasyon yapmaya ve acı duymaya devam et. Vücudun direnmelerine kulak asma ve acı içinde kalmasına izin ver. Bu şiddetli acı senin geçmişinden kaynaklanmaktadır ve gidecektir. Sen hazır olduğunda o gidecektir. Ve o gittiğinde sen ilk defa bir vücuda sahip olacaksın. Şu anda sahip olduğun bir hapishane, bir kapsüldür. Bu kapsülde çevik ve canlı bir vücuda sahip değilsin. Hayvanlar bile senden daha güzel ve daha canlı vücutlara sahipler.

Yeri gelmişken, bu bizim neden giysilerle takıntı derecesinde ilgili olduğumuzu da açıklar- çünkü vücutlarımız değerli değildir. Giysilerinle takıntılı haldesin! Çıplakken vücuduna ne yapmış olduğunu görürsün. Giysilerin vücudunu senden saklar.

Meditasyon kamplarında bu durumu çok gözledim; kamplarda çıplaklığını sergileyen insanlar sadece güzel vücutlara sahip olanlardır çünkü onlar korkmazlar. Çirkin vücutlular ise gelir ve bu durumdan şikayet ederler. Korkuları doğaldır. Onlar diğerlerinin çıplaklığından değil, gerçekte kendilerinden, kendi vücutlarıyla yüz yüze gelmekten korkarlar.

Bu hastalıklı bir kısır döngüdür. Yaşayan, canlı bir vücuda sahip olmadığında onu saklamak ister ve sakladığında da onu daha ölü hale getirirsin.

Çağlar boyu giyinme sonucu vücutlarımızla ilgimizi kaybettik. Vücudunla kafası kesik bir halde karşılaşsan eminim ki kendi vücudunu tanıyamazssın. Çünkü ondan haberdar değilsin, ona dikkat etmeden, sadece içinde basitçe yaşıyorsun.

Biz vücutlarımıza fazlasıyla şiddet uyguladık. Dolayısıyla bu kaotik meditasyonda senin vücudunu tekrar canlanması için zorluyorum. Bir çok blokaj kırılacak, oturmuş, yerleşmiş birçok şey yerinden oynayacak, bir çok sistem yeniden akışkan hale gelecek. Acı olacaktır. Onu buyur et. O kutsaldır ve onu aşacaksın. Devam et! Ne yaptığını düşünmene gerek yok. Basitçe meditasyona devam et. Aynı süreçten geçen yüzlerce ve yüzlerce insan gördüm. Birkaç gün içinde acı gider. Ve acı gittiğinde vücudunda zekice bir sevinç hissedersin.

Şu anda bunu hissedemezsin çünkü acı burada. Sen onu biliyor olabilirsin veya olmazsın fakat acı tüm vücudunu kaplamış halde. O sürekli seninle olduğundan onun hakkında bilinçli değilsin. Her ne ki hep seninledir onun hakkında bilinçsizsindir. Meditasyon sırasında bilinçli hale gelirsin ve zihnin sana “Vazgeç ! Bütün vücudun ağrıyor” der. Zihnini dinleme. Basitçe devam et.

Acı bir süre içinde yok olacaktır. Ve acı gittiğinde, vücudun yeniden alıcı olduğunda, blokajlar yok olduğunda, tüm zehirler kaybolduğunda, sürekli olarak vücudunu saran bir neşe ve sevinç hissedeceksin. Her ne yapıyor yada yapmıyor olursan ol, vücudun hep bu akıllı sevincin titreşimleriyle sarmalanmış halde olacaktır.

Gerçekten sevinç vücudunun uyum içinde olduğundan başka anlam taşımaz -vücudun müzikal bir ritim içinde, başka bir şey değil. Neşe zevk değildir. Zevk başka bir şeyden türemiş olmalıdır. Neşe, sevinç tamamen kendin olmandır -canlı, enerjik ve hayatının merkezinde. Vücudunun etrafında ve içinde ince bir müzik, bir senfoni. Bu neşedir. Ancak vücudun akarken, bir nehir gibi akarken neşe içinde olabilirsin.

O gelecektir, ancak önce acıdan geçmelisin. Bu senin kaderinin bir parçası, çünkü onu sen yarattın. Şayet orta yerde durmazsan o gidecek. Şayet ortada durursan eski düzen yine orada olacaktır. Dört beş günde her şey eskiye döner, yoluna girer, “tamam” olur. Bu “tamam olmaya” dikkat et !

Yeniden Doğuş Meditasyonu

Yeniden Doğuş Meditasyonu
(Mystic Rose Meditation)

Osho’nun Yeniden Doğuş ile ilgili talimatları aşağıdaki gibidir.

1. Aşama: 1 Saat

İlk saatte bir çocuk gibi davranacaksın, yalnızca çocukluğunun içine gir. Yapmak istediğin her neyse yap — dansetmek, şarkı söylemek, zıplamak, ağlamak, bağırmak — herhangi bir şey, herhangi bir biçimde. Diğer insanlara dokunmak dışında hiç bir kısıtlama yok. Grupta hiç kimseye ne dokunun ne de bir zarar verin.

2. Aşama: 1 Saat

İkinci saatte sadece sessizce otur. Daha fazla tazelenmiş, masum olacaksın ve meditasyon daha kolaylaşacak.

Günde iki saat, yedi gün boyunca yapılacak.

Bu günler boyunca doğduğun andaki kadar cahil olmaya karar ver — yalnızca bir çocuk, yeni bir bebek; hiçbir şey sormaz, hiçbir şeyi tartışmaz, hiçbir şey iddia etmez. Minicik bir bebek olabilirsen, çok şey mümkündür. Hatta imkânsız gibi görünen şeyler dahi mümkündür.

OSHO’nun Yeniden Doğuş Meditasyonu Hakkında Söyledikleri

“Şunu unutma: Çocukluğunu yeniden kazan. Herkes onun için can atar, ancak hiçj

Herkes onun için can atar! İnsanlar çocukluğun cennet olduğunu söyleyip durur ve şairler çocukluğun güzelliği hakkında şiirler yazmaya devam ederler. Seni kim engelliyor? Yeniden kazan onu! Sana, ona yeniden sahip olman için bu fırsatı sunuyorum.

Oyuncu ol. Zor olacak bu çünkü fazlasıyla inşa edildin, yapılandın. Çevrende bir zırh var — onu gevşetmek, rahatlatmak çok zordur. Dans edemezsin, şarkı söyleyemez, zıplayamaz, öylesine bağıramaz, kahkaha atamaz ve gülemezsin. Gülmek istemen durumunda bile, öncelikle ortada gülünecek bir şey olmasını istersin. Basitçe kahkahanı atamazsın. Bir neden olmak zorundadır; ancak o zaman kahkaha atabilirsin. Bir neden olmak zorunda; ancak o zaman ağlayıp gülebilirsin.

Bilgini bir kenara koy, ciddiyeti bir kenara kaldır. Bu günler boyunca kesinkes oyuncul ol. Kaybedecek hiç bir şeyin yok! Bir şey elde etmezsen, hiçbir şey de kaybetmemiş olacaksın. Oyuncu olmakla ne kaybedebilirsin ki? Ama ben sana derim ki: Bir daha asla aynı olmayacaksın.

Benim oyuncu olunmasındaki ısrarım bu nedenledir. Ben seni tam da gelişmeni durdurduğun noktaya geri fırlatıp atmak istiyorum. Çocukluğunda gelişmenin, ilerlemenin durduğu ve sahte olmaya başladığın bir an olmuştu. Belki kızgındın — kızgın, öfke nöbetinde küçük bir çocuk — ve annen ya da baban, “Kızma! Bu iyi bir şey değil!” dedi. Sen doğaldın, fakat bir bölünme yaratıldı ve senin önünde bir seçim vardı: Doğal olmak istersen, o zaman anne babanın sevgisini alamayacaktın.

Bu sekiz günde ben seni doğal olmanın karşısında “iyi” olmaya başladığın o ana geri göndermek istiyorum. Oyuncu ol ve çocukluğuna yeniden kavuş. Zor olacak çünkü maskelerini, yüzlerini bir kenara koymak zorunda kalacaksın; kişiliğini bir kenara koymak zorunda kalacaksın. Ancak unutma, öz kendisini sadece kişiliğin orada yokken ortaya koyabilir çünkü kişiliğin bir hapishaneye dönüşmüştür. Bir kenara at! Acı verecek ama değer çünkü onun içerisinden tekrar doğacaksın. Ve acısız doğum olmaz. Gerçekten yeniden doğmaya kararlıysan; öyleyse, riski göze al.” kimse onu yeniden kazanmak için herhangi bir şey yapmaz.

-OSHO

Mistik Gül Meditasyonu

Mistik Gül Meditasyonu
(Mystic Rose Meditation)

Tek başına da yapılabilinen bu meditasyon üç bölüme sahiptir ve 21 gün sürer.

1. Kahkaha İçin Talimatlar

Gerçek kahkaha herhangi bir şeye ilişkin değildir. O, içine bir ağacın çiçeklenmesi gibi doğuverir. Nedeni yoktur, mantıksal bir açıklaması yoktur. O mistikdir; bu nedenle Mistik Gül’ün de sembolüdür.

Yedi gün boyunca, “Yaa-Huu” diye bir kaç sefer bağırarak başla, sonra da hiç neden olmadan 45 dakika kahkaha at. Yere uzanabilir ya da oturabilirsin. Kimileri yere uzanmanın karın kaslarını rahatlattığını ve enerjinin daha kolay devinmesine izin verdiğini söylerler. Bazıları ise kendilerini bir örtüyle kaplamanın veya bacaklarını havada tutmanın, kahkaha atan, kıkırdayıp duran içindeki çocuğu açığa çıkarmaya yardım ettiğini söylerler. Önemli olan, kendi içsel kahkahanı bulmaktır, bir neden olmayan kahkahayı; bunun için de gözlerin genellikle kapalıdır. Bununla beraber, arkadaşlarınla kuracağın bir miktar göz teması da kahkahayı alevlendirmek için iyidir.

Bırak bedenin, içindeki çocuğun masumiyeti ile birlikte hafif, oyun oynarcasına sallansın, ve kendini adamakıllı kahkaha atabilmek için özgür bırak.

Bazı zamanlar, yüzyıllardır orada olan, kahkahana izin vermeyen engellerle karşılaşabilirsin. Bu olduğunda kahkaha tekrar yükselene kadar “Yaa-Huu!” diye bağır, yahut anlamsız sesler çıkar.

Bırakma: Kahkaha aşamasının sonunda, bir kaç dakikalığına gözler kapalı olarak, hiç kıpırdamadan otur. Bedenin heykel gibi donmuş durumda, içerideki tüm enerjiyi toplamakta. Sonrasında kendini serbest bırak: Bedenini tamamen gevşet ve hiçbir kontrol ya da çaba sarf etmeden düşmesine izin ver. Kendini hazır hissettiğinde tekrar kalk ve sessizce oturup 15 dakika boyunca izle.

2. Gözyaşları İçin Yönergeler

Kahkaha geçtiğinde, kendini gözyaşları ve mutsuzluk içinde boğulurken bulacaksın. Ancak, bu da harika bir ferahlama olgusuna dönüşecek. Pek çok hayatın çekilen acı ve sıkıntıları kaybolacak. Bu iki katmandan kendini kurtarabilirsen, kendini bulmuş olursun.

İkinci hafta için; hafifçe bir kaç kez “Yaa-Buu” diyerek başla ve sonra da 45 dakikalığına kendini ağlamak için özgür bırak. Üzüntünün içine girmeye yardımcı olması için odayı hafifçe karartmak isteyebilirsin. Oturabilir ya da yere uzanabilirsin. Gözlerini kapa ve seni ağlatacak her türden duygunun derinlerine doğru yol al.

Yüreğini arındırıp hafifletecek biçimde, derinlemesine ağlamak için kendine izin ver. İçine attığın ve çektiğin tüm acılardan oluşan barajın parçalanıp açılmakta olduğunu duyumsa — bırak göz yaşların dışarı taşsın. Takıldığını hissettiğinde ya da bir süre ağladıktan sonra uykunun geldiğini farkedersen anlamsız sesler çıkart. Bedenini öne ve arkaya doğru hafifçe sallandır, yahut birkaç kez tekrar “Yaa-Buu” de. Gözyaşları oradadır, sadece engelleme.

Bırakma: Her gün ağlama aşamasının sonunda, hiçbir şekilde kıpırdamadan birkaç dakika otur ve sonra da, kahkahanın sonunda yapmış olduğun gibi, kendini bırakmaya başla.

Bu ağlama haftası süresince, gözyaşlarını getirebilecek her türlü duruma açık ol. Savunmasız ol.

3. Tepelerdeki Gözcü İçin Talimatlar

Üçüncü hafta için, günün kendini rahat hissettiğin herhangi bir diliminde sessizce otur ve daha sonra da hafif ve duygulu bir müzikle dans et.

Yerde oturabilir veya sandalye kullanabilirsin. Başın ve sırtın olabildiğince dik, gözlerin kapalı ve nefesin doğal olmalıdır.

Gevşe, farkında ol, tepelerdeki gözcü gibi ol, geçip giden her şeye tanıklık ederek. Bu, meditasyon denilen izleme sürecidir; neyi izlediğinin bir önemi yoktur. Düşünceler, duygular, bedensel uyaranlar, yargılar; gelen şey ne olursa olsun, içinde kaybolmamaya veya kendini onunla özdeşleştirmemeye dikkat et.

Oturuştan sonra, kendi seçimin olan yumuşak bir müzik çal ve dans et. Kendi devinimlerini bulması için bedeni özgür bırak ve hareket etmekteyken izlemeye devam et; müziğin içinde kaybolma.

Posted in Uncategorized | 1 Reply

Devavani Meditasyonu

Devavani Meditasyonu
(Devavani Meditation)

“Her gece uyumadan önce sana çok yardım edecek, küçük bir tekniği kullana-- bilirsin.

Işıkları kapat. Uyumaya hazır, yatağında otur. On beş dakika otur. Gözlerini kapat ve herhangi bir monoton, anlamsız ses çıkarmaya başla — la, la, la gibi — ve aklının sana yeni sesler sağlamasını bekle.

Hatırlanması gereken tek şey, bu seslerin ya da sözcüklerin bildiğin herhangi bir dilden olmamasıdır. Eğer İngilizce, Almanca ve İtalyanca biliyorsan bu sesler İngilizce, Almanca, İtalyanca olmamalı. Bilmediğin başka bir dile izin var: Tibetçe, Çince, Japonca. Ama Japonca biliyorsan ona izin yok, o zaman İtalyanca olabilir. Bilmediğin bir dili konuş. Sadece ilk gün, birkaç dakika zorluk yaşayabilirsin. Çünkü bu dili nasıl konuştuğunu bilmiyorsun. Konuşulabilir, bir kere başlayın; hangi ses, hangi anlamsız sözler olursa olsun, sadece bilinci kapatmak, bilinçaltını konuşturmak için…

Bilinçaltı konuştuğunda, bir dil bilmez. Bu çok çok eski bir yöntemdir. Eski Ahit’ten gelir. O günlerde buna glossolalia denirdi. Amerika’da birkaç kilise hâlâ bu yöntemi kullanıyor. Buna dillerde konuşmak diyorlar. Harika bir yöntem. En derin yöntemlerden biri ve bilinçaltına nüfuz ediyor.

La, la, la ile başlıyorsun ve içinden gelen herhangi bir şey ile devam ediyorsun. Sadece birinci gün, biraz zorlanabilirsin. Sonrasında, hünerini anlarsın. 15 dakika süreyle sana gelen dili kullan, onu bir dil gibi kullan. Bu 15 dakika, bilinçli aklı o kadar derinden rahatlatacak ki sonra sadece yatıp uyuyacaksın. Uykun daha derin olacak. Birkaç hafta içinde uykunda bir derinlik hissedeceksin ve sabah kalktığında tamamen yenilenmiş ve taze hissedeceksin.”

OSHO

YÖNERGELER

Birinci aşama: 15 dakika

Sessiz ve hareketsiz otur. (Hafif, yumuşak bir müzik eşliğinde olması tercih edilir.)

İkinci aşama: 15 dakika

Anlamsız sesler çıkarmaya başla. Örneğin, “la, la, la” — tanımadığın, sözcüğe benzer sesler gelene kadar devam et. Sesler beynin çocukken, kelimeler öğrenilmeden önce kullanılan, aşina olunmayan bölümünden gelmeli. Hafif, yumuşak bir konuşma tonu tuttur. Ağlayıp bağırma, gülme, çığlık atma.

Üçüncü aşama: 15 dakika

Ayağa kalk ve konuşmaya devam et. Bırak vücudun sesler ile uyum içinde hafifçe salınsın. Eğer vücudun rahatsa, gizli enerjiler senin kontrolün dışında bir Latihan yaratacaktır.

Dördüncü aşama: 15 dakika

Yere uzan. Sessiz ve hareketsiz kal.

Groushankar Meditasyonu

Groushankar Meditasyonu
(Groushankar Meditaion)

Bu meditasyon, 15’er dakikalık dört aşamadan oluşur.

İlk iki aşama, kişiyi üçüncü aşamaya hazırlar ki bu, anlık Latihan’dır. Osho, nefes alıp verme doğru bir biçimde yapılırsa, ilk aşamada oluşan damarlardaki karbondioksitin, sana kendini Everest kadar yüce hissettireceğini dile getirmişti.

(Bu meditasyonu destekleyen müzikleri, internetten elde edebilmek için tıklayınız.)

İlk Aşama: 15 dakika

Gözler kapalı ve sırt dik olarak rahat bir pozisyonda oturun. Burundan derin nefes alarak ciğerlerinizi tamamen havayla doldurun. Nefesinizi tutabildiğiniz kadar uzun süre ciğerlerinizde tutun ve sonra da çok sakin ve yavaş bir şekilde vermeye başlayın. Ciğerlerinizi tekrar hava ile doldurmaya başlamadan önce de, kalabildiğiniz kadar ciğerlerinizi havasız tutun. Bu nefes döngüsünü ilk aşama boyunca tekrar edin.

İkinci Aşama: 15 dakika

Normal nefesinize dönün. Bedeninizi sabit tutarak, hareket ettirmeden, çok yumuşak bir şekilde; gözler rahat bir şekilde, yanmakta olan bir muma ya da yanıp sönen bir mavi ışığa bakın.

Üçüncü Aşama: 15 dakika

Gözler kapalı olarak ayağa kalkın ve bedeninize rahat olması ve duyarlı hale gelmesi için izin verin. Bedeninizi, normaldeki kontrolden farklı olarak, bazı zor farkedilen enerjilerin hareket ettirdiğini hissetmeye başlayacaksınız. Latihan adı verilen bu olayın gerçekleş- mesine izin verin. Siz hareketi yapmayın; bırakın hareket kendiliğinden yumuşak, zarif bir biçimde gerçekleşsin.

Dördüncü Aşama: 15 dakika

Yere kapalı gözlerle uzanın, sesiz ve hareketsiz kalın.


NOT: Bu meditasyon özellikle üçüncü göz çakrasını aktive etmeye yönelik bir tekniktir. Üçüncü göz, sezgilerimize açılan kapımızdır. İlk üç aşamada, düzenli ve ritmik vuruşlar — mümkünse normal kalp atışının yedi katı kadar sıklıkla olmalı — eşliğinde yatıştırıcı bir müzik, arka fon olarak kullanılabilir.

Boyutsuzluk Meditasyonu

Boyutsuzluk Meditasyonu

(No Dimensions Meditation)

Sufi tekniğine dayalı bu meditasyon, merkezimizi keşfetmemize ve merkezimizde- kalmamıza yardım eder.

Bu meditasyonun üç aşaması vardır. İlk iki aşamada gözler açık olacaktır. Fakat gözler herhangi bir yere odaklanmayacaktır. Son aşamada ise kapalı olacaktır.

(Bu meditasyonu destekleyen müzikleri internetten elde edebilmek için tıklayınız.)

Birinci Aşama: Sufi Hareketleri / 30 dakika

Sabit durun ve sol elinizi kalbininizin üzerine, sağ elinizi de haranın, yani göbek deliğinin iki parmak altına koyun. Bu şekilde kıpırdamadan bir süre durun. Müziği dinleyin ve bedeninin merkezini hissedin. Zil çaldığında aşağıda tarif edilen hareket silsilesini tekrar edin.

1) Haranın üzerinde iki elinizi birbirinin üzerine koyup avuç içleri aşağı bakar şekilde birleş- tirin. Burundan nefes alarak ellerinizi kalp seviyesine kadar kaldırın ve onları sevgiyle doldurun. Nefesinizi verirken “ŞŞUUU” sesini yüksek sesle çıkartın. Bu sesi gırtlağınızdan çıkartmalısınız. Bunu yaparken de dünyaya sevginizi yollayın. Aynı anda parmaklar açık olmak kaydıyla sağ kolunuzu ve sağ ayağınızı ileriye doğru uzatın, hamle yapın. Aynı anda sol elinizi haraya doğru indirin. Son olarak da sol el inerken, sağ kol ve ayak geri dönecek ve orijinal pozisyonda, eller haranın üzerinde tekrar birleşmiş olacak.

2) Bu hareketi sol el ve ayaklar için tekrar edin ve sonunda yine orijinal pozisyona dönün.

3) Aynı hareket serisini bu kez sağ el ve ayaklar ile uzatılırken, sağ tarafa doksan derece dönerek tekrar edin ve orijinal pozisyona dönün.

4) Aynı hareket serisini bu kez sol el ve ayaklar ile uzatılırken, sol tarafa doksan derece dönerek tekrar edin ve orijinal pozisyona dönün.

5) Aynı hareket serisini bu kez sağ el ve ayaklar ile yüz seksen derece geriye, sağ taraftan dönerek tekrar edin ve orijinal pozisyona dönün.

6) Aynı hareket serisini bu kez sol el ve ayaklar ile yüz seksen derece geriye, sol taraftan dönerek tekrar edin ve orijinal pozisyona dönün.

Meditasyonun bu aşaması, yavaşça başlayıp zamanla yoğunlaşır ve hızlanır. Müziği, doğru ritme uyabilmek için kullanın ve haradan hareket etmeyi unutmayın. Kalçalar ve gözler hareketin yapıldığı yöne doğru bakmalıdır. Hareketleri akıcı ve zarif bir biçimde yapın. “ŞŞUUU” sesini gırtlaktan çıkarın ve bu ses, müzikteki ile senkronize olsun.

Bu aşama müziğin bitmesiyle son bulur. Bir süre sonra başlayan müzik ile ikinci aşama başlar.

İkinci Aşama: Semah Dönüşü

Sağ ayak başparmağınızı sol ayak başparmağınızın üzerine koyarak durun. Kollarınızla kendinize sarılın ve kendiniz için sevgi duyun, kendinizi sevin. Müzik başladığında öne doğru eğilip selam durun. Varoluşa, sizi bu meditasyona getirdiği için şükran duyun ve bunu ona sunun. Tempo değiştiğinde, sağ ya da sol, hangisi size doğru olduğu hissi uyandırıyorsa o tarafa doğru semah dönmeye başlayın. Başlangıçta kollarınızı iki tarafa açın ve başınızı, şayet isterseniz, hangi yöne doğru dönüyorsanız o tarafa doğru yaslayın. Dönmeye başladıktan sonra yavaşça, istediğiniz şekilde bu pozisyonları değiştirebilirsiniz.

Eğer ilk kez semah dönüyorsanız, çok çok yavaş bir şekilde başlamanız en iyisidir. Bedeniniz ve zihniniz dönmenin etkilerine alıştıktan sonra kendiliğinden bir hızlanma olacaktır. Ancak, hiçbir şekilde bunu sizin zorlamamanız gerekmektedir. Bunun tamamıyla kendiliğinden olmasına izin vermelisiniz. Şayet bir şekilde başınız döner ya da bulantı başlarsa, yavaşlayıp durabilir ya da oturabilirsiniz.

Semahı bitirmek için yavaşlayın, durun ve kollarınızla kendinize sarılın.

Üçüncü Aşama: Sessizlik

Gözler kapalı olarak, göbeğinizin üzerinde yere uzanın. Bacaklarınızı açık tutun. Bu sayede, meditasyon sırasında harekete geçen enerjilerin akmasına izin vermiş olursunuz. Kendinizle birlikte olmak dışında yapılacak hiçbir şey yok. Şayet rahatsız olduysanız, sırtüstü de yatabilirsiniz.

Meditasyonu bitiren bir gonk sesi duyacaksınız.

İlahi Müzik, Klasik Müzik…

Her şey bu parçayla başladı:

Klasik müzik dinlemeye bir buçuk yıl önce başladım.

Aslında hep rock ve ne fazla caz dinlemişliğim vardı o güne dek. Ta ki bir kitap okuyana kadar. Kitabın kahramanı caz ve klasik müzik seviyordu. 20 yıldır görmediği ilk geçlik aşkı ile bir sahil kasabasından dönerken arabada klasik müzik dinliyordu. Ve o müzik eşliğinde ona olan aşkı alevleniyor ve yeniden buluşuyorlardı…

Kitabın kahramanı son derece sıradan bir insandı. Onu sevdim. Onu kalbime kabul ettim ve zannediyorum biraz özdeşleştim.

Bu sayede o seviyorsa ben de bir şans tanımalıyım dedim klasik müziğe.

İnternetten hemen küçük bir araştırmayla Classical top 100 adında bir toplama klasik müzik albümü buldum ve indirdim.

Bu albüm klasik müziğin pek çok evresine ait en beğenilen besteler ve en güzel yorumlardan seçilmiş harika bir albümdü. Klasik müziğe başlangıç için nefis bir seçimdi. (Şayet bugüne kadar klasik müziği tam olarak sevemediyseniz belki de bu albümü yahut buna benzer “Best Classical 100” “Classical Top 100” vb. seçkileri araştırıp denemeyi düşünebilirsiniz)

Aslı amacım okuyucuyu klasik müziğe alıştırmak değil. Bu tamamen size kalmış bir şeydir. Benim esas amacım klasik müziğin meditasyona uygun doğası hakkında birkaç laf etmek.

Ben klasik müzik dinlemeye başlamadan çok zaman evvel meditasyon tecrübeleri yaşamaya başlamıştım. Meditasyon içinde bulunmanın, varlığımın en serin ve en duru hallerini tecrübe etmenin tadını almıştım öncesinden.

Ve ben klasik müziği sanki ilk kez duyuyormuşçasına dinlemeye başladığımda fark ettiğim şey bunun layıkıyla yapılması halinde doğrudan insanı meditasyon haline sokabildiğiydi.

Evet, özellikle dinlemekte olduğum o meşhur Classical Top 100 seçkisindeki bir Bach parçası beni doğrudan sarstı. Sonra, giderek kulağım bu müziğe alıştıkça —bu fazla uzun sürmedi, sadece ertesi gün— pek çok başka parça da dinlerken beni sarsmaya ve ruhumun en derinine kadar bana nüfuz etmeye başladı. Bir sür sonra beni en çok etkileyen parçaların hep J. S. Bach parçaları olduğunu da keşfettim.

Kulağımın ve ruhumun pası açıldıkça diğer parçalar da beni etkilemeye başladı. Ancak dikkat ettiğim bir şey vardı ki hep belli bir döneme ait parçalar ben en derinden etkiliyordu. Araştırdığımda tüm etkilendiğim bestecilerin aslında Barok dönem bestecileri olduğunu gördüm. Hala daha Barok dönemdeki klasik müzik favorimdir.

O dönemde bestelenen parçalarda inanılmaz bir süzülmüşlük ve sadelik söz konusu. Duygular ve hayatın ruhuna ve özüne en derin dokunuş ve hissediş hep o dönemde mevcut.

Zaten en büyük bestecilerin pek çoğu o dönem bestecilerdir: Johann Sebastian Bach, Vivaldi, Mozart, Beethoven, Albinoni…

Daha pek çok var ancak bunlar en bilinenlerdir. Ayrıca pek çok yerde çalınan ve geniş kitlelerce duyulan pek çok klasik müzik parçaları da neredeyse hep bu dönem müzikleridir. Dolayısıyla bu müziğe bir şans tanımak isteyen kişilerin başlangıç olarak Barok dönem denemelerini önerebilirim.

Bu dönemin sadeliği, saflığı, zarafeti ve engin ruhsallığı kalbinizi fethedebilir bir anda. Ve şayet bu gerçekleşiverirse bir daha doğru dürüst ne arabesk, ne pop, ne de başka gelip geçici müziğe kulaklarınızı açabilirsiniz… bu maalesef geri dönüşü olmayan bir yoldur. Elbette arada bir dinlediğiniz olur ama asla sizi tatmin etmez, doyurmaz, kandırmaz…

Bu dönemdeki müziklerin pek çoğu kilise müzisyenliğinin çok yaygın olması ve bestecilerin oralarda istihdam edilmesi sebebiyle dini etkiler altında bestelenmiştir. Zaten din o dönemlerde bilim ve Rönesans öncesinde genel geçer değerdi toplumlarda ve doğal olarak herkes onun etkisi altındaydı.

Özellikle Bach oldukça dindar bir insandı. Dini duyguların, insan ruhunun ilahi boyutlarına dokunmanın en kolay olduğu dönemlerdi. Doğa ve insanlar daha dostça ve samimiydiler. İnsanın doğayla ve doğa aracılığıyla kendisi ile olan ilişkisi daha bütünseldi. Sonsuzlukla, sevgiyle, Tanrı’yla buluşmak daha kolaydı.

Bu dönemdeki müzikler büyük oranda bu ruhsal atmosferi ve duyguları çok güzel yansıtır. Aksi halde müzikteki bu doruk noktaya erişmek hiç de kolay olmayabilirdi.

Örneğin bir Bach dinlemek başlı başına ruhsal bir tecrübedir. Benim özellikle klasik müzik ile meditasyon konusunda denemelerim oldu ve muazzam derin tecrübeler yaşamak olası. Bunu ilerleyen tarihlerde grup olarak insanlarla da denemek ve birlikte paylaşmak isteğim var.

Klasik müzik ve özellikle Barok dönemdeki müzik meditasyon halinde dinlendiğinde ilahi bir tecrübedir. Başka hiçbir şey yapamaz insan. Tüm varlığını doldurur müzik. Zihin o kadar haz alır hale geçer ki düşüncelerin ortaya çıkması dahi zihin için bir zulüm haline gelir. Kendisini sadece ve sadece bu müzikle doldurmak ister. Yağmurlara hasret çöl gibidir zihin Barok müzik karşısında… Kendisini bütünüyle müziği algılamaya adar. Beden de artık sadece müzik ile titreşmektedir. Ve bu müziğin ahengiyle beden, zihin ve ruh titreşimleri birleşir, artık kişi tek ve birdir. Aslında bir de kalmaz bir süre sonra. Sadece müzik vardır, sadece titreşim vardır, geride bir şey kalmaz. Eriyip yok olur kişi. Tıpkı meditasyondaki gibi. Tıpkı ölümdeki gibi. Evet hakiki bir klasik müzik tecrübesi damlayı okyanusun içerisinde eritir. Damla artık yoktur, sadece okyanus vardır. Ve okyanus çok engindir. Her şey onun içindedir.

Sevgi, aşk, coşku, orgazm, ölüm, doğum, yaşam, Tanrı, şeytan, katil, kurban, müzik, sanat, eğlence, hüzün, zevk, acı… Tüm tecrübeler, tüm olasılıklar tek bir okyanustur artık. Her şey onun içinde ermiştir. Her şey bizzat odur artık…

Bu insanı meditasyonun götüreceği yerdir.

Sanat ruhumuzla buluşmanın olasılıklarından birsidir. İlahi olanın yansımasıdır. Bir sanatçının elleriyle, bir kemancının dokunduğu tellerle, bir bestecinin içinde hissettiği ritimle, bir ressamın renkleriyle hayata yansır Tanrı.

Bize bir şaka yapar. O kişiler aracılığıyla bizim ruhumuza ses verir. Ruhumuz aracılığıyla verdiği mesaj kendisine yeniden ulaşır… Bu bir döngüdür. Sanat ilahidir, sonsuzdur, sonsuzluğa açılan kapıdır.. Oradan girildiğinde kişi sonsuzun kapılarından kendi varlığının derinliklerine ulaşır. Kendine ulaştığında, varlığın en derin noktasına eriştiğinde artık ayrım yoktur, okyanusa kavuşmuştur insan…

Belki de insanların klasik müzikten bu kadar uzak durmasının ardında bu kadar büyük bir tecrübeye hazır olmamaları yatıyordur. Belki de bizlere pazarlanan çiğne at sakız müzikler, sanat diye yutturulan her türlü tüketim nesnesi hepimizin ruhlarının bu kadar derin bir tecrübe yaşamasını engelleyebilmek içindir…

Çünkü hakiki sanat ruhani bir tecrübedir. Ve ruhsallığıyla temas etmiş insanları artık kimse kontrol edemez.

Oysa birilerinin gidip birilerini bir hiç uğruna öldürmesi gerekir. O kişileri kullanmak gerekir. O zaman bu sanat denen şeyi sulandırmalı, esas özünden soyutlamalıdır…

Estetikten geniş kitleler uzak tutulmalıdır ki ilahi bir güçle temasa geçmeden bu insanları sahte şeylerle oyalayabilelim… Böyle mi düşünür güç sahipleri bilmiyorum ama olan şeyler —birileri bunu bu şekilde planlamamış olsa da— sanki buna hizmet ediyor gibi geliyor bana…

Evet, sanat, müzik, resim bunu yapabilir. Buna muktedirdir. Çünkü hakiki sanat, hakiki yaratıcılık sadece ve sadece ilahi olanın insanlar aracılığıyla yeryüzüne ve insan tecrübesine dokunmasından başka bir şey değildir.

Tanrı kulağımıza Bach’ın Albinoni’nin, Mozart’ın müziğiyle fısıldıyor, gözlerimize Salvador Dali’nin, Picasso’nun, Rambrandt’ın resmiyle gözüküyor ve Mona Lisa’nın gözlerinin içinden bakıyor…

Ne kadar ondan kaçabiliriz ki?

Sadece müziği dinlediğimizde, kitabı okuduğumuzda, resme baktığımızda, heykele dokunduğumuzda nefesimiz kesilir ve başımız döner…

Ve zihnimiz boşalır.

Meditasyon budur…

Posted in Uncategorized